Yargıtay - Ceza Genel Kurulu

2012/1362 Esas 2013/409 Karar
Karar Tarihi: 08.10.2013
Yargıtay

Ceza Genel Kurulu         2012/15-1362 E.  ,  2013/409 K.

'İçtihat Metni'İtirazname : 2010/310212

Yargıtay Dairesi : 15. Ceza Dairesi

Mahkemesi : KUMRU Asliye Ceza

Günü  : 22.06.2010

Sayısı  : 67-153

Mala zarar verme suçundan sanık E. E.'in beraatine ilişkin, Kumru Asliye Ceza Mahkemesince verilen 22.06.2010 gün ve 67-153 sayılı hükmün katılan vekili ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 14.05.2012 gün ve 3090-36916 sayı ile;

 “... yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, 

Ancak; kendisini vekil ile temsil ettiren sanığın beraat etmiş olması karşısında, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre sanık lehine vekalet ücreti taktir edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, bozmayı gerektirmiş olduğundan hükmün, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca bozulmasına, ancak bu durum aynı kanunun 322. maddesi gereğince yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, sanık lehine hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 1.000 TL vekalet ücreti taktir edilmek suretiyle diğer yönleri usül ve yasaya uygun hükümlerin düzeltilerek onanmasına” karar verilmiş, Daire Üyesi K.A.; eksik incelemeyle hüküm kurulduğu görüşüyle karşı oy kullanmıştır.

 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 28.06.2012 gün ve 310212 sayı ile;

 “Sanığın kolluk ifadesinde belirttiği üzere tehdit suçundan müşteki olarak olay gecesi şikayet için karakola gittiği, olay gecesi o civarda bulunduğu o gece giydiği kıyafet ve başvurusu nedeni ile tanık polis memuru tarafından kamera görüntülerinde teşhis edildiği, tanık ayrıntılı beyanında;  'Kişi  elinde  bir kazma   ile  hareket  halinde  idi. Devamlı  arkasına  bakar  vaziyette  idi, üzerinde  siyah bir mont vardı, açık renkli pantolon vardı. Ancak bu kamera kaydında camın kırılması anı ile ilgili bir görüntü yoktur. Diğer kameralar harekete ışık değişkenliği ile duyarlı olduğundan herhangi bir ışık değişikliği olmadığından hareketleri algılayamadığından herhangi bir kayıt söz konusu değildir' demiş, tanığa huzurda bulunan sanık gösterilip sorulduğunda; 'Kamerada sanığın  yüzü hiçbir şekilde gözükmemektedir. Sanığın şekli, boyu, üzerindeki kıyafetleri, davranış  şekilleri ve kendisini de daha öncede tanıyor olmamdan dolayı kamera kayıtlarından olayı gerçekleştiren kişinin sanık olduğunu net olarak söyleyebilirim, tutanaktaki kamera görüntülerinin net olmadığına dair beyanımızı yüzünün net olarak gözükmemesindendir' şeklinde net bir ifade vermiştir.

 Sanığın müştekisi olduğu silahla tehdit edildiğine ilişkin soruşturma dosyası, olay gecesi olay tutanağında belirtilen H. E.ve N.E.'in işyerlerine yönelik mala zarar verme suçlarına ait soruşturma evrakları da celbedilip, gerektiğinde bu olaylara ilişkin kamu davası açılmış ise birleştirilerek deliller birlikte değerlendirilip, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması,

Tanığın zarar verme olayını gerçekleştiren sanığı teşhisi konusunda tereddüde yer bırakmayan beyanı, taraflar arasında husumet bulunması karşısında delillerin takdirinde isabetsizlikle mahkumiyet yerine beraat kararı verilmiştir.

Eksik inceleme ve dosyadaki delil durumu nedeni ile Dairenin düzelterek onama kararına katılmak mümkün değildir” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire düzelterek onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 15. Ceza Dairesince  24.09.2012 gün ve 12186-41907 sayı ile, oyçokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

 Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkindir. 

İncelenen dosya kapsamından;

26.04.2010 tarihli ihbar ve olay tutanağına göre, 155 numaralı polis imdat telefonuna ......ve ..... numaralı telefonlardan gelen ihbarda, A. Caddesinde faaliyet gösteren bazı işyerlerinin camını elindeki kazma ile kıran siyah giyimli bir şahsın M.Camiinin olduğu tarafa kaçtığının bildirilmesi üzerine olay yerine gidildiğinde, Atatürk Caddesinde faaliyet gösteren H.E.'e ait K. Züccaciye, N. E.'e ait V.Bayii, S. E.'e ait E.K.. isimli işyerlerinin bütün camlarının kırıldığının anlaşıldığı, elinde kazma bulunduğu  ve siyah giyimli olduğu bildirilen şahsın aranmasına başlandığı,

