Yargıtay - 23. Hukuk Dairesi

2015/421 Esas 2015/4509 Karar
Karar Tarihi: 11.06.2015
Yargıtay

23. Hukuk Dairesi         2015/421 E.  ,  2015/4509 K.

'İçtihat Metni'

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki konutun aidiyetinin tespiti ile tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

- K A R A R -

Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı kooperatif üyesi olduklarını, üzerlerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirdiklerini, müvekkillerinin kooperatif yetkilileri ile sözleşme yaptıklarını, sözleşmede müvekkilleri adına tahsis edilen dairelerin inşaat bedellerinin tamamının ödendiği, kooperatife inşaat bedellerinden dolayı herhangi bir borçlarının bulunmadığı, inşaat maliyet bedellerinin artması dolayısıyla hiçbir fark istenmeyeceği hususlarının kooperatifçe kabul edildiğini, buna rağmen kooperatifin Mayıs 1994 ve Ocak 1995 tarihlerinde müvekkillerine ihtarnameler göndererek çeşitli miktarlarda borçları bulunduğunun, ödenmediği takdirde üyelikten çıkarılacaklarının bildirildiğini, kooperatif yönetimi ile inşaatları yapan yüklenicinin kardeş olduğunu, yapılan yolsuzluklara karşı çıkan bir kısım üyelerin genel kurulun iptali davası açtığını, kooperatif yönetimine karşı güvenlerinin kalmadığını ileri sürerek, kooperatifin ferdileşmeye gitmesi halinde oturdukları dairelerin davacılara aidiyetinin tespiti ile kat irtifakı kurulurken bu dairelerin davacılar adına tescilini talep ve dava etmiş, davacılar vekili 14.12.2004 tarihli ıslah dilekçesi ile davacılar... ve...'ya tahsisli dairelerin bulunduğu 2334 parseldeki bloğun... İcra Müdürlüğü'nün 1995/2383 Esas sayılı dosyasından ihale ile satıldığını, kat mülkiyetine geçildikten sonra davacılar adına tescil olanağı kalmadığını, mülkiyetin davacılara ait olduğu tespit imkanı olan ancak tescil olanağı bulunmayan bu daireler için davacılar ...yönünden davayı tespit ve daire rayiç bedel olarak ıslah ettiklerini, iki daire için 40.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren ticari reeskont faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacıların muhtelif tarihlerde kooperatife üye olduklarını, ...'ün yönetim kurulunun 24.03.1995 tarih ve 26 sayılı kararı ile, ...'nun 20 sayılı kararı ile ...'un 29 sayılı kararı ile, ...'nun 25 sayılı kararı ile üyelikten ihraç edildiğini, ihraç kararına karşı genel kurula itiraz edildiğinden davacıların üyelik durumlarının ihtilaflı olduğunu, davacıların belirttikleri şekilde bir sözleşme yapılmasının tek başına yönetimin yetkisinde olmadığını, böyle bir yetkinin genel kurulca kendilerine verildiğinin tespit edilemediğini, 17.12.1995 tarihli olağanüstü genel kurulda bu hususun ele alındığını, sözleşmeli olarak nitelendirilebilecek üyelerin mağdur olmamaları için en uygun şekilde karara bağlandığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma benimsenen 23.02.2012 tarihli bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; kooperatife ortak olan davacıların kur'a zabıtları ile adlarına tahsis edilen dairelerin teslimlerinin yapıldığı ve Yargıtay denetiminden geçip kesinleşen görüşe göre, davacıların inşaat maliyet giderinden sorumlu olmadığı belirtildiğinden mahkemece de bu görüşe itibar edildiği, davalının, davacıların üyeliklerinin devam ettiğini, davacılar ise ortaklıktan ihraçlarının kesinleştiğini ileri sürdüğü, dosyadaki belgelere göre kooperatifin 24.06.1995 tarihinde ihraç kararı aldığı, bu kararın iptali için 24.07.1995 tarihinde dava açıldığı,... Ticaret Mahkemesi'nce davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği, yine davacı ... aleyhine kooperatifin açtığı aidat tahsiline yönelik davada, bu ortağın icra takip tarihinde kooperatif ortağı olmadığı ve kendisinden talepte bulunamayacağına dair karar verildiği ve kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nce onandığı göz önünde tutulduğunda, davacılar hakkında alınan ihraç kararının geçerli olduğunun kabulünün gerektiği, bu durumda genel kurulda kararlaştırılan aidatlardan davacıların sorumlu tutulmasının uygun bulunmadığı, kur'a zabıtları ile daireleri belli olan davacıların fiilen 1992 yılında kura çekildiğine göre bu tarihin teslim tarihi olarak kabulü gerektiği ve kur'a zaptına göre de dairelerin davacılara tahsis edildiği, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 1999/9727 Esas, 2000/836 Karar sayılı ilamı uyarınca, imzalanan sözleşmenin konut tahsisi yönünden değerlendirilmesi sonucu bu ihraç kararının konut hakkını bertaraf edemeyeceği, bu hukuksal belirleme ve kesinliğin bu dava yönünden de etkili olacağı ve Kooperatifler Kanunu'nun 81. maddesindeki düzenlemeye göre amacına ulaşıp dağılma sürecine giren kooperatiften çıkan ya da çıkartılan ortağın konutunun ya da iş yerinin bu sebeple geri alınamayacağı yolundaki belirlemesi de esas alınarak davacıların kur'ada isabet eden dairelerin kendilerine ait olduğunun tespitinin uygun bulunduğu, davacılardan ... ve ...'nun tazminat talepleri yönünden bilirkişiler tarafından yapılan hesaplamanın kendisine konut tahsis edilemeyen ortaklara ödenecek tazminat hesap yöntemine ilişkin olduğu, oysa, davacıların ihraçlarının kesinleştiği, davacıların tahsis edilen ve oturmaya devam ettikleri dairelerini, icradan satın alan kişiye fazladan yaptıkları ödeme kadar zararlarının oluştuğu, davacılar ... ve ...'nun daireleri almak için 2001 yılı Temmuz ayında 3.650,00 TL ödedikleri, oluşan zararın ayrı ayrı 3.650,00 TL'den ibaret olduğu, bu zararın davalı kooperatiften kaynaklandığı, henüz ferdileşmenin yapılmadığı gerekçesiyle, davacı ... yönünden... 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce yetkisizlik kararı ile gönderilen dosyada, diğer davacılar hakkında yetkisizlik kararı verilirken, bu davacı yönünden verilen açılmamış sayılma kararı kesinleştiğinden bu davacıya yönelik yeniden karar verilmesine yer olmadığına, davacılar ..., ... ve ...'nun, tahsis edilen dairelerin kendilerine ait olduğunun kabulü ile 20334 parsel, 2 kat, 21 no'lu dairenin ...'e; 20334 parsel, 2. kat, 19 no'lu dairenin ...'na, 18407 parsel no'lu, zemin kat, 21 no'lu dairenin ...'na ait olduğunun tespitine, davacılar ... ve ...'ün tazminat istemlerinin kısmen kabulüne, her biri yönünden ayrı ayrı 3.650,00 TL bedelin ıslah tarihi olan 14.12.2004 'ten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile bu davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, tüm davacıların tescil istemlerinin reddine karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

