Yargıtay - Hukuk Genel Kurulu

2011/125 Esas 2011/599 Karar
Karar Tarihi: 05.10.2011
Yargıtay

Hukuk Genel Kurulu         2011/1-125 E.  ,  2011/599 K.

'İçtihat Metni'MAHKEMESİ  : Edremit 1.Asliye Hukuk Mahkemesi

TARİH             : 17.02.2009

NUMARASI      :2007/669 - 2009/75

Taraflar arasındaki “Tapu İptal ve Tescil” davasından dolayı Edremit 1.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 17.02.2009 gün ve 2007/669 E- 2009/75 K. sayılı kararın; “1.Hukuk Daire bozması hükmün masraf kalemine ilişkin olup mahkemece bu yönde direnilmesine karşın kısa kararda bu konuda hüküm fıkrası oluşturulmadığı, yalnızca ‘önceki kararda direnilmesine’ denilmekle yetinildiği ve böylece mahkemece HUMK.nun 388.maddesinin açık hükmü gözetilmeksizin yazılı biçimde karar verilmesinin doğru olmadığı” gerekçesiyle bozulmasını kapsayan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'ndan çıkan 13.10.2010 gün ve 2010/1-505 E. 2010/513 K. sayılı ilamın, karar düzeltilmesi yoluyla incelenmesi davalılar vekilleri tarafından verilen dilekçe ile istenilmiştir.

KARAR DÜZELTME İSTEYENLER : Davalılar K. (E.) D. ve

                                                      İ.Y. vekili  

                                   

                                     HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu'nca dilekçe, düzeltilmesi istenen ilam ve dosyadaki ilgili bütün kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, çekişmeli taşınmazın kıyı-kenar çizgisine göre kıyıda kaldığı iddiasına dayalı tapu iptal ve sicilin kütükten terkini istemine ilişkindir.

Davacı Hazine tarafından, davalılar adına kayıtlı bulunan 548 parsel sayılı taşınmazın kıyı kenar çizgisi kapsamında kaldığı ileri sürülerek tapu kaydının iptali istemiyle açılan eldeki davada Yerel Mahkemece kurulan ilk hükümde, davanın kabulü ile buna bağlı olarak harç ve yargılama masraflarının davalıdan tahsiline ve davacı yararına vekalet ücreti takdirine karar verilmiştir.

Davalılar vekilinin temyizi üzerine bu karar Özel Daire’ce; “…25.02.2009 tarihinde kabul edilip, 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasanın 2.maddesi ile 3402 Sayılı Yasanın 12.maddesinin 3.fıkrasına eklenen ‘bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmasızın uygulanır’ ve 3.maddesi ile eklenen geçici 10.maddesinin ‘bu kanunun 12.maddesinin 3.fıkrası hükmü devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır’ şeklindeki hükmü gözetildiğinde kadastro tespitinin kesinleştiği tarih olan 20.11.1979 ile davanın açıldığı tarih arasında 3402 Sayılı Yasanın 12.maddesinde sözü edilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu sabittir…Hal böyle olunca, yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler gözetilerek davanın hak düşürücü süreden dolayı reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir ve her dava açıldığı tarihteki koşullara tabi olup, mahkemece yapılan araştırma ve uygulama neticesinde çekişme konusu taşınmazın 28.11.1997 tarih, 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca belirlenen kıyı kenar çizgisine göre tanımı 3621 sayılı yasanın 4.maddesinde yapılan kıyıda kaldığı gözetildiğinde yargılama giderleri ve bu giderlerden sayılan avukatlık ücreti ile harçtan davalının sorumlu tutulması gerekeceği gözetilmek suretiyle bir karar verilmek üzere hükmün bozulmasına…” karar verilmiştir.

Yerel Mahkeme, bozma sonrası verdiği nihai kısa kararda, uyulmasına karar verdiği bozma nedenlerinden biri olan hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddi konusunda uyma kararına paralel olarak açıkça hüküm kurduğu halde, bozma nedenlerinden olan yargılama masrafları ve vekalet ücreti konusunda açıkça hüküm oluşturmamış, salt “Sair hususların gerekçeli kararda açıklanmasına…” şeklinde hüküm kurmuştur.

