Yargıtay - Ceza Genel Kurulu

2016/285 Esas 2018/500 Karar
Karar Tarihi: 01.11.2018
Yargıtay

Ceza Genel Kurulu         2016/285 E.  ,  2018/500 K.

'İçtihat Metni'

Kararı veren

Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 22. Ceza Dairesi

Mahkemesi :Asliye Ceza

Sayısı : 554-82

Nitelikli hırsızlık suçundan sanık ...'ın TCK'nın 142/2-a, 62/1, 53/1 ve 63. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Didim (Yenihisar) 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 04.02.2011 tarihli ve 554-82 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 22. Ceza Dairesince 12.10.2015 tarih ve 6141-5225 sayı ile;

“1- Olay günü şikâyetçinin aracının içinde almış olduğu alkolün etkisi ile uyuyakaldığı sırada sanığın, kapıları açık olan aracın içindeki şikâyetçinin cebinde bulunan cüzdanını çalması karşısında, şikâyetçinin malını koruyamayacak olması konusunda, olayın oluş biçimini de göz önünde bulundurmak suretiyle, alınan 150 promil alkolün, şikâyetçinin malını koruyamayacak hâle getirip getirmediği hususunda işin uzmanından rapor aldırılıp sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

2- Güvenlik kamera görüntülerinden suç saatininin 05:28 olarak belirlenmesi, güneşin suç tarihinde Didim'de saat 07:28'de doğduğunun anlaşılması karşısında, 5237 sayılı TCK'nın 6/1-e maddesi uyarınca gece vakti deyiminden güneşin batmasından bir saat sonra başlayan ve doğmasından bir saat evvele kadar devam eden zaman süresinin anlaşılması gerektiği gözetilerek, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 143. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi,' isabetsizliklerinden oy çokluğuyla bozulmasına karar verilmiş,

Daire Üyeleri M.Karayol ve M. F. Özarslan;

'...Sanığın eyleminin TCK'nın 141. maddesi anlamında basit hırsızlık suçunu oluşturacağı ve bozma ilamının 1. bendinde işaret edilen eksikliğin araştırılmasının sonucu değiştirmeyeceği kanaati ile (1) numaralı bozma düşüncesine muhalifiz.' açıklamasıyla karşı oy kullanmışlardır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 09.12.2015 tarih ve 185539 sayı ile;

'...5237 sayılı TCK'nın 142/2-a maddesindeki düzenlemede; 'suçun; kişinin malını koruyamayacak durumdan olmasından veya ölmesinden yararlanarak' işlenmesi hâli yaptırım altına alınmıştır. Maddenin gerekçesinde ise; 'ikinci fıkranın (a) bendine göre, hırsızlık suçunun kişinin malını koruyamayacak durumda olmasından veya ölmesinden yararlanılarak işlenmesi, suçun temel şekline nazaran daha ağır ceza ile cezalandırılmasını gerekmektedir. Mağdurun trafik kazası geçirmiş olması, akli veya bedensel bir hastalık veya sakatlıkla malul olması, malını koruyamayacak durumda olmasının örneklerini oluşturmaktadır. Hatta, bir yakınının ölüm haberini almış olmaktan doğan büyük bir üzüntünün neden olduğu bir panik hâlinin de aynı durumu doğurmuş bulunması olanaklıdır. Bu bent hükmünün uygulanabilmesi için, kişinin malını koruyamayacak duruma fail tarafından getirilmemiş olması gerekir. Aksi takdirde, duruma göre, yağma suçunun veya başka bir suçu işlemek amacıyla kasten öldürme suçunun oluştuğunu kabul etmek gerekir.' açıklaması yapılmıştır. Yüksek Dairenin muhalif üyelerinin de gerekçelerinde belirttiği şekilde, maddedeki örneklerin hepsinde malını koruyamayacak duruma gelme hâlinde mağdurun bir iradi davranışı söz konusu değildir. Sebepler hep mağdurun elinde olmayan şekilde gerçekleşmekte, mağdur elinde olmayan dış etkenler sonucunda veya maluliyet nedeniyle mukavemet edemeyecek durumda bulunmaktadır. İtiraza konu olayda da mağdur iki ayrı barda alkol aldıktan ve ikinci bardan dışarı çıkarıldıktan sonra araç içerisinde uyuyakalmış ve bu sırada suç işlenmiştir. Dolayısıyla mağdur kendi iradesiyle malını koruyamayacak duruma gelmiştir. Yüksek Ceza Dairelerinin uygulamaları da bu yöndedir. Nitekim, benzer bir olayda 6. Ceza Dairesi 17.10.2006 tarihli ve 2253-9893 sayılı kararında; 2. Ceza Dairesi 17.03.2014 tarihli ve 17224-7070 sayılı kararında 142/2-a maddesine göre uygulama yapmamış, 141/1 maddesinin eyleme uyduğuna hükmetmiştir. Başsavcılığımızın görüşü de bu tür eylemlerin 5237 sayılı TCK'nın 141/1. maddesine (bina içerisinden ise 142/1-b) uyduğu yönündedir ve 13. Ceza Dairesinin aksi yöndeki kararına 2011/156337 tebliğname numaralı dosya üzerinden itiraz edilmiş olup henüz sonuca ulaşmamıştır.