1-Dava, davacı ... yönünden konutun aidiyetinin tespiti, davacılar ... ve ... yönünden konutun aidiyetinin tespiti ve tazminat istemine ilişkindir.

Mahkemece, anılan davacıların kooperatif ortağı olmadığı kabul edilmiş ise de, dosya kapsamından, davacılarla ilgili ihraç kararının iptali istemine ilişkin açılan davada,... 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 04.11.1996 tarih ve 1088 E,1164 K. sayılı ilamıyla davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği, kararın temyiz edilmeyerek 11.02.1997 tarihinde kesinleştiği, davacılardan ... ve ...'ün kendilerine ait olduğunu iddia ettikleri bağımsız bölümlerini 16.07.2001 tarihinde, taşınmazı icra yoluyla satın alan ...'den satın aldıkları anlaşılmıştır.

Kooperatif ortaklığı, kooperatif yetkili organlarının bu hususta alacağı açık bir kararla gerçekleşebileceği gibi, bu hususta açık bir karar olmasa bile kooperatifin bu kişi ile üyesi sıfatıyla yazışmalar yapması, onu genel kurullara çağırması, belirli miktarda ödeme kabul etmesi veya konut tahsis ve teslim etmesi ve tadilata izin vermesi şeklinde somut ilişkiler ile zımnen de gerçekleşebilir.

Somut olayda, davalı kooperatif tarafından, davacı ... hakkındaki ihraç kararının kesinleşmesi sonrasında, davacı ...'nun ise icra yoluyla satın alınma tarihine kadar konutta oturmasına izin verilmek suretiyle kooperatif nezdinde zımnen ortaklıklarının oluştuğunun anlaşılmış olması ve kooperatifçe yargılama aşamasında sunulan 25.09.2008 tarihli dilekçede, sonrasında sunulan tüm dilekçelerde ve temyiz dilekçesinde ısrarla davacıların kooperatif ortağı olduklarını savunmuş olması karşısında, davacılar ... ve ...'nun, davalı kooperatifin zımni ortak olduklarının kabulü gerekmekte olup, mahkemenin aksi yöndeki gerekçesinde isabet bulunmamaktadır.

Buna göre mahkemenin, adı geçen davacılarla ilgili, kendisine konut tahsis edilemeyecek ortaklara tazminat hesap yöntemine ilişkin formüle uygun olarak belirlenecek tazminata hükmetmesi gerekmektedir. Mahkemece alınan bilirkişi raporlarında, belirlenen konut karşılığı tazminat miktarları, mahkemece, davacı ... yönünden hükmedilen tazminat miktarından daha çok olduğundan, temyiz edenin sıfatı da nazara alınarak hükmün bu nedenle bozulmasına gerek görülmemiştir.

Öte yandan mahkemece, davacı ... yönünden, 21 no'lu dairenin aidiyetinin tespitine karar verilmiş ise de, yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporlarında adı geçen davacının bir miktar borcunun olduğu bilirkişilerce belirlenmiştir.

