Yargıtay - Ceza Genel Kurulu

2012/1497 Esas 2013/238 Karar
Karar Tarihi: 07.05.2013
Yargıtay

Ceza Genel Kurulu         2012/12-1497 E.  ,  2013/238 K.TAKSIRLE BIRDEN FAZLA KIŞININ YARALANMASINA SEBEP OLMAHÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERI BIRAKILMASITÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 53TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 52TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 50CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 231TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 62TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 89

'İçtihat Metni'Taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan sanık Ahmet’in 5237 sayılı TCK’nun 89/4, 62, 50/1-a, 52/2-4 ve 53/6. maddeleri uyarınca 12.100 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve 1 yıl süreyle sürücü belgesinin geri alınmasına ilişkin, Sarıyer 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 14.11.2007 gün ve 53-64 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 18.01.2012 gün ve 17289-369 sayı ile;

“Dosya kapsamına göre, katılanların zararı giderilmediği, dolayısıyla 5271 sayılı CMK'nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesi uygulanamayacağından, tebliğnamedeki bozma görüşüne iştirak edilmemiştir” açıklamasıyla onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 04.04.2012 gün ve 109336 sayı ile;

 “Hüküm tarihi 14.11.2007 olup tayin olunan ceza 1 yıl 8 ay hapis üzerinden adli para cezasına çevrilmiş olmakla, yasal olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsamında değildir. Sonuç ceza adli para cezası olsa da CMK'nun 231/11 ve Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 23.06.2009 gün 16-172 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması seçenek yaptırımlardan önce dikkate alınacağından, kısa süre olmayan ve taksir suç olması nedeniyle para cezasına dönüştürülen uzun süreli hapis cezası hakkında CMK'nun 231/5-14. maddesindeki şartlar mevcut değildir. 5237 sayılı TCK'nun 7/2. maddesi sanık lehine hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa ile değişik CMK'nun 231. maddesi sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına olanak tanımıştır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu maddi ceza ve usul hukukunu içinde barındıran kendine özgü davanın koşullu düşme halidir. Burada 4616 sayılı Yasadan farklı olarak yasal şartlar dışında sanığa edim yükleme, sanığın aktif davranışta bulunma gerekeceğinden, Özel Dairece zarar giderilme şartının değerlendirilmiş olması yürürlükte olmayan yasaya göre yapıldığından yok hükmünde olduğu, sanığa aktif davranışta bulunarak lehe hükümlerden yararlanma olanağından yoksun bırakma sonucu doğuracağı, sanığın sabıkası bulunmadığı, uzlaşmanın tarafların istememelerinden kaynaklandığı da gözönüne alınıp, Yüksek Yargıtay'ın süreklilik kazanmış, uygulama birliği içerisindeki kararları doğrultusunda hükümden sonra lehe yeni yasal düzenlemeler getiren hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun yerel mahkemece değerlendirilip, sanığın hukuki durumunun buna göre tayin ve takdiri gerekeceğinden hükmün bozulması yerine onama kararı verilmesi yerinde değildir.' görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

 CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 05.11.2012 gün ve 27091–22979 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Suçun sübutuna ilişkin bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya içeriği itibarıyla da bir isabetsizlik bulunmayan somut olayda, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğinden;

Sanığın 16.07.2006 günü yönetimindeki araç ile çift yönlü yolda önündeki aracı sollamak isterken şerit ihlali yapıp, karşı yönden gelen araca çarparak araç içerisinde bulunan katılanların yaralanmasına neden olduğu,

Kusur durumuna ilişkin bilirkişi raporlarına göre sanığın, meydana gelen kazada asli ve tam kusurlu olduğu, diğer araç sürücüsü katılan Turhan 'ın ise kusurunun bulunmadığı, alkol raporuna göre de sanığın olay esnasında alkolsüz olduğu,