Bu sebeplerle, Yüksek Dairelerin kararları arasında içtihat birliğini sağlamak amacıyla Yüksek Dairenin (1) numaralı bozma gerekçesine, eylemin 5237 sayılı TCK'nın 141/1. maddesine uyduğu ve hükmün bu gerekçeyle bozulması gerektiği' düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 13.01.2016 tarih, 21738-195 sayı ve oy çokluğuyla itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin hukuki niteliğinin belirlenmesine ilişkin ise de; Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle, katılan sıfatını alabilecek şekilde suçtan zarar gören şikâyetçinin, davadan haberdar edilmemesi ve yokluğunda hüküm kurulması hâlinde, gerekçeli kararın tebliği sağlanmadan temyiz incelemesi yapılmasının mümkün olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

İncelenen dosya kapsamından;

Şikâyetçi ...'nın, almış olduğu alkolün etkisi ile aracında uyuduğu sırada üzerinde bulunan ve içinde 5000 Euro olan cüzdanının çalındığı yönünde müracaatta bulunması üzerine soruşturmaya başlanıldığı,

Güvenlik kamerası izleme tutanağında; olay yeri yakınlarında bulunan iş yerlerine ait güvenlik kamerası görüntülerinin incelendiği, şikâyetçinin 30.10.2010 tarihinde saat 05.15 sıralarında dört erkek şahıs tarafından kollarından tutularak park hâlinde bulunan aracının yanına getirildiği ve şoför kapısından araca bindirildiği, şahısların saat 05.16'da kapıları kapatarak aracın yanından ayrıldıkları, saat 05.24'te sanık ...'ın, şikâyetçinin aracının yanına geldiği, etrafı kontrol ederek aracın sağ tarafından içeriye baktığı, daha sonra görüntüden kaybolduğu, saat 05.28'de yeniden aracın yanına geldiği, etrafı kontrol ettikten sonra aracın şoför kapısını açtığı ve içeri doğru eğilerek aracın içinde bir şeyler yaptığı, sonra geri çekilip kapıyı kapattığı, elinde bulunan cüzdanı açarak içine baktığı, karşı tarafa geçerek olay yerinden uzaklaştığı bilgilerine yer verildiği,

Soruşturma aşamasında ...'nın şikâyetçi olduğunu söylediği, sanığın tutuklu olması nedeniyle 07.12.2010 tarihli ilk oturumda hazır bulundurulması amacıyla şikâyetçi hakkında zorla getirme emri çıkarıldığı,

06.12.2010 tarihli tutanakta; evrakta belirtilen.... Didim adresinin kapalı olduğu, çevreden yapılan araştırmada ...'nın Fransa'da ikamet etmesi, zaman zaman Didim ilçesine gelmesi nedeniyle duruşmaya getirtilemediğinin bildirildiği,

