Yargıtay - Hukuk Genel Kurulu

2014/732 Esas 2016/227 Karar
Karar Tarihi: 02.03.2016
Yargıtay

Hukuk Genel Kurulu         2014/732 E.  ,  2016/227 K.

'İçtihat Metni'MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 5.Asliye Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 19.10.2012 gün ve E:2012/80, K:2012/372 sayılı kararın incelenmesinin davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 08.05.2013 gün ve E:2013/5216, K:2013/8400 sayılı ilamı ile;

(…Davacı vekili; davalının bakiye fatura bedelini ödemediğini belirterek 25.630 TL olan alacağın fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 10.000 TL'sinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; alacak miktarının açık olduğu uyuşmazlıklarda kısmi dava açılamayacağını bildirerek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; davacı yan dava dilekçesinde kendisince belirli olan ve faturaya bağlı bakiye alacağını talep ettiği, davalının inkarının alacağı belirsiz hale getirmeyeceği, HMK'nun 119/2 maddesi uyarınca davacının açıkça belirli olan iddiasını kısmi dava olarak ileri sürmesinde hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı, 15.08.2011 tarihli, 33.630 TL. bedelli faturaya dayalı olarak iş bu davayı açmış, fatura bedelinin 8.000 TL.sinin ödendiğini, bakiye 25.630 TL.sinin ise ödenmediğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere davalıdan 10.000 TL.nin tahsiline karar verilmesini talep etmiş, davalı yan ise akdi ilişkiyi inkar etmiştir. Somut olayda alacak miktarı belirli olup ihtilaf, alacak hakkının doğup doğmadığı, davacının faturaya konu malı davalıya teslim edip etmediği, yani davalının inkar ettiği akdi ilişkinin kurulup kurulmadığı noktasındadır.

HMK.'nun 109/2 maddesi “Talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamaz” hükmünü, HMK.'nun 115/2 maddesi ise “Mahkeme dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder. ” hükmünü içermektedir.

Bu durumda mahkemece, dava ve usul ekonomisi bakımından HMK.'nun 115/2 maddesi uyarınca davasını tam dava olarak devam ettirmesi ve harcı tamamlatması konusunda davacı vekiline kesin süre verilerek sonucuna göre işlem yapılması gerekirken bu yönler gözetilmeksizin davanın doğrudan usulden reddi isabetsizdir...)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, bakiye fatura bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

Mahkemece, davacının dava dilekçesinde açıkladığı üzere kendisince belirli olan ve faturaya bağladığı satım bedelinden bakiye alacağı istediğine göre davadaki talebin belirli alacak olduğu ve bu nedenle kısmi dava açılamayacağı, davalının inkarının alacağı belirsiz hale getirmeyeceği, açıklanan talebe ve dayanak belgelere göre davacının açıkça belirli olan iddiasının kısmi dava olarak ileri sürmesinde hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece, yukarıda yazılı gerekçelerle bozulmuş; mahkemece, önceki gerekçeler tekrarlanmak suretiyle direnme kararı verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyize getirmektedir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; alacak miktarının tartışmasız belirli olduğu halde fazlaya ilişkin haklar saklı tutarak açılan kısmi davada, hukuki yararın bulunup bulunmadığı, varılacak sonuca göre HMK.'nun 115/2 maddesi uyarınca dava şartı noksanlığının giderilmesi için süre verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

Bu aşamada, öncelikle somut uyuşmazlığa etkili olan kurum ve kavramların açıklanmasında yarar vardır.

a) Usul kurallarının zaman bakımından uygulanması:

Usul hukuku alanında geçerli temel ilke yargılamaya ilişkin kanun hükümlerinin derhal yürürlüğe girmesidir. Bu ilkenin benimsenmesinin nedeni ise bu kanun hükümlerinin kamu düzeni ile yakından ilgili olduğu, daima eskisinden daha iyi ve amaca en uygun olduğu fikri ile kanun koyucunun, fertlere ait olan hakların yeni usul hükümleri ile daha önce yürürlükte olan kanundan daha iyi ve daha adil bir şekilde korunacağına ilişkin inancıdır.

Usul kurallarının zaman bakımından uygulanmasında derhal uygulanırlık kuralı ile birlikte dikkate alınması gereken bir husus da yeni usul kuralı yürürlüğe girdiğinde, ilgili “usul işleminin tamamlanıp tamamlanmadığı”dır.