Adli raporlara göre; katılanlar Şebnem ve Şeyma’nın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek biçimde, katılan Turhan’ın ise basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek, hayat fonksiyonlarına etkisi orta (2)  derecede olan 'L 5 vertebra burst kırığı' meydana gelecek şekilde yaralandığı,

Katılanların, sanığın da hazır olduğu son oturumda şikâyetlerinin devam ettiğini, kendilerine zararlarının tazmini için herhangi bir ödeme yapılmadığını beyan ettikleri,

Katılan Şebnal’ın 20.07.2007 tarihli oturumdaki beyanından ve dosya içerisinde bulunan İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 19.04.2007 tarihli müzekkeresi ile bu mahkemenin 2006/262 Esas sayılı dosyası için hazırlandığı anlaşılan bilirkişi raporundan katılanlar Şebnem ve Turhan’ın suçun işlenmesi ile meydana gelen zararları nedeniyle sanık hakkında maddi ve manevi tazminat istemli alacak davası açtıkları,

Sanığın aşamalarda katılanların zararlarını gidermek istediği yönünde herhangi bir açıklamada bulunmadığı, soruşturma sırasında yapılan uzlaştırma teklifini kabul etmediği, yolun durumunun kendisini aldattığını, istemeden katılanın aracına çarptığını savunduğu, temyiz dilekçesinde de zararın giderilmek istendiğine ilişkin bir açıklamanın yer almadığı, inceleme tarihine kadar bu yönde hiç bir bilgi ve belgenin dosyaya yansımadığı,

Yerel mahkemece, hükmolunan hapis cezasının uzun süreli olması nedeniyle, hüküm tarihi itibariyle uygulanma imkanı bulunmayan hükmün açıklanmasının geri bırakılması konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmadan, sanığın 1 yıl 8 ay hapis cezasından çevrilme 12.100 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve 1 yıl süreyle sürücü belgesinin geri alınmasına karar verildiği, 

Anlaşılmaktadır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulaması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 günü yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanunun 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanunun 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkralar ile büyükler için de uygulamaya koyulmuş, aynı Kanunun 40. maddesiyle de 5395 sayılı Kanunun 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılık hariç olmak kaydıyla, çocuk suçlular ile yetişkin suçlular hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tabi kılınmıştır.

Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası için kabul edilen bu uygulama 5728 sayılı Kanunla 5271 sayılı Kanunun 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, Anayasa’nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezalarına ilişkin tüm suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiştir.

5560, 5728, 5739 ve 6008 sayılı Kanunlar ile 5271 sayılı CMK'nun 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;

a) Suça ilişkin olarak;

1- Yapılan yargılama sonucunda, sanık hakkında mahkûmiyet hükmü tesis edilmesi ve hükmolunan cezanın, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasından ibaret olması,

2- Suçun, Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,

b) Sanığa ilişkin olarak;

1- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,

2- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi,

3- Mahkemece; sanığın, kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,

4- Sanığın bu kurumun uygulanmasını kabul etmediğine dair beyanının olmaması,

Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.

Ceza Genel Kurulunun 08.05.2012 gün ve 347-185 sayılı kararında açıklandığı üzere hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için CMK'nun 231. maddesinin 5. fıkrasında kast edilen adli para cezası, seçenek yaptırım olarak hükmedilen adli para cezası olmayıp, TCK'nun 52. maddesinde öngörülen ve hapis cezası ile birlikte veya yalnız hükmedilen adli para cezasıdır.

Tüm bu şartların varlığı halinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve sanık beş yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif şartlarından birisi de, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesidir. Burada uğranılan zarardan kast edilen maddi zarar olup, manevi zarar bu kapsamda değerlendirilmemelidir.

Maddi zararın bizzat sanık tarafından yerine getirilmesi gerekmeyip, sanık adına onun bilgisi ve rızası tahtında üçüncü kişiler tarafından tazmin, aynen iade veya eski hale getirme suretiyle giderilmesi de mümkündür. Ancak herhangi bir zararın doğmadığı veya zarar doğurmaya elverişli olmayan suçlar yönünden bu şart aranmayacaktır.