04.02.2011 tarihli oturumda da hakkında çıkartılan zorla getirme emrine rağmen yurt dışında olması nedeniyle hazır edilemeyen şikâyetçinin yokluğunda yargılamaya devam edilerek hüküm kurulduğu,

Şikâyetçinin kovuşturmadan haberdar edildiğine ilişkin dosyada bir bilgi veya belgenin bulunmadığı, Özel Dairece şikâyetçi ...'ya herhangi bir tebligat yapılması sağlanmadan temyiz incelemesinin yapıldığı,

Anlaşılmaktadır.

Şikâyetçi ... soruşturma aşamasında; Fransa'da ikamet ettiğini, yazları Didim'e geldiğini, olay tarihinde eğlenmek amacıyla sanığın çalışmakta olduğu bara gittiğini, burada eğlenip hesabı ödedikten sonra gece saat 01.30 sıralarında karşı tarafta bulunan başka bir bara geçtiğini, almış olduğu alkolün etkisi ile sabaha doğru aracının içinde uyuyup kaldığını, sabah uyandığında cüzdanının çalındığını fark ederek güvenlik görevlilerini aradığını beyan etmiş,

Sanık aşamalarda; olay gecesi şikâyetçinin, kendisinin garson olarak çalıştığı Yalı Bar isimli eğlence mekanına gelerek saat 01:00'e kadar alkol aldığını, daha sonra hesabı ödeyerek iş yerinden ayrıldığını, kendisinin de o gece alkollü olduğunu, sabah saat 05.00 sıralarında iş yerinden çıkıp evine giderken şikâyetçinin cadde üzerinde park hâlinde bulunan aracının içinde uyuduğunu görünce iade etmek üzere cüzdanını aldığını, ancak şikâyetçinin cüzdanda para olmadığını görünce kendisinden şüpheleneceğini düşünerek cüzdanı kağıt toplayıcılarının yaktığı ateşe attığını, daha sonra yanına gittiği şikâyetçiyi uyandırarak güvenlik görevlilerini aradığını, alkolün etkisiyle olay sırasında ne yaptığını hatırlayamadığını savunmuştur.

Temyiz mahkemesince bir temyiz davasının görülebilmesi için, temyiz kanun yoluna başvuru hakkı bulunanların tamamının kararı tefhim veya tebliğ yoluyla öğrenmelerinin sağlanması kanuni bir zorunluluktur. Nitekim 5271 sayılı CMK’nın “Kararların açıklanması ve tebliği” başlıklı 35. maddesinin ikinci fıkrasında; “Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hâkim veya mahkeme kararları, hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur.” hükmü yer almaktadır.

Mağdur, şikâyetçi ve suçtan zarar görenin yargılama aşamasında öncelikle duruşmadan haberdar edilmesi gerekmektedir. CMK'nın 234. maddesinde düzenlenen bu hakkın kullandırılmaması kanuna aykırıdır. Kanun koyucu, CMK'nın 234. maddesine aykırı davranılması durumunda anılan hukuka aykırılığın telafisine imkân sağlayacak şekilde bir düzenlemeye yer vermiş ve 'katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş olanlara' kanun yoluna başvurma hakkı tanımıştır. Bu hakkın kullanılabilmesi için de yargılama sonucunda verilen kararın aynı Kanun'un 35. maddesi uyarınca mağdur, şikâyetçi veya suçtan zarar görene tebliği gerekmektedir. Gerekçeli kararın tebliğ edilmesiyle suçtan zarar gören geç de olsa davadan haberdar olarak kararı temyiz etme imkânı bulmuş olacaktır. Gerekçeli kararın tebliğinden itibaren mağdur, şikâyetçi veya suçtan zarar görenin hükmü temyiz edip etmemesine göre de temyizin kapsamı belirlenecektir.