Hemen belirtilmelidir ki dava; dava dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlayan ve bir kararla (veya hükümle) sonuçlanıncaya kadar devam eden çeşitli usul işlemlerinden ve aşamalarından oluşmaktadır. Yargılama sırasındaki her usul işlemi, ayrı ayrı ele alınıp değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.

Eğer bir usul işlemi yargılama sırasında yapılmaya başlanıp tamamlandıktan sonra yeni bir usul kuralı yürürlüğe girerse söz konusu işlem geçerliliğini korur. Başka bir deyişle, tamamlanmış usul işlemleri yeni yürürlüğe giren usul hükmünden (veya kanunundan) etkilenmez. Buna karşın, bir usul işlemine başlanmamış veya başlanmış olup da henüz tamamlanmamış ise, yeni usul hükmü (veya kanunu) hemen yürürlüğe gireceğinden etkilenir. Çünkü usule ilişkin kanunlar tersine bir kural benimsenmediği takdirde genel olarak hemen etkili olup, uygulanırlar (Üstündağ, Saim:Medeni Yargılama Hukuku, Cilt:I-II, 6.Bası, İstanbul 1997, sahife:73-78; Pekcanıtez, Hakan/Atalay, Oğuz/Özekes, Muhammet:Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümlerine Göre Medeni Usul Hukuku, 11.Bası, Ankara 2011, sahife:61-66;YİBK'nun 8.7.1942 gün ve E:13, K:19;Hukuk Genel Kurulu'nun 23.9.1964 gün ve E:7/1139, K:575; 09.3.1988 gün ve E:860, K:232; 23.11.1988 gün ve E:1988/1-825, K:1988/964; 22.02.2012 gün ve E:2011/2-723, K:2012/87; 12.06.2013 gün ve E:2013/8-1013, K:2013/816 sayılı kararları).

01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun “Zaman Bakımından Uygulanma” başlığını taşıyan 448/1.maddesi de yapılan açıklama ve ilkelere uygun olarak;

“(1) Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır” hükmünü içermektedir.

Bu madde hükmüne göre, kanunda aksine bir düzenleme getirilmediği takdirde, yeni usul hükümlerinin tamamlanmış usul işlemlerine bir etkisi olmayacak, önceki kanuna göre yapılmış ve tamamlanmış olan işlemler geçerliğini koruyacaktır. Buna karşın, tamamlanmamış usul işlemleri yeni kanun hükümlerine göre yapılacaktır.

Nitekim aynı ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.02.2012 gün ve E:2011/19-735, K:2012/93; 22.02.2012 gün ve E:2011/2-733, K:2012/87; 25.12.2013 gün ve E:2013/10-436, K:2013/1748 sayılı kararlarında da benimsenmiştir.

b) Kısmi Dava:

Hukuk Genel Kurulu'nun 17.06.2015 gün ve E:2015/22-1052, K:2015/1612 sayılı kararında vurgulandığı üzere kısmi dava, alacağın yalnızca bir bölümü için açılan dava olarak tanımlanmaktadır. Bir davanın kısmi dava olarak nitelendirilebilmesi için alacağın tümünün aynı hukuki ilişkiden doğmuş olması ve alacağın şimdilik belirli bir kesiminin dava edilmesi gerekir. Diğer bir söyleyişle, bir alacak hakkında daha fazla bir miktar için tam dava açma imkânı bulunmasına rağmen, alacağın bir kesimi için açılan davaya ''kısmi dava'' denir. Kısmi dava açılabilmesi için talep konusunun bölünebilir olması gerekli olup, açılan davanın kısmi dava olduğunun dava dilekçesinde açıkça yazılması gerekmez. Dava dilekçesindeki açıklamalardan davacının alacağının daha fazla olduğu ve istem bölümünde “fazlaya ilişkin haklarını saklı tutması” ya da “alacağın şimdilik şu kadarını dava ediyorum” demesi, kural olarak yeterlidir (Hukuk Genel Kurulunun 02.04.2003 gün ve E:2003/4-260, K:271 sayılı kararı; Pekcanıtez, H./Atalay, O./Özekes, M.Medeni Usul Hukuku, 12.Bası, s.320; Kuru/Arslan/Yılmaz:Medeni Usul Hukuku, 22.Bası, s.286). Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda açıkça kısmi dava düzenlenmediği halde, söz konusu Kanunun yürürlükte olduğu dönemde de kısmi dava açılması mümkün bulunmaktaydı. Çünkü, alacak hakkının bir bölümünün dava edilip geriye kalan kısmının ikinci bir dava ile istenmesini engelleyen bir hüküm bulunmamaktaydı. Kısmi dava 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 109.maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmının da dava yoluyla ileri sürülebileceği; ikinci fıkrasında ise talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamayacağı belirtilmiştir. Bununla birlikte ikinci fıkra 01.04.2015 tarih ve 6644 sayılı Kanunun 4.maddesi ile yürürlükten kaldırılarak kısmi dava açılması olanağı sağlanmıştır.

