Yargıtay - 11. Hukuk Dairesi

2019/3172 Esas 2020/1178 Karar
Karar Tarihi: 10.02.2020
Yargıtay

11. Hukuk Dairesi         2019/3172 E.  ,  2020/1178 K.

'İçtihat Metni'MAHKEMESİ : ADLİYE MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 07/12/2017 tarih ve 2017/375 E. - 2017/268 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine-kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi'nce verilen 23/05/2019 tarih ve 2018/1235 E. - 2019/1172 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkilinin ASMA ibaresini sirke ve benzer ürünlerde markasal olarak kullanmakta olduğunu, bu markasının 2007/25862 no ile TPMK nezdinde tescilli olduğunu, yine müvekkilinin ASMA ibaresini 32.sınıftaki diğer emtialarda da kullanma arzusunda olduğunu, bu kapsamda yapılan araştırmalarda ASMA markasının 2004/40394 tescil no ile 32.ve 33.sınıf emtialarında davalı adına tescilli olduğunun tespit edildiğini, ancak markanın uzun süredir kullanmadığını, bu nedenlerle davalıya ait 2004/40394 tescil nolu markanın; 32.sınıftaki tüm emtiaları yönünden tamamen iptaline, mahkemenin aksi kanaatte olması halinde 32.sınıftaki ilgili emtialar açısından kısmen iptaline, iptaline karar verilen tüm emtiaların müvekkili adına tesciline, müvekkil adına tesciline karar verilmemesi halinde markanın sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı cevap dilekçesi vermemiş, davalı vekili 07.12.2017 tarihli duruşmada, Anayasa mahkemesi tarafından davanın yasal dayanağı olan 556 sayılı KHK'nın 14 maddesi iptal edilginden yasal dayanağı ortadan kalkan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesince, dava tarihinde yürürlükte olan 556 sayılı KHK'nın 14 maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş olması nedeniyle, yasal dayanağı ortadan kalkan davanın usulden reddine, yargılama gideri ve ücreti vekalet konusunda taraflara yükümlülük yüklenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

Karara karşı, davacı vekili ve davalı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesince, esasa yönelik ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu, ancak davanın yasal dayanağı Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edildiğinden, tarafların dava tarihindeki haklılık durumunun tespit edilerek yargılama giderlerinin haksız çıkan tarafa yükletilmesi ve haklı olan taraf lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekçesiyle, davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf isteminin HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine, davalı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile, HMK'nın 353/1-a-4 maddesi gereğince, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, tarafların haklılık durumunun tespit edilerek, davalı yararına vekalet ücreti takdiri gerekip gerekmediğinin tespiti yönünden yargılamaya devam edilmek üzere dosyanın, karar veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1-Dava, davalı adına tescilli markanın kullanmama nedenine dayalı iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, 556 sayılı KHK'nın 14 maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş olması nedeniyle, yasal dayanağı ortadan kalkan davanın usulden reddine, yargılama gideri ve ücreti vekalet konusunda taraflara yükümlülük yüklenmesine yer olmadığına karar verilmiş, karara karşı taraf vekilleri tarafından ayrı ayrı istinaf yoluna başvurulmuştur. Dosyanın gönderildiği İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesince, esasa yönelik ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu, ancak tarafların dava tarihindeki haklılık durumunun tespit edilerek yargılama giderlerinin haksız çıkan tarafa yükletilmesi ve haklı olan taraf lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği, mahkemenin, ön inceleme duruşmasında henüz deliller toplanmadan karar verdiği gerekçesiyle, davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf isteminin esastan reddine, davalı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacı yönünden Yargıtayda temyiz yolu açık olmak üzere, davalı yönünden kesin olarak; davacı yönünden verilen kararın kesinleşmesinden sonra, davalının istinaf başvurusu yönünden verilen yargılamanın devamı kararı için dosyanın mahkemesine iadesine karar verilmiş, verilen bu karar da süresi içerisinde davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Bu durumda, öncelikle, Bölge Adliye Mahkemesince dosyanın mahkemesine iadesine dair verilen kararın, kararda belirtildiği üzere kanunda öngörülen “kesinlik” koşullarını haiz olup olmadığı incelenmelidir. İncelemenin, yine anılan kanun maddesindeki tanımıyla “yerindelik” denetimi niteliğinde yapılması gerektiği, yerindeliğin ise bölge adliye mahkemesinin kararına atfettiği mahiyet ve bu mahiyete bağlı öngörülen kesinlikten bağımsız olarak, bunların varlığı için kanunda yer verilen objektif nitelikteki neden ve koşulların bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi ile mümkün olabileceği kuşkusuzdur. Esasen, ilk derece mahkemelerinin “kesin” olduğundan bahisle vermiş olduğu karar bakımından bölge adliye mahkemelerine anılan 346. madde ile verilen yerindelik denetimi yapma yetkisinin, 366. madde hükmü göz ardı edilerek, bölge adliye mahkemelerinin kesin olduğuna hükmettiği kararlar bakımından temyiz inceleme mercii olarak öngörülen Yargıtay’a tanınmadığından bahsetmek mümkün değildir. Keza, anılan 366. maddenin öngördüğü üzere, işin niteliğine uygun biçimde ve kıyasen uygulanması gereken 346. maddenin, bu gibi durumlarda bölge adliye mahkemesinin esasa yönelik bir kararı bulunmadığından bahisle, Yargıtay incelemesi sırasında hiç nazara alınamayacağı gibi bir görüşün savunulması da mümkün görünmemektedir.