Zararın belirlenmesinde hâkim, ceza muhakemesinde şahsi hak davasına yer verilmediği gerçeğini de göz önünde bulundurmak şartıyla kanaat verici basit bir araştırma yapmalı, hukuk hâkimi gibi gerçek zararı tam anlamıyla tespite çalışmamalıdır. Zira 5271 sayılı Kanunun 231. maddesindeki düzenleme, kişinin ileride hukuk mahkemesinde şahsi hak davası açmasına ve giderilmediğini düşündüğü gerçek zararının kalan kısmına da hükmedilmesini isteme yönünden bir engel oluşturmamaktadır.

Bunun yanında, bazı olaylarda zarar miktarının herkes tarafından kolaylıkla belirlenebilmesi mümkün ise de, bir kısım olaylarda  zararın tespiti teknik bilgi gerektirdiğinden, ancak konunun uzmanı bilirkişiler aracılığıyla belirlenebilmektedir. Bu gibi durumlarda zararın miktarı hâkim tarafından belirlenemiyorsa, bilirkişi incelemesi yaptırılmalı ve zararın karşılanması konusunda iradesini gösteren sanıktan belirlenen bu miktar zararı giderip gidermeyeceği açıkça sorulduktan sonra, sonucuna göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı tartışılmalıdır.

Nitekim Ceza Genel Kurulunun 10.04.2012 gün ve 479-145 ile 25.12.2012 gün ve 1315-1371 sayılı kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır.

Diğer taraftan, CMK’nun 231. maddenin 9. fıkrasındaki, “altıncı fıkranın (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde; sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık taksitler halinde ödemek suretiyle tamamen giderilmesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir” şeklindeki düzenleme nedeniyle zararın denetim süresi içinde taksitler halinde ödenmesine karar vermek suretiyle de hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verme imkânı bulunmaktadır. Ancak bu ihtimal, CGK'nun 29.09.2009 gün ve 91-212 sayılı kararında da açıklandığı üzere, sanığın zararın tamamını giderme yönündeki samimi iradesine karşın zarar miktarının derhal ödemeyi imkânsız kılacak şekilde büyük olması ve failin ekonomik durumu gibi nedenlerle zararın bir defada karşılanamaması durumunda söz konusu olabilecektir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanığın yargılama sırasında katılanların zararını karşılayacağına ilişkin hiçbir irade açıklamasında bulunmadığı ve bu yönde herhangi bir davranış sergilemediği, aksine uzlaşma teklifini kabul etmediği gibi, temyiz dilekçesinde mahkum olduğu adli para cezasını dahi ödemesinin mümkün olmadığını belirtmek suretiyle, zararı gidermeme yönünde iradesini açıkça ortaya koyduğu, ayrıca hükümden sonra yürürlüğe giren ve lehe hükümler içeren 5728 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden itibaren 5 yılı aşkın bir süre geçmesine karşın  sanık tarafından katılanların zararının giderildiğine veya giderilmek istendiğine ilişkin hiçbir bilgi ve belgenin dosyaya yansımadığı anlaşıldığından, olayda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif şartlarından birisi olan mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi şartının yerine getirilmediği görülmektedir. Dolayısıyla objektif şartlardan birisinin gerçekleşmediği bir ahvalde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi amacıyla  yerel mahkeme hükmünün bozulmasına  gerek bulunmamaktadır.

Bu itibarla, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının kurumunun uygulanma şartları bulunmadığından, yerel mahkeme hükmünün onanmasına ilişkin Özel Daire kararı isabetli olup, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan onbir Genel Kurul Üyesi; 'itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği' düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 30.04.2013 günü yapılan ilk müzakerede kanuni çoğunluk sağlanamadığından, 07.05.2013 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla, karar verildi.


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.