Yargıtay - 17. Ceza Dairesi

2016/15085 Esas 2016/10515 Karar
Karar Tarihi: 12.10.2016
Yargıtay hırsızlık mala zarar verme işyeri dokunulmazlığını ihlal

17. Ceza Dairesi         2016/15085 E.  ,  2016/10515 K.

'İçtihat Metni'MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

SUÇ : Hırsızlık, mala zarar verme, işyeri dokunulmazlığını ihlal

HÜKÜM : Mahkumiyet

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Mağdurun, 15.11.2006 ve 16.06.2009 tarihli oturumlarda uzlaşmak istemediğini beyan ettiğinin anlaşılması karşısında, 14.01.2016 tarihli oturumda uzlaşmak istediğini belirtmesine rağmen mahkemece yeniden uzlaştırma girişiminde bulunulmamasında isabetsizlik görülmediğinden tebliğnamedeki (2) nolu düşünceye iştirak edilmemiştir.

Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Ceza Kanunları'nın zaman bakımından uygulanmasına ilişkin kurallar, yürürlükten kalkmış bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2. maddesi ile 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 7. maddesinde benzer biçimde düzenlenmiştir. Her iki maddede de; ceza hukukunun en önemli ilkesi olan, ceza hukuku kurallarının yürürlüğe girdikleri andan itibaren işlenen suçlara uygulanacağına ilişkin ileriye etkili olma prensibi ile bu ilkenin istisnasını oluşturan, failin lehine olan kanunun geçmişe etkili olması “Geçmişe etkili uygulama” veya “geçmişe yürürlük” ilkesine yer verilmiştir.

Lehe olan Kanun'un belirlenmesine ilişkin olan 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 9/3. maddesinin; “Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir” hükmü, 23.02.1938 gün ve 23/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve öğretide bu konuda ileri sürülen görüşler birlikte değerlendirildiğinde, lehe kanunun belirlenmesi amacıyla sabit kabul edilen maddi olaya suç tarihinde yürürlükte bulunan kanunlar ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hiçbir hükmü karıştırılmadan bir bütün halinde uygulanması ve uygulama sonucunda ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması gerekmektedir.

Buna göre uyarlama yargılamasının konusu, önceki kesinleşmiş hükümde suç oluşturduğu belirlenen olaydan ibaret olup, amacı ise, 5252 sayılı Kanun'un 9/4. maddesinde belirtildiği üzere; “lehe hükmün belirlenmesi ve uygulanması” ile sınırlıdır. Bu nedenle kesinleşen bir hükümde uyarlama yapılabilmesi için sonradan yürürlüğe giren kanunun kesinleşen eski hükme göre lehe sonuçlar doğurması zorunludur. Hatta eski ve yeni kanunların ayrı ayrı uygulanması sonucunda tamamen aynı cezaya hükmedilmesi gerekiyorsa yine uyarlama yapılmasına gerek olmayacaktır.

Diğer taraftan, mahkûmiyet hükmünde değişiklik, yani uyarlama yargılamasında yeni kanunun lehe sonuç doğurduğu belirlendiğinde sonraki kanuna göre uygulama yapılması, aksi belirlendiğinde ise önceki hükümde değişikliğe yer olmadığına, başka bir deyişle uyarlama davasının reddine karar verilmesi gerekir. Mahkeme, ulaştığı sonuca göre beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve davanın düşmesi kararlarından birine hükmedecek, uyarlama isteminin reddi hariç, usûlünce kesinleştiğinde, önceki hükmü ortadan kaldıracak ve gerektiğinde infaza konu olabilecek olan yeni kararın 5271 sayılı CMK’na göre hüküm fıkrasında bulunması zorunlu unsurları taşıması gerekecektir.