Bu bağlamda temyize konu karar ile ilişkili usul hükümleri gözden geçirilmelidir. 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesinde bölge adliye mahkemelerince duruşma yapılmadan verilecek kararlar sayılmış olup, 353/l-a-6. maddesinde ilk derece mahkemesince, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması halinde, esasa ilişkin inceleme yapılmaksızın kararın kaldırılmasına kesin olarak karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan bu düzenlemenin eksik delil toplanması veya delilin eksik incelenmesi halinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma yetkisine eşdeğer bir yetkinin bölge adliye mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde, bu sonuca katılmak mümkün değildir.

Diğer bir yandan, HMK’nın 353/1-b-3 maddesinde, bölge adliye mahkemelerince, kendilerine intikal eden ilk derece mahkemesi kararları bakımından, duruşma yapılmaksızın giderilebilecek nitelikte yargılama eksikliklerinin saptanması halinde, bu eksikliklerin tamamlanmasını müteakip yeniden esas hakkında karar vermeleri gerektiği öngörülmüş olup, mezkur hükmün bölge adliye mahkemelerine “sadece duruşma açılmaksızın tamamlanacak nitelikte bir yargılama eksikliğinin bulunması haline münhasır olarak” eksikliğin ikmali ile yeniden esas hakkında hüküm kurma yetkisi tanındığı, duruşma açılmaksızın tamamlanamayacak eksiklikler bulunduğunu saptaması halinde, işin esasını incelemeksizin bunların ikmali bakımından dava dosyasını behemahal ilk derece mahkemesine geri göndermesi gerektiği biçiminde yorumlanması söz konusu değildir. Aynı Kanun'un 356. maddesi hükmü gereğince duruşma açılmasının asıl olduğunun öngörülmüş olması gözetildiğinde, ön incelemede saptanan eksikliklerin duruşma açılarak ikmalinden yahut ön incelemede nazara alınmamakla birlikte duruşma açıldıktan sonra saptanan yargılama eksikliklerinin ikmalinden sonra yeniden esas hakkında bir karar verilmesi gerektiği izahtan vareste ve kanun sistematiğinin gereğidir. Kaldı ki, HMK’nın 357/3. maddesi hükmünde de, ilk derece mahkemesinde usulüne uygun olarak gösterildiği hâlde incelenmeden reddedilen delillerin dahi bölge adliye mahkemesince incelenebileceği düzenlenmiştir.

Şu halde yukarda yazılı kanun hükümleri ve yapılan açıklamalar doğrultusunda eldeki davada, dava konusu markayı tescil amacına uygun, ciddi ve kesintisiz olarak kullandığını ispatla yükümlü olan marka sahibi olan davalı tarafın, cevap dilekçesi ekinde delil listesi ve eklerini sunması, ikinci cevap dilekçesi ekinde de fatura örneklerini sunması, ilk derece mahkemesince yargılama giderleri konusundaki hükmün davanın yasal dayanağının ortadan kalmış olmasına dayandırılması karşısında, tarafların gösterdikleri delillerin hiç toplanmadığından veya hiç değerlendirilmediğinden bahsedilemeyecek olup, dava dosyasının esası incelenmeksizin ilk derece mahkemesine geri gönderilmesinin kanunda öngörülen gerektirici sebepleri bulunmamaktadır. Bu nedenlerle, bölge adliye mahkemesince verilen kararın usuli anlamda bir geri gönderme kararı niteliğinde bulunmadığı açıktır. Hal böyle olunca, buna bağlı olarak bölge adliye mahkemesince verilen kararın kesin olduğundan da söz edilemez. Açıklanan nedenlerle, bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi tarafından dosyada toplanan deliller kapsamında, davacının yasal dayanak olarak ileri sürdüğü kanun hükmünün Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi nedeniyle davanın reddine değil, esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilerek, yargılama giderlerine de tarafların dava tarihindeki haklılık ve haksızlık durumuna göre hükmedilmesi gerekirken davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalının istinaf başvurusu yönünden ise dosyanın mahalline gönderilmesine karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16.Hukuk Dairesinin 23.05.2019 tarih, 2018/1235 E. -2019/1172 K. sayılı kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 10/02/2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞIOY

Dava, davalı adına tescilli markanın kullanmama nedenine dayalı iptali istemine ilişkin olup davanın hukuki nedeni, bir başka söyleyişle, yasal dayanağı mülga 566 sayılı KHK’nın 14. maddesidir.

Söz konusu KHK hükmü, Anayasa Mahkemesinin 14.12.2016 tarih ve 148-189 sayılı kararı ile iptal edilmiş ve kararın RG’de yayımlanması üzerine Anayasamızın 153. maddesi çerçevesinde davanın hukuki nedeni ortadan kalkmıştır. Bu durumda, yasal dayanağı bulunmayan davanın esastan reddine hükmedilmesi gerekir. Nitekim, ilk derece mahkemesince de durum bu biçimde kabul edilerek dava usulden dahi olsa reddedilmiş ve fakat yargılama giderlerinin taraflar üzerinde bırakılmasına hükmedilmiş, bölge adliye mahkemesince ise tarafların davanın bidayetindeki haklılık durumuna göre yargılama giderlerinin taraflara tahmili gerektiği ve fakat bu yolda ilk derece mahkemesince delillerin toplanmadığı belirtilmek suretiyle dava dosyası ilk derece mahkemesine geri çevrilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin geri çevirme kararı ile ilgili olarak Daire çoğunluğu ile aynı fikirdeyim. Ancak yargılama giderlerinin davanın bidayetindeki haklılık durumuna ilişkin olarak gerek yerel mahkeme kararlarının ve Daire çoğunluğunun görüşünün aksine, davanın açıldığı tarihte söz konusu KHK hükmünün mevcut olması davanın esası yönünden hüküm kurulmasına, daha doğru bir ifadeyle davanın yasal dayanağının bulunmaması nedeniyle reddine engel nitelikte olmadığını düşünüyorum. Yani bu gibi hallerde, davanın esasına yönelik bir karar verilmesi gerektiği, çünkü, Anayasa Mahkemesi kararının, dava nedeni ile dava konusu üzerinde bir etkisi yok ise de, söz konusu karar, davanın dayandığı hukuki sebebi ortadan kaldırdığını ve bu nedenle davanın esastan reddi gerektiği kanısındayım. Nitekim, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları, bu nedenle, iptal edilen kanun yahut KHK hükmüne dayalı olarak açılan derdest (devam eden) davalara da kesin olarak etkilidir.

Yukarda da belirtildiği üzere, yasal dayanağı bulunmayan yahut açıklandığı biçimiyle hukuki nedeni bulunmayan bir davanın konusuz kaldığından, hatta ve hatta davanın esastan sonuçlanmadığından söz edilemez. Dava esastan görülmüş olup bu esas üzerinden sonuçlandırılmalı, kısaca söylemek gerekirse dava reddedilmelidir. Bu durumda, yargılama giderleri bakımından HMK’nın 331/1. maddesinin uygulanması olanağı bulunmamaktadır. Aksinin düşünülmesi ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararı nedeniyle davanın esasının (konusunun) kalmadığının kabulüyle buna dayalı olarak davanın açıldığı tarihte haklı nedenlere dayalı olup olmadığının değerlendirilmesi, haklılığın iptal edilen KHK hükmüne dayalı olarak değerlendirilmesi zorunluluğu nedeniyle çelişkili bir yaklaşımı beraberinde getiriyor olmakla benimsenemez. Şu halde, aksine bir kanun hükmü bulunmadığı gözetildiğinde, HMK’nın 326/1. maddesi hükmü uyarınca, asıl davada yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen davacıya yükletilmesi gerekir.

Açıklanan nedenlerle, Dairemizin bozma kararına yansıyan aksi yöndeki gerekçeye katılamıyorum.


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.