Buna göre eldeki davada, 6100 sayılı HMK'nın 24. maddesinde düzenlenen tasarruf ilkesi gereği davacının, davasını açarken talep ettiği hukuki korumanın ne olduğunu açıkça ifade etmesi gerekmektedir (...m. 119/1, b-ğ). Dava dilekçesinde talep sonucunun bulunmaması durumunda hakim davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verecek, bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması halinde dava açılmamış sayılacaktır (HMK m. 119/2). Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir durumda olduğunda davacı, talep konusunun sadece bir kısmı hakkında hüküm elde etmek üzere bir dava açabilir (HMK m. 109). Böyle bir durumda, mahkeme, davacının hakkının aslında daha fazla olduğunu tespit etse bile, taleple bağlılık kuralı gereği davada talep sonucu olarak gösterilen miktarı aşacak şekilde karar veremez (Karaslan Varol , Medeni Usul Hukukunda Hakimin Davayı Aydınlatma Ödevi, Ankara 2013, s. 90).

Taleple bağlılık ilkesi 6100 sayılı Kanunun 26. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddede; “(1) Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. (2) Hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır.” düzenlemesi yer almaktadır.

Açıklanan yasal düzenlemeler ışığında, iddianın ileri sürülüş biçimi açısından somut olay değerlendirildiğinde: davacı vekili, dava dilekçesinin sonuç kısmında talep ettiği alacak için faturaya dayalı alacağın miktarını yazdıktan sonra şimdilik fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla bir kısmını dava ettiğini belirterek alacağın ihtilaflı olması nedeniyle “kısmi dava olarak açıldığı” ibaresini kullanarak alacağın tahsilini talep etmiştir.

HMK'nin 109/2. maddesinde yer alan (talep konusunun miktarı taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamayacağı) hükmüne dayanılarak kısmi dava açılamayacağından bahisle davanın reddine karar verilmiş ise de karardan sonra 11.04.2015 günü yürürlüğe giren 6644 sayılı Kanunun 4. maddesi ile bu hüküm iptal edilerek madde metninden çıkarılmıştır.

Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda; usul kuralları konusunda HMK' nin 448. maddesi uyarınca tamamlanmış işlemleri etkilememek koşuluyla derhal uygulanma ilkesi geçerli olduğundan derdest davalara uygulanması gerekir. Bu durumda HMK'nın 24, 26. maddeleri de gözetilerek davacının talebinin davanın kısmi dava olduğunun kabulü ile yargılamaya devamla işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.

Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında azınlıkta kalan bazı üyeler somut olayda dava konusu edilen fatura bedelinden kaynaklanan alacağın açıkça belirli olduğu, bu nedenle kısmi alacak davasına konu edilemeyeceği talep sonucunun sonradan değiştirilemeyeceği ve davacıdan davasını tam davaya dönüşmesinin istenemeyeceği, hukuki yarar konusundaki eksikliğin sonradan tamamlanamayacağı ve davanın hukuki yarar yokluğundan reddi gerektiğini belirterek kararın onanması gerektiğini ileri sürmüş iseler de bu görüşler Kurul çoğunluğunca yukarıda belirtilen nedenlerle benimsenmemiştir.

Bu durumda mahkemece işin esasına girilerek tarafların iddia ve savunmaları ile toplanan deliller değerlendirilip tartışılmak suretiyle oluşan sonuca göre bir karar vermek gerekirken, kısmi dava olarak açılmasında hukuki yarar bulunmadığından bahisle reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Hal böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da yukarıdaki ilave gerekçeyle benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen ilave gerekçe ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 02.03.2016 gününde oyçokluğu ile karar verildi.


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.