Bütün suçların gerçekleştirilme şekilleri birbirinden farklı olduğu gibi, faillerin kişisel özellikleri, sosyal ve psikolojik halleri de birbirinin aynı değildir. Bu nedenledir ki, fiil ile karşılığı olan yaptırım arasında bir denge kurulabilmesi ve cezanın kişiselleştirilebilmesi bakımından hakime bazı hukuki olanaklar sağlanmıştır. Bunlar: değişik yaptırımlardan birini seçebilme, yasa koyucunun alt ve üst sınırını gösterdiği hallerde temel cezayı bu sınırlar arasında belirleyebilme, hürriyeti bağlayıcı cezayı güvenlik tedbiri veya para cezasına dönüştürebilme gibi olanaklardır. Gerçekten de, suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK’nın 29. maddesine göre, hakim iki sınır arasında temel cezayı takdir ederken, “suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araç, suç konusunun önem ve değeri, suçun işlendiği zaman ve yer, fiilin diğer özellikleri, zararın veya tehlikenin ağırlığı, kastın veya taksirin yoğunluğu, suç sebepleri ve saikleri, failin amacı, geçmişi, şahsi ve sosyal durumu, fiilden sonraki davranışı” gibi hususları gözönünde bulunduracaktır.

Ancak suçtan ve hükümden sonra 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu yürürlüğe girmiş olup, cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesi hususunda bu Yasada öngörülmüş bulunan hükümler önceki yasal düzenlemeden farklıdır. Yasa'nın 61. maddesine göre, hakim somut olayda temel cezayı belirlerken, “Suçun işleniş biçimini, suçun işlenmesinde kullanılan araçları, suçun işlendiği zaman ve yeri, suçun konusunun önem ve değerini, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını, failin güttüğü amaç ve saiki” göz önünde bulunduracaktır.

5237 sayılı Yasa ile getirilen yeni düzenlemede, temel cezanın belirlenmesi ve cezanın bireyselleştirilmesine ilişkin kurallarda değişiklikler yapılmış olması ve önceki düzenlemede temel cezanın tayininde kullanılan bazı kıstasların bu yasal düzenlemede takdiri indirim nedeni olarak belirlenmesi ve hükümlüler hakkındaki tek kazanılmış hakkın temyiz edilmeksizin kesinleşen ilk hükümde verilen cezanın süresi bakımından olması karşısında, 5237 sayılı Yasa hükümlerinin somut olayda hükümlü lehine olup olmadığının Yerel Mahkemece değerlendirilip tartışılmasında zorunluluk bulunmaktadır.

Ancak, uyarlama isteminin reddine karar verilmesi halinde ise doğal olarak kararda bu unsurların yer almasına gerek olmayacaktır. Uyarlama yargılamasının amacı, kesinleşmiş hükümde suç olduğu belirlenen olaya ilişkin lehe hükmün belirlenmesi ve uygulanması ile sınırlı olduğundan, yeniden bir olay yargılaması yapılmasını gerektiren istisnai durumlar dışında, önceki yargılamada iddia ve savunma olarak ileri sürülen görüşler ile delillerin tartışılması ve değerlendirilmesine de gerek bulunmamaktadır.

Bu açıklamalar ışığında somut olayı değerlendirdiğimizde;

26.09.2003 günü mağdurun işyerinden hırsızlık yapıldığına ilişkin müracaatı üzerine başlatılan soruşturmada, mağdura ait iki işyerinin sağlam ve muhkem nitelikteki kapılarının kırılıp, masa çekmecesinde bulunan çelik kasa anahtarıyla açılan kasadan 8500 TL civarında para, ayrıca işyerinden kamera ve evrak çantası gibi bir kısım eşyanın alındığı, 09.11.2003 tarihinde yakalanan hükümlünün yer gösterme yaparak işyerine gece vakti 23.00 sularında girdiğini, sorgu sırasında işyerine girdiğini ancak birşey almadan çıktığını beyan ettiği, dosya içinde bulunan 12.03.2004 tarihli bilirkişi raporunda şahsi çeviklikle işyerlerinin bulunduğu binanın ikinci katına tırmanılıp, işyerlerinin sağlam ve muhkem nitelikteki kapılarının kırılıp, işyerinden toplam değeri 9300 TL olan para ve eşyanın alındığının belirtildiği olayda yapılan yargılama sonucunda, 17.05.2004 tarihinde 765 sayılı TCK'nın temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınacak kıstaslara ilişkin 29. maddesi göz önünde bulundurulup temel ceza asgari düzeyde belirlenmiş ve 765 sayılı TCK'nın 493/1,2-son maddesinin uygulanması gerektiği gözetilmeyerek hükümlünün anılan Yasanın 493/1, 522/1 (pek fahiş), 59, 81/2-3. maddeleri uyarınca 3 yıl 6 ay 11 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, hükümlü müdafiinin temyizi üzerine Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 30.12.2004 gün, 2004/15364 Esas, 2004/13533 Karar sayılı ilamıyla hüküm onanarak kesinleşmiştir.