Bozmadan sonraki gerekçeli kararında ise; uyulan bozma ilamına ve kısa karara paralel olarak, “davanın 5841 Sayılı Yasa ile değişik 3402 Sayılı Yasanın 12/son ve aynı yasa ile bu yasaya eklenen geçici 10.maddesi gereği hak düşürücü süre nedeniyle reddine” karar verdiği halde; masraf kalemine ilişkin bulunan bozma nedeni yönünden ise, uyduğunu belirttiği bozma ilamının tam aksi yönünde “vekalet ücreti ve yargılama giderlerinden davalı tarafın sorumlu olmadığı” gerekçesiyle davalı aleyhine yargılama masraf, harç ve vekalet ücretine hükmetmemiş; dolayısıyla masraf kalemleri yönünden eylemli olarak Özel Daire bozma ilamına karşı direnmiştir.

 Davacı vekilinin temyizi üzerine bu son karar Hukuk Genel Kurulu’nca; Özel Daire bozma nedenlerinden biri olan masraf kalemine ilişkin Yerel Mahkemece eylemli bir direnme kararı verildiği, ancak bu hususun gerekçeli kararda açıkça belirtilmiş olmasına karşın, nihai kısa kararda bu yönde her hangi bir hüküm oluşturulmamasının HUMK nun 388.maddesine açık aykırılık teşkil ettiği kastedilerek, eylemli olarak direnilen ve bozma nedenlerinden biri olan masraf kalemleri yönünden de gerekçeli karara uygun bir kısa karar oluşturulması için bozulmuştur.

Her ne kadar Hukuk Genel Kurulu bozma kararında, Yerel Mahkemece masraf kalemlerine ilişkin “direnildiği” belirtilmiş ise de, seri dosyalar nedeniyle bu hususun ifade zaafiyetinden kaynaklandığı, esasen bu ifade ile az yukarıda açıklanan “eylemli direnmenin” kastedildiği ve kararın isabetli bir teşhis ve değerlendirme sonucu oluşturulduğu açıktır.      

Ne var ki, Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bu yönde sonuca dair bir değerlendirme yapılmadan önce, Özel Daire bozma ilamında dayanılan 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2.maddesiyle 21.06.1987 günlü 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12.maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen cümlenin ve 3.maddesiyle 3402 sayılı Yasa’ya eklenen Geçici 10.maddenin yargılama sırasında Anayasaya aykırı bulunarak iptaline karar verilmiş olmasının eldeki davaya etkisinin ne olacağı hususu ele alınmış ve şu sonuca ulaşılmıştır:

Dosya bulunan belgelerden; dava konusu 548 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin 09.05.1979 tarihinde yapıldığı, 20.11.1979 tarihinde kesinleştiği ve davanın 13.12.2007 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.

Yukarıda etraflıca açıklandığı üzere Yerel Mahkemece ilkin 17.02.2009 tarihli kararla dava konusu taşınmazın kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı benimsenerek davanın kabulüne karar verilmiş, Özel Daire’ce bu karar 15.12.2009 tarihli ilam ile; yargılama sırasında 25.02.2009 tarihinde kabul edilip 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 Sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2.maddesiyle 3402 Sayılı Kadastro Kanunu’nun 12.maddesinin 3.fıkrasına eklenen “Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dahil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır” hükmü ve 3.maddesiyle eklenen Geçici 10.maddesinin “Bu Kanunun 12'nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır' hükmü uyarınca bozulmuştur.

Bu aşamadan sonra, Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 gün ve E: 2009/31 K: 2011/77 sayılı kararıyla, “25.02.2009 günlü, 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2.maddesiyle, 21.06.1987 günlü 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12.maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen cümlenin ve 3. maddesiyle 3402 sayılı Yasa’ya eklenen Geçici 10.maddenin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline” karar verilmiş ve bu karar, 23.07.2011 gün 28003 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.

 Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları ile idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.

Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33.maddesinde yer alan “Hakim, Türk hukukunu resen uygular” hükmü ile ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.

Bir başka yönüyle, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. Her ne kadar Özel Dairece 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle Yerel Mahkemece verilen ilk hükmün bozulmasına karar verilmiş ise de, bozma ilamında gerekçe yapılan yasa metni Anayasa Mahkemesince yukarıda değinildiği üzere iptal edilmiş olması nedeniyle, artık taraflar yararına usulü kazanılmış hakkın gerçekleştiğinden söz edilemeyecektir.

