Yargıtay - 14. Hukuk Dairesi

2011/6276 Esas 2011/8742 Karar
Karar Tarihi: 04.07.2011
Yargıtay

(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi         2011/6276 E.  ,  2011/8742 K.

'İçtihat Metni'MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 14.01.2011 gününde verilen dilekçe ile il mera komisyonunun yayla tahsis kararının iptali ve davacı köy adına tahsisine karar verilmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 21.02.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı ... Muhtarlığı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı köy muhtarlığı, dava konusu Harmankaya yaylasının aslında davacı köye ait olduğunu, buna ilişkin kesinleşen hükümler ve 1937 tarihli 237 sayılı vergi kaydı bulunmasına rağmen en son olarak 1969/34 Esas ve 1987/186 Karar sayılı hüküm ile davacı köyün elinden alındığını, aslında davacı köyün tahsisli kadim yaylası olduğunu ileri sürerek bölgede 2001 yılında kadastro çalışması yapıldığını ve Giresun İl Mera Komisyonunun 30.05.2007 tarihli ve 11 sayılı kararı ile 9 no'lu parsel olarak dava konusu Harmankaya yaylasının davalı köye tahsisine dair komisyon kararının iptali ile davacı köy adına tahsisine karar verilmesini, bu davanın aynı konudaki 2007/72 Esas sayılı dosya ile birleştirilmesini istemiştir.

Davalı köy vekili, davacı aleyhine 1969/34 - 1987/186 sayılı dosyada kesin hüküm bulunduğu, davacının iki defa yargılamanın iadesi talebinin reddedildiğini, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, Giresun İl Mera Komisyonunun 30.05.2007 tarihli kararına karşı davacının 30 günlük hak düşürücü süreyi geçirmiş olduğu, 2007/72 Esas no'lu yargılaması süren aynı tahsis kararına ilişkin başka davanın olması nedeniyle tahsis kararının kesinleşmediği, bu haliyle davacının müdahalede

./..

2011/6276-8742 -2-

bulunabileceği kabul edildiğinde ise; 1969/34 - 1987/186 sayılı Yargıtay denetiminden geçip kesinleşen davacı aleyhine müdahalenin önlenmesi hükmü ve yargılamanın iadesi talebinin reddine ilişkin iki ayrı hüküm bulunduğundan kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.

Hükmü, davacı köy muhtarlığı temyiz etmiştir.

Davacı köy başlangıçta dava konusu yerlerin kadim yaylaları olduğunu ileri sürerek bu davayı açmış ise de, sonraki tarihlerde dava konusu yaylaların bulunduğu yerde mera komisyonu çalışmaları yapılarak çekişmeli yaylanın davalı köye tahsis edilmesi nedeniyle mera komisyonu kararının iptalini istemiştir.

Mahkemece, 30 günlük dava açma süresinin geçirildiğinden ayrıca kesin hüküm bulunduğundan söz edilerek dava reddedilmiştir.

1- 4342 sayılı Mera Kanununun 13/5 maddesi hükmü uyarınca, komisyon kararlarına karşı 30 günlük askı ilan süresi ve tebligatı gerektiren hallerde tebliğden itibaren 30 günlük süre içinde asliye hukuk mahkemesine, kadastro yapılan yerlerde ise kadastro mahkemesine dava açılabilir. Aynı yasanın 21/2 maddesinde ise tahsis kararlarında belirtilen haklara tahsislerin kesinleştiği tarihten itibaren 5 yıl geçtikten sonra tespitlerden önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz edilemeyeceği ve bunlara karşı dava açılamayacağı hüküm altına alınmıştır.

Mera Kanununun 13/5 ve 21/2 maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, kanun koyucunun 3402 sayılı Kadastro Kanununun hak düşürücü süreye ilişkin hükümleri arasında paralellik sağlamayı amaçladığı görülecektir. Gerçekten, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/1 maddesi hükmü gereğince 30 günlük ilan süresi geçtikten sonra, dava açılmayan kadastro tutanaklarına ait sınırlandırma ve tespitler kesinleşir ve kadastro mahkemesinde dava açma olanağı kalmaz. Ne var ki, aynı yasanın 12/3 maddesi gereğince kadastro tutanaklarında yapılan hak ve tespitlere karşı 10 yıl içinde genel mahkemelerde dava açılması mümkündür. Görüldüğü gibi, 30 günlük dava açma süresi Mera Kanunu ve Kadastro Kanununda benzer amaçlarla düzenlenmiş olup bu düzenleme Ile dava açma süresi ile birlikte görevli mahkeme de belirlenmiştir.

Hal böyle olunca, mera komisyonu kararlarına karşı 4342 sayılı Mera Kanununun 13/5 maddesi uyarınca 30 günlük sürede dava açılmaması halinde bu süre geçtikten sonra tespitten önceki hukuki sebeplere dayanılarak 21/2 madde uyarınca 5 yıllık süre içinde dava açılması mümkündür. Dava tarihine göre 5 yıllık dava açma süresi henüz geçmediğinden davacının dava açma

./..