Hükümlü hakkındaki kararın kesinleşmesinden sonra, Cumhuriyet Savcılığı'nın uyarlama istemi üzerine mahkemenin 01.07.2005 gün, 2003/323 Esas, 2004/177 Karar sayılı kararıyla hükümlünün 5237 sayılı TCK'nın 142/1-b, 143, 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiş, hükümlünün temyizi üzerine, Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 27.06.2006 gün, 2005/18339 Esas, 2006/6801 Karar sayılı ilamıyla, uyarlama yargılamasının duruşma açılarak yapılması gerektiği ve hükümlü hakkında mala zarar verme ve işyeri dokunulmazlığını ihlal suçlarından uzlaşma hükümleri de gözetilerek uygulama yapılması gerektiği gerekçesiyle hüküm bozulmuş,

Mahkemece açılan duruşma sonrasında mağdur 15.11.2006 tarihli oturumda uzlaşmak istemediğini belirtmiş, mahkemenin 12.01.2007 gün, 2006/658 Esas, 2007/7 Karar sayılı kararıyla 5237 sayılı Yasa'nın lehe düzenleme içermediği gerekçesiyle önceki hükmün aynen infazına karar verilmiş, hükümlü ve müdafiinin temyizi üzerine, Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 29.01.2009 gün, 2007/18445 Esas, 2009/826 Karar sayılı ilamıyla; “Yakınan 15.11.2006 tarihli oturumda müdahil olmak istemediğini bildirdiği halde, davaya katılmasına karar verilmesi ve hükümlü hakkında 5237 sayılı Yasa'nın 142/1-b, 143/1,62/1; 116/2-4, 62/1; 151/1, 62/1, maddeleri uyarınca hükmolunan 2 yıl 2 ay 20 gün; 10 ay ve 3 ay 10 gün hapis cezaları toplamının, önceki hükümdeki 3 yıl 6 ay 11 gün hapis cezasından daha az olduğu gözetilmeden, 5237 sayılı Yasa uyarınca yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına, önceki hükmün aynen infazına karar verilmesi” gerekçesiyle hüküm bozulmuş,

Mahkemece açılan duruşma sonrasında, 16.06.2009 tarihli oturumda mağdur uzlaşma teklifini kabul etmediğini belirtmiş, mahkemenin 12.06.2012 gün, 2009/396 Esas, 2012/483 Karar sayılı kararı ile hükümlünün, 5237 sayılı TCK'nın 142/1-b, 143, 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiş, gerekçede ise mala zarar verme ve işyeri dokunulmazlığını ihlal suçlarından da hüküm kurulduğu belirtilmiş; hükümlü müdafiinin temyizi üzerine, Yargıtay 22. Ceza Dairesi'nin 07.10.2015 gün, 2015/12797 Esas, 2015/5054 Karar sayılı ilamıyla, “Hükümlünün eyleminin, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 Sayılı TCK hükümleri uyarınca hırsızlık suçu yanında ayrıca geceleyin işyeri dokunulmazlığını ihlal ve mala zarar verme suçlarını da oluşturduğu, mahkemece kararın gerekçe kısmında, bu suçlar yönünden de ilgili hükümler uygulanmak suretiyle cezaların hesaplandığı, ancak hüküm kısmında bu suçlara yer verilmeyerek, sadece hırsızlık suçundan hüküm kurulmak suretiyle hüküm ve gerekçe arasında karışıklığa sebebiyet verilmesi” gerekçesiyle hükmün bozulmuş,