  Bu noktada, usulü kazanılmış hak; Yargıtay'ca bir kararın bozulması ve mahkemece bozma kararına uyulması halinde, bozulan kararın bozma sebeplerinin kapsamı dışında kalmış cihetlerinin kesinleşmiş sayılması, davaların uzamasını önlemek maksadıyla kabul edilmiş çok önemli bir usul hükmüdür. Bir konunun bozma sebebi sayılmamış ve başka sebeplere dayanan bozma kararına mahkemenin uymuş olması halinde, bu durum taraflardan birisi lehine usulü bir müktesep hak meydana getirir ki, bu hakkı ne mahkeme ne de Yargıtay halele uğratabilir.

Ne var ki, davadaki taleplerden biri hakkındaki Yargıtay’ın bozma kararının kapsamı dışında kalması (kısmi onama) ile kesinleşmesi nedeniyle doğan usulü kazanılmış hakkı, maddi anlamda kesin hüküm ile karıştırmamak gerekir. Maddi anlamda kesin hükümde, mahkeme (ve Yargıtay) davadan elini tamamen çekmiş (dava bitmiş, kesin biçimde sonuçlanmış) durumdadır. Oysa, davadaki taleplerden biri hakkındaki kararın bozma kararının kapsamı dışında kalması nedeniyle kesinleşmesi halinde, mahkeme davadan elini henüz çekmiş durumda değildir. Çünkü, mahkeme hakkındaki karar bozulan taleple ilgili olarak davaya devam etmektedir. Bu davada hakkındaki karar kesinleşmiş olan taleple ilgili olarak (maddi anlamda kesin hüküm nedeniyle değil) usulü kazanılmış hak nedeniyle inceleme yapılamamaktadır. Ancak usulü kazanılmış hakkın istisnalarından birinin varlığı halinde, hakkındaki karar bozmanın kapsamı dışında kalması nedeniyle kesinleşmiş olan talep hakkında da mahkemece inceleme yapılabilir ve yeni bir karar verilebilir (Prof. Dr. Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü 6. Baskı, cilt 5, s: 4770).

Bu husus 28.06.1960 tarih ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda da “...Sonradan çıkan içtihadı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak, henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir....” şeklinde ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.Somut olayda; davacı Hazine tarafından dava konusu taşınmazın kıyı kenar çizgisi kapsamında kaldığı ileri sürülerek 13.12.2007 tarihinde açılan eldeki davanın yargılaması sırasında 25.02.2009 tarihinde kabul edilip 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasanın 2.maddesi ile 3402 Sayılı Yasanın 12.maddesinin 3.fıkrasına eklenen “bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmasızın uygulanır” ve 3.maddesi ile eklenen geçici 10.maddesinin “bu kanunun 12.maddesinin 3.fıkrası hükmü devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır” şeklindeki hükümlere dayalı olarak davanın hak düşürücü süreden reddine karar verilmesi ve davalı yararına harç, masraf ve vekalet ücretine hükmedilmemesi gereğine işaretle, mahkemece davanın kabulüne dair verilen kararın bozulduğu anlaşılmaktadır.

Bu aşamadan sonra, Özel Daire bozma ilamında dayanak yapılan 25.02.2009 günlü, 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2.maddesiyle 21.06.1987 günlü 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12.maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen cümle ve 3.maddesiyle 3402 sayılı Yasa’ya eklenen Geçici 10.madde, Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 gün ve E: 2009/31 K: 2011/77 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve 23.07.2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmıştır.

 Şu hale göre, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonucu oluşan durumun eldeki davaya da uygulanması ve yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni durum dikkate alınarak Özel Dairesince inceleme yapılıp sonuca ulaşılması gerektiği kuşkusuzdur.Hal böyle olunca; davalılar vekilinin karar düzeltme isteminin salt bu nedenlerle kabulüyle, Hukuk Genel Kurulu’nun 13.10.2010 gün, 2010/1-505 E. 2010/513 K. sayılı kararının kaldırılması ve Özel Dairenin temyiz mahkemesi sıfatıyla verdiği 15.12.2009 tarihli kararının kaldırılması ile Anayasa mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni durum dikkate alınarak inceleme yapılması için dosyanın Özel Dairesi’ne gönderilmesi gerekir.

 S O N U Ç : 1-Davalılar vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Hukuk Genel Kurulu’nun 13.10.2010 gün, 2010/1-505 E. 2010/513 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA,

 2-Yargıtay 1.Hukuk Dairesi’nin temyiz mahkemesi sıfatıyla verdiği 15.12.2009 tarihli kararının yukarıda açıklanan gerekçeyle kaldırılmasına ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni durum dikkate alınarak inceleme yapılması için dosyanın Yargıtay 1.Hukuk Dairesi’ne gönderilmesine,  05.10.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

 


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.