2011/6276-8742 -3-

hakkı bulunmaktadır. Bu durumda mahkemece işin esası incelenerek bir karar verilmesi gerekirken dava açma süresinin geçirildiğinden bahisle davanın reddi doğru değildir.

2- Ayrıca, bir davada daha önce kesin hükme bağlanmış olduğunu söyleyebilmek için her iki davanın konularının, dava sebeplerinin ve taraflarının aynı olması gerekir. Her iki davanın konusu ve tarafları aynı ise de dava sebepleri aynız değildir. Eldeki davanın kesin hüküm sebebiyle de reddine karar verilmiş ise de, taraflar arasındaki önceki dava kadim hakka dayalı olarak açılmıştır. Eldeki dava ise mera komisyon kararının iptaline ilişkindir. Her iki davanın konuları farklı olduğundan kesin hükümden söz edilemez. Bu itibarla davanın kesin hüküm nedeniyle reddi de doğru görülmemiştir.

3- Diğer taraftan 4342 sayılı Mera Kanununun 3. maddesinde yapılan tanımlamaya göre mera; hayvanların otlatılması ve otundan yararlanılması için tahsis edilen veya kadimden beri bu amaçla kullanılan yerlerdir.

Eldeki davada tahsis iş ve işlemleri 4342 sayılı Mera Kanunu uygulanmak suretiyle yapıldığından öncelikle, Mera Kanunu’nun amacı, arkasından “ tahsis” sözcüğünden neyin anlaşılması gerektiği ve Mera Kanunu’na göre köy veya belediyelere mera tahsisi yapılırken üzerinde durulması gereken kuralların neler olduğu hususları irdelenmelidir.

4342 sayılı Mera Kanununun 1.maddesinde kanunun amacı “… daha önce çeşitli kanunlarla tahsis edilmiş veya kadimden beri kullanılmakta olan mera, yaylak, kışlak ve kamuya ait otlak ve çayırların tespiti, tahdidi ile köy veya belediye tüzel kişilikleri adına tahsislerinin yapılmasını, belirlenecek kurallara uygun bir şekilde kullandırılmasını, bakım ve ıslahının yapılarak verimliliklerinin artırılmasını ve sürdürülmesini, kullanımlarının sürekli olarak denetlenmesini, korunmasını ve gerektiğinde kullanım amacının değiştirilmesini sağlamaktır” şeklinde açıklanmıştır. Mera Kanununun 6. maddesine göre mera, yaylak ve kışlakların tespit, tahdit ve tahsisi Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca yapılır. Uygulamayı yapacak merci ise valilik onayı ile oluşturulacak olan mera komisyonu ve komisyona bağlı olarak çalışan teknik ekiplerdir.

Mera Kanununun 3. maddesinde yapılan tanımlamalara göre, Tahdit; çayır, mera, yaylak ve kışlak arazisi olduğuna karar verilen yerlerin sınırlarının usulüne uygun olarak ülke nirengi sistemine dayalı 1/5000 ölçekli haritalar üzerinde belirtilmesini ve bu sınırların arazi üzerinde kalıcı işaretlerle işaretlenmesini, Tespit; bir yerin mera, yaylak ve kışlak arazisi olup

./..

2011/6276-8742 -4-

olmadığının resmi evrakla ve bilirkişi ifadeleri ile belgelendirilmesini, ifade eder.

Tahsis, Mera Kanununun 3. maddesinde; çayır, mera, yaylak ve kışlakların kullanımlarının verimlilik ve sosyal adalet ilkelerine uygun şekilde düzenlenerek, münferiden ya da müştereken yararlanılmak üzere bir veya birkaç köy ya da belediyeye bırakılması olarak tarif edilmiştir. Kuşkusuz bir tahsis işleminin yapılabilmesi o konuda yasal düzenleme olmasına bağlıdır. Tarihi sürece bakıldığında, Osmanlı Hukukunda tahsisin kesin nitelikli olan padişah buyruk ve iradesini gösteren belgelerle (fermanlarla) yapıldığı görülmektedir. Cumhuriyet döneminde ise tahsise olanak sağlayan çeşitli kanunlar çıkarılmıştır. Bu husustaki ilk düzenleme 474 sayılı Kanunla yapılmış, kanun kapsamına giren bölgelerde tahsis belgesi vermeye illerde valilik, ilçelerde kaymakamlık yetkili kılınmıştır. 2502 sayılı kanuna göre tahsise mahalli hükümet yetkilidir. 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanununda tahsise yetkili makam toprak tevzi komisyonları olarak kabul edilmiştir. 1757 sayılı kanun, 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu ve 3202 sayılı Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki kanunlarda da benzeri hükümler bulunmaktadır. 4342 sayılı Mera Kanunu ise tahsise yetkili merciyi yine bu kanuna göre kurulan ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı adına yasanın öngördüğü iş ve işlemleri yürüten mera komisyonu olarak benimsemiş bulunmaktadır.