Mahkemece açılan duruşma sonrasında mağdur 14.01.2016 tarihli oturumda şikayetçi olmadığını ve uzlaşmak istediğini beyan etmiş ve yerel mahkemece bozma ilamına uyularak hükümlünün 5237 sayılı TCK'nın 142/1-b, 143, 62., 116/4, 62, 151/1, 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 2 ay 20 gün, 10 ay ve 3 ay 10 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin temyiz konusu karar verilmiştir.

Mahkemenin 17.05.2004 gün, 2003/323 Esas, 2004/177 Karar sayılı kararında, hatalı vasıflandırma ile hükümlü hakkında 493/1, 522/1 (pek fahiş), 59, 81/2-3. maddeleri uyarınca kurulan hüküm kesinleşmiş ise de; hükümlünün eyleminin 765 sayılı TCK'nın 493/1,2-son, 522/1 (pek fahiş), 59, 81/2-3. maddesine uyduğunda tereddüt yoktur ve 5237 sayılı Yasaya göre eylemine uygulanması gereken de anılan Yasa'nın 142/2-d, 143, 62, 53; 116/2-4, 62, 53,151/1, 62., 53. maddesidir ve bu şekilde mukayase yapılmasına ve lehe kanunun belirlenmesine yasal bir engel yoktur. Çünkü lehe yasanın belirlenmesinde önceki hükümdeki hatalı vasıflandırma ve uyarlama yargılamasında verilen hükümler kazanılmış hak teşkil etmemektedir. Yüksek Ceza Genel Kurulu ve Dairelerin istikrarlı uygulamalarıda bu yöndedir.

Şu halde,

1-) Hükümlünün eyleminin 5237 sayılı TCK'nın 142/2-d, 143, 62, 116/2-4, 62 151/1, 62. maddelerine uyduğu gözetilmeden, kazanılmış hakka yanlış anlam verilerek anılan Yasa'nın 142/1-b maddesi ile uygulama yapılması,

2-) Mağdurun 12.04.2016 tarihli oturumda şikayetinden vazgeçtiği ve suç tarihi itibariyle mala zarar verme suçunun takibinin şikayete bağlı olduğu gözetilmeden, hükümlü hakkında 5237 sayılı TCK'nın 151/1,62. maddesi ile hüküm kurulması,

3-) 5252 sayılı Yasa'nın 9/3. maddesi uyarınca, hükümlü yararına olan hüküm, 765 sayılı ve 5237 sayılı Yasaların ilgili bütün hükümlerinin olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle bulunacağı ve her iki yasaya göre, uygulanan yasa maddeleriyle, verilmesi gereken cezalar denetime olanak sağlayacak şekilde ayrı ayrı saptanıp, sonuç cezalar karşılaştırılarak, hükümlü yararına olan yasanın belirlenip hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde eksik ve denetime olanak vermeyecek biçimde uygulama yapılması,

4-) Hükümlünün eylemine uyan 765 sayılı TCK'nın 493/1-2-son, 522 (pek fahiş), 59, 81/2-3. maddeleriyle hükümden sonra 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın aynı suça uyan 142/2-d, 143, 62; 116/2-4, 62. maddeleri uyarınca her iki Yasaya göre karşılaştırma yapılarak uygulama yapılması zorunluluğu,

Bozmayı gerektirmiş, hükümlü ... müdafiinin temyiz nedenleri ve tebliğnamedeki düşünce bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye kısmen uygun olarak BOZULMASINA, 17.05.2004 tarihli ilk hükümdeki ceza süresini aşmamak koşuluyla infaz aşamasında verilen uyarlama kararlarının kazanılmış hak oluşturmayacağının gözetilmesine, 12.10.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.