Katılan S. E.'in işyeri ile ilgili düzenlenen 26.04.2010 tarihli olay yeri görgü ve tespit tutanağına göre, saat 02.40 sıralarında meydana gelen mala zarar verme olayı nedeniyle 80 cm genişliğinde ve 1.55 cm yüksekliğinde cam kapı, 2.10 cm genişliğinde ve 1.65 cm yüksekliğinde cam çerçeve ile 2 metre genişliğinde yarım daire olan et soğutma dolabının camının kırıldığı, çok sayıda tavuk paketlerinin üzerine cam kırıklarının düştüğünün tespit edildiği,

 Dosyada yer alan CD görüntülerine göre, bir şahsın arkasına bakarak olay yerinden hızlı hızlı yürüyerek uzaklaştığı,

İhbar tutanağında adı geçen N. E.ve H. A. E.'in katılan S.E.'in kardeşleri olduğu, N.E.'in mağdur olduğu aynı günlü mala zarar verme eylemi ile ilgili olarak da sanık E. E. hakkında yerel mahkemece aynı tarihte beraat hükmü kurulduğu, katılan vekili ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 09.10.2012 gün ve 2215-10878 sayı ile; sanığın mukayeseye elverişli fotoğrafları temin edilerek dosya içerisinde yer alan CD kaydında bulunan kamera görüntüleri ile birlikte Tübitak ya da TRT gibi uzman kuruluşlardan birisine gönderilip, fotoğraf ve görüntü analizi yaptırılarak, görüntülerdeki şahsın sanık olup olmadığı tespit ettirilmesi ve sonucuna göre hukuki durumun tayin ve takdiri  gerektiğinden bahisle bozma kararı verildiği,

  Yargılama aşamasında dinlenen tek tanık olan ve suç tarihinde Kumru Emniyet Amiri olarak görev yapan İ.E.Ö.'ün anlatımında; ilçedeki çeşitli işyeri kameraları ve Emniyet Müdürlüğünün kameralarından herhangi bir görüntü elde edemediklerini, yalnızca bir kamerada elinde bir kazma ile hareket halinde ve sürekli arkasına bakar durumda bir kişinin gözüktüğünü, üzerinde siyah bir mont  ve açık renkli bir pantolon bulunan kişinin yüzünün görünmediğini, sanığın şekli, boyu, üzerindeki kıyafetleri, davranış şekilleri ve kendisini daha önce de tanıyor olmasından dolayı kamera kayıtlarındaki kişinin sanık olduğunu net olarak söyleyebileceğini, camın kırılması anı ile ilgili bir görüntünün bulunmadığını belirttiği,

  Katılanın aşamalarda; gece saat 03.00 sularında işyerinin camlarının kırıldığını öğrendiğini, tutanakta ayrıntıları belirtilen şekilde 4000-5000 Lira civarında maddi zararının meydana geldiğini, eylemin husumetli olduğu amcasının oğlu E.tarafından gerçekleştirildiğinden şüphelendiğini ifade ettiği, 

  Sanığın aşamalarda benzerlik gösterecek şekilde; olay gecesi 23.30 sularında Kumru İlçe Emniyet Amirliğine giderek kendisini silahla tehdit eden S.E. hakkında şikâyette bulunduğunu, ifade verdikten sonra evine gittiğini, kesinlikle N. E., S. E. ve H.A. E. adlı kişilerin işyerlerinin camlarını kırmadığını, aralarında geçmişe dayalı husumet bulunduğundan hakkında şikâyette bulunduklarını savunduğu,

 Anlaşılmaktadır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 'Mala zarar verme' başlıklı 151. maddesinde; 'Başkasının taşınır veya taşınmaz malını kısmen veya tamamen yıkan, tahrip eden, yok eden, bozan, kullanılamaz hâle getiren veya kirleten kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan üç yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

 Haklı bir neden olmaksızın, sahipli hayvanı öldüren, işe yaramayacak hâle getiren veya değerinin azalmasına neden olan kişi hakkında yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır' hükmü yer almaktadır.

Buna göre, mala zarar verme suçunun gerçekleşebilmesi için failin, başkasına ait taşınır veya taşınmaz bir mala, maddede “kısmen veya tamamen yıkmak, tahrip etmek, yok etmek, bozmak, kullanılamaz hâle getirmek veya kirletmek” olarak belirtilen seçimlik hareketlerden herhangi biriyle zarar vermiş olması gerekmektedir.