Her ne kadar Mera Kanununun 4/2 maddesindeki “Komisyonun henüz görevine başlamadığı yerlerde, evvelce çeşitli kanunlar uyarınca yapılmış olan tahsislere ve teessüs etmiş teamüllere göre; mera, yaylak ve kışlakların köy veya belediye halkı tarafından kullanılmasına devam olunur” hükmü karşısında Mera Komisyonlarının henüz çalışmaya başlamadığı yerlerde kadim yararlanma iddiasının dinlenmesi mümkün ise de komisyonun çalışmalara başladığı alanlarda yasadan kaynaklanan idari bir tasarrufla yapılan tahsise karşı bu tür bir iddiaya dayanılamaz.

Özetlenerek belirtmek gerekirse; daha önceleri fermanlarla ya da kanuni düzenlemeye uygun yetkili makamlar tarafından tahsis edilen veya geleneksel olarak mera, yaylak ve kışlak olarak kullanıldığı tespit edilen yerlerin Mera Kanununun getirdiği hükümlere uygun olarak tespiti ile ölçümlemesi yapıldıktan sonra yeniden bir veya birkaç köy ya da belediye tüzel kişiliklerine yararlanmaları amacıyla tahsisine Mera Komisyonları yetkilidir. Çünkü sonraki dönemlerde mera, yaylak ve kışlaklardan yararlanma iddiaları ancak Mera

./..

2011/6276-8742 -5-

Kanununun 21/1 maddesi gereği özel sicildeki kayda göre ispatlanabilir. O yüzden hak sahibi olabilmek için öncelikle lehe tahsis kararı bulunmalıdır.

Kuşkusuz, Mera Komisyonları Kanunun 5.maddesine göre mera, yaylak ve kışlak kapsamına alınan bir yerin bir veya birkaç köy ya da belediye tüzel kişiliklerine yararlanmaları amacıyla tahsisini gerçekleştirirken yasanın öngördüğü kıstasları aramak ve tahsisi bu ölçülere uygun yapmak zorundadır. Bu konudaki Mera Kanununun 11. maddesi hükmü “Komisyon; bölgenin ekonomik durumunu, iklim özelliklerini, toprak işleme esaslarını, arazi kullanma şekillerini ve kullanma kabiliyet sınıflarını dikkate alarak mevcut mera, yaylak ve kışlaklar ile bu amaçla kullanılabilecek diğer alanları, sulama ve geçit yerlerini tespit eder ve haritaları üzerinde belirler. Köy veya belediyenin münferiden veya müştereken yararlanacağı mera, yaylak ve kışlak ihtiyacının belirlenmesinde, bu alanların karakter ve otlatma kapasitesi, bitkisel ve hayvansal gelişme ve otlatılacak hayvan miktarı dikkate alınır. Hesaplamada, bir büyükbaş hayvan birimi için verilmesi gerekli olan mera, yaylak ve kışlak alanı üzerinden o yerlerdeki çiftçi ailelerinin otlatma hakkı bulunur” 12. madde hükmü ise; “Komisyon, 11 inci maddeye göre belirlenen ihtiyacı karşılayacak miktarda mera, yaylak ve kışlaklar ile bunlarla ilgili sulama ve geçit yeri olarak tespit edilen alanları halkın ortak olarak yararlanmaları amacıyla, o köy veya belediye tüzel kişiliğine tahsis eder ve tahsis kararı valiliğin onayına sunulur. Bu kararda tahsis edilen yerin niteliği, miktarı, sınırları, hayvan sulama ve geçit yerleri, tahsis amacı, otlatma kapasitesi, aile işletmelerinin büyükbaş hayvan birimi üzerinden otlatma hakkı ve otlatabilecekleri hayvan sayısı da belirtilir…” şeklindedir. Görülüyor ki Mera Kanunu, komisyonca tahsis işlemi gerçekleştirilirken kadim yararlanma biçimini veya mera, yaylak ve kışlakların hangi köy veya belediyenin idari sınırları içinde ise o köy veya belediyeye tahsis edilmesi gerektiğini bir ölçü olarak kabul etmemiştir. Mera Kanunu’nun tahsis için kabul ettiği kıstas o köy veya belediyenin mera, yaylak ve kışlaklara olan ihtiyacıdır. İhtiyaç unsurunun belirlemesi yapılırken gözetilmesi gereken ölçütlerin neler olduğu de özellikle yasanın 11. maddesinde sıralanmıştır. Öte yandan ihtiyaç tespiti yapılırken Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca belirlenen normların dikkate alınması da zorunludur.

Davcının talebi mera komisyonu kararının iptali istemine ilişkin olduğundan iptali istenen mera komisyon kararı ile lehlerine mera tahsisi yapılan köylerin de davada taraf olarak yer almaları gerekir.

./..

2011/6276-8742 -6-

Bütün bu açıklamalardan sonra dava konusu meralarda mera komisyon çalışmalarının varlığı saptanmış olduğundan mahkemece yukarıda açıklanan ilkeler de gözetilerek işin esası hakkında hüküm kurulması gerekirken 30 günlük dava açma süresinin geçtiği ve kesin hüküm nedeniyle davanın reddi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı köyün temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, 04.07.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.