Kur’a ile yapılan tahsis genel kurul kararı ya da bir mahkeme kararı ile iptal edilmedikçe geçerli ve uygulanması zorunlu olup, davacılara kur’ada isabet eden daireler üzerinde öncelik hakkı oluşmuştur. Davacılar ancak kur’ada isabet eden dairelerin kendilerine verilmesini, muarazanın bu şekilde giderilmesini isteyebilir. Kur'a ile dava konusu daireler davacılara tahsis edilmiş ise de, davacılar, dava konusu dairelerin daha sonra üçüncü kişiden satın alındığı iddiasında bulunarak, muazaranın giderilmesi amacıyla bu davayı mülkiyetin tespiti olarak açtıkları anlaşılmaktadır. Davacılar, dairelerin kendisine kur'a ile tahsis edildiğinin tespitini değil, mülkiyetin tespitine yönelik bir karar verilmesini istemektedir.

Kooperatif ortağının tescil isteminde olduğu gibi, mülkiyetin tespiti isteminde bulunabilmesi için de bu hisseye yönelik kooperatife tüm ödemeleri yapmış olduğunu, hiçbir edimi kalmadığını, daire sahibi olan diğer üyelerle eşit durumda bulunduğunu ispatlaması gerekmektedir. Kooperatife borcu olan ortak, mülkiyetin tespitini isteyemez ise de, dairenin kendisine tahsis edildiğinin tespiti isteyebilir. Ortağın kooperatife borcu olması durumunda, konutun tahsis edildiğinin tespitine ilişkin karara dayanarak borcunu ödemesi halinde aidiyetin tespitini ya da tapu iptali ve tescil isteyebileceği tabiîdir. Aidiyetin tespiti istemi tahsisin tespiti istemini de içermektedir.

Bu durumda mahkemece, davacı ... yönünden dairenin tahsis edildiğinin tespitine karar verilmesi gerekirken, mülkiyetin tespiti anlamına gelen aidiyetin tespitine karar verilmesi doğru olmamıştır.

Mahkemece, davacı ... yönünden aidiyetin tespitine hükmedilmiş ise de, artık adı geçen davacı yönünden üyeliğe bağlı tazminata hükmedilmesi gerektiği sonucuna varıldığından, daire karşılığı tazminata hükmedilmesine göre, aidiyetin tespitine karar verilmesi hatalı olmuştur.

Öte yandan, davacı ... vekilinin 18.09.2012 tarihli dilekçesinde, müvekkiline tahsis edilen dairenin 4 no'lu daire olduğu, kararda bağımsız bölüm numarasının yanlış yazıldığı yönündeki iddiası, HMK'nın 304. maddesi uyarınca tarafların başvurusu üzerine ya da re'sen düzeltilmesi mümkün maddi hata olarak kabul edilmiştir.

Bu açıklamalara ve dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacılar ... ve ... yönünden kurulan hükmün sonucu itibariyle doğru olması sebebiyle kararın, HUMK'nın 438/son maddesi uyarınca gerekçesi değiştirilerek ve hüküm fıkrasının 2. bendindeki yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, HUMK'nın 438/7. maddesi uyarınca aşağıda yazılı olduğu şekilde düzeltilmesi suretiyle onanması gerekmiştir.

2-Davalı vekilinin, davacı ...'e yönelik temyiz itirazlarına gelince;

Davacı ... hakkında,... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2003/1269 E., 2007/582 K. sayılı dosyasında görülen itirazın iptali davasında, adı geçenin kooperatif ortağı olmadığı gerekçesiyle, aleyhinde açılan davanın reddine karar verildiği ve hükmün Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği anlaşılmıştır.

Ortaklık hak ve sıfatına bağlı olarak dava açan kişinin, şayet yargılama sırasında bu sıfatı sona erecek olursa artık davayı takip ve sonuçlandırmakta hukuki yararı kalmaz. Zira, bu husus dava koşulu olup, davacının bu sıfatının yargılama sonuna ve hükmün kesinleşmesine kadar devam etmesi zorunludur ve bu yön mahkemece re'sen gözönünde bulundurulmalıdır.

Bu durumda mahkemece, davacı ...'ün, ortaklığa bağlı talebinin, ortak olmadığı da kabul edilmesine rağmen, HMK'nın 114/1-h,115/2 madde hükmü gereğince hukuki yarara ilişkin dava şartı noksanlığı bulunduğu gerekçesiyle, davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde yanılgılı gerekçe ile hüküm kurulması doğru olmamıştır.

SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin, davacılar ... ve ...'na yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile kararın, gerekçesi değiştirilerek ve ''HÜKÜM'' fıkrasının 2. bendinin hükümden çıkarılarak, yerine '18407 parsel no'lu zemin kat 21 no'lu dairenin ...'na tahsis edilmiş olduğunun tespitine; 2334 parsel, 2. kat, 21 no'lu, dairenin davacı ...'e ait olduğunun tespitine' ibarelerinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin, davacı ...'e yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.