Diğer taraftan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 'Bağlantı Kavramı' başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasında; bir kişinin birden fazla suçtan sanık olması veya bir suçta birden fazla sanık bulunması şeklinde, dar bağlantı tanımlanmış, maddenin ikinci fıkrasında da, suçun işlenmesinden sonra suçluyu kayırma, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme fiillerinin de bağlantılı suç sayılacağı belirtilerek, bu halde de fiiller arasında bağlantının varlığı kabul edilmiştir. Kanunun 11. maddesinde ise geniş bağlantı tanımlanmış olup, bu hüküm uyarınca, yapılan yargılamada mahkemece bakılmakta olan birden fazla dava arasında bağlantının tespiti halinde, bu bağlantı 8. maddede gösterilen türden olmasa dahi, yargılamanın birlikte yapılarak hükme bağlanması için davaların birleştirilmesine karar verilebilecektir. Maddede, ne tür bağlantıların bu kapsamda değerlendirileceği yönünde bir kabule yer verilmemiş, yalnızca mahkemenin bakmakta olduğu birden çok davada bağlantı olduğunu belirlemesi yeterli kabul edilmiştir. Bu hükmün amacı, yargılama konusu olan uyuşmazlıkların birlikte görülmesi ve karara bağlanmasında yarar bulunmasıdır. Bu şekilde, tüm delillerin birlikte değerlendirilerek, isabetli bir karar verilmesi ve verilecek kararlarda muhtemel değerlendirme hatalarının önüne geçilmesi hedeflenmiştir.

Görüldüğü gibi, ceza muhakemesinde genel kural, açılan her dava üzerine ayrı bir yargılamanın yapılmasıdır. Ancak, uyuşmazlıklar arasında bağlantı olduğu zaman, bağlantının özelliği nedeniyle bu kuraldan ayrılınabilmektedir. Ana kuraldan ayrılmayı gerektiren istisnai hallerden biri olan yargılamaların birleştirilmesi, birleştirmede fayda düşüncesine dayandığından, fayda varsa davalar birleştirilmeli, fayda yoksa birleştirilme yapılmamalıdır. Kanun koyucu istisnai haller dışında davaların birlikte görülmesinde fayda bulunup bulunmadığının hakimin takdirine bırakmıştır.

5271 sayılı CMK'nun “Delilleri Takdir Yetkisi” başlıklı 217. maddesi ise; “Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.

 Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir” biçiminde düzenlenmiş olup, madde gerekçesi; “Ceza davasında ulaşılması amaçlanan temel hedef, gerçeğin meydana çıkarılmasıdır. Madde, gerçeğe ulaşmak bakımından delillerin serbestliği ilkesini kabul etmiş bulunmaktadır. Türk sistemi, maddenin birinci fıkrasında ifade edildiği üzere, suçun varlığının ve sanığın sorumluluğunun, kanunun ayrıca hüküm koyduğu hâller dışında, her türlü delille saptanabileceğini kabul etmiş bulunmaktadır…” şeklindedir.

Ceza muhakemesinde hangi hususun hangi delillerle ispat olunacağı konusunda bir sınırlama bulunmayıp, yargılamayı yapan hakim hukuka uygun şekilde elde edilmiş akla, bilime ve mantığa uygun olan her türlü delili kullanmak suretiyle sanığın aleyhine olduğu kadar, lehine olan delilleri de araştırıp değerlendirerek şüpheden arınmış bir sonuca ulaşmalıdır. Yargılama konusu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş her araç delil olarak kabul edilir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Katılan  S. E. ile kardeşleri N.E. ve H. E.'e ait işyerlerine olay günü aynı şahıs tarafından zarar verildiğine ilişkin ihbar ile soruşturmanın başladığı olayda, ihbar tutanağında numarası bildirilen telefon kullanıcılarının kim olduğu tespit edilerek, olayı gören bu kişilerin gerektiğinde yöntemince tanık olarak bilgi ve görgülerine başvurulması, aynı gün ve saatlerde gerçekleştirilen diğer mala zarar verme eylemleri nedeniyle açılan kamu davalarının kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılması, kesinleşmemiş ise birleştirme kararı verilerek delillerin birlikte değerlendirilmesi, kesinleşmiş ise bu dava dosyalarının getirtilip incelenmesi ve gerekirse bu dosyasının incelemeye konu dosyanın içerisine konulması  sanığın katılan S. E. tarafından tehdit edildiğinden bahisle şikâyetçi olduğu soruşturma dosyasının da incelenmesi, sanık ile katılan S. ve diğer kardeşleri arasındaki husumetin ne olduğu konusunda ifadelerine başvurulması, mağdurların dükkanlarının cadde üzerindeki konumlarının belirlenmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, eksik araştırma ile hüküm kurulması kanuna aykırıdır.

Bu itibarla, itirazın kabulüne, Özel Daire düzelterek onama kararının  kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün eksik araştırmayla hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan sekiz Genel Kurul Üyesi; 'sanığın üzerine atılı suç sabit olmadığından ve yeni bir araştırmanın hukuki durumu değiştirmeyeceğinden, itirazın reddi gerektiği' düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

 SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 14.05.2012 gün ve 3090-36916 sayılı düzeltilerek onama kararının KALDIRILMASINA,

3- Kumru Asliye Ceza Mahkemesinin 22.06.2010 gün ve 67-153 sayılı kararının, eksik araştırmayla hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA,

4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.10.2013 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

 

 

 


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.