Yerel mahkemece duruşmadan haberdar olmayan mağdur, şikâyetçi veya suçtan zarar görene gerekçeli karar tebliğ olunmamış ise temyiz aşamasında bu eksikliğin Özel Dairece 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 40. maddesi uyarınca verilecek, uygulamada 'tevdi kararı' adı verilen kararla mahallinde mahkemesince giderilmesinin istenilmesi gerekir; yoksa temyiz incelemesine geçilerek bozma kararı verilmek suretiyle bu eksiklik giderilemez. Aksi hâlde temyiz kanun yoluna başvuru hakkı bulunan bir tarafın kararı öğrenmesi sağlanmadan temyiz incelemesi yapılmış olur ve aleyhe temyiz bulunmayan hâllerde bozulan hükümdeki ceza miktarı sanık lehine kazanılmış hak teşkil eder.

Duruşmadan haberdar olmayan mağdura, şikâyetçiye veya suçtan zarar görene gerekçeli kararın tebliğinden sonra, hükmün temyiz edilmesi durumunda CMK'nın 260. maddesi uyarınca 'Katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar gören' olarak temyizi incelenecektir. Tebliğe rağmen hükmün temyiz edilmemesi durumunda ise Özel Dairece diğer temyiz talepleri kapsamında dosya incelenecek, ancak CMK'nın 233 ve 234. maddelerine aykırı davranılması gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilemeyecektir.

Bu açıklamalar ışığında ön soruna ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Sanığın, almış olduğu alkolün etkisi ile aracında uyumakta olan şikâyetçinin kilitli olmayan araç kapısını açarak cebinde bulunan cüzdanını çalması nedeniyle açılan kamu davasında, katılan sıfatını alabilecek şekilde suçtan zarar gören ...'nın davadan haberdar edilmesi zorunluluğunun bulunduğu, bu zorunluluğun hüküm verilinceye kadar yerine getirilmemesi durumunda ise, CMK'nın 260. maddesi uyarınca kanun yollarına başvurma hakkı bulunan adı geçen şahsa aynı Kanun'un 35/2. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğ edilmesi gerektiği, ancak somut olayda sözü edilen kanuni imkânların tanınmadığı anlaşıldığından, yargılamanın başında davadan haberdar edilmesi gereken, temyiz aşamasına kadar bu hakkı kullandırılmayan ve haklarını korumanın başka bir yolu da bulunmayan şikâyetçinin, kanundan kaynaklanan hakkını kullanabilmesi amacıyla Özel Dairece öncelikle tevdi kararı verilmek suretiyle, gerekçeli kararın kendisine tebliği sağlanarak yedi günlük temyiz süresinin başlatılması, kararın adı geçen şahıs tarafından temyiz edilmemesi durumunda temyiz davasının sadece sanığın temyiziyle sınırlı olarak sonuçlandırılması; şikâyetçi tarafından temyiz edilmesi durumunda ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ek tebliğname düzenlenmesi sağlanıp, temyiz istemlerinin birlikte ve tek seferde incelenerek temyiz davasının sonuçlandırılması gerekmektedir. Ancak bu aşamada şikâyetçi ...'nın sanık hakkında açılan kamu davasından haberdar edilmemesi suretiyle katılma ve diğer haklarını kullanma imkânının kısıtlandığı gerekçesiyle bozulmasına karar verilmesi mümkün görülmemiştir.

Bu nedenle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile KABULÜNE,

2- Yargıtay 22. Ceza Dairesinin 12.10.2015 tarihli ve 6141-5225 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,

3- Dosyanın, Didim (Yenihisar) 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.02.2011 tarihli ve 554-82 sayılı kararının, şikâyetçi ...'ya tebliğinin sağlanması için tevdi kararı verilmesi amacıyla, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 26.07.2016 tarihli ve 263 sayılı kararı ile Yargıtay 22. Ceza Dairesinin kapatılması nedeniyle aynı karar uyarınca bu Daireye ait işlerin 1/3 oranında devredildiği Yargıtay 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 01.11.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.