Yargıtay - Ceza Genel Kurulu

2011/270 Esas 2012/88 Karar
Karar Tarihi: 13.03.2012
Yargıtay

Ceza Genel Kurulu         2011/3-270 E.  ,  2012/88 K.DEVLET ORMANINDAN AĞAÇ KESME SUÇUORMAN KANUNU (6831) Madde 1161982 ANAYASASI (2709) Madde 142CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 4CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 6CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 170CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 223CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 225CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 226

'İçtihat Metni'Sanık Fevzi ’ın Devlet ormanından ağaç kesmek suçundan 5271 sayılı CYY’nın 223. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi uyarınca, atılı suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olduğu gerekçesiyle beraatına ve suça konu emvalin sanığa ait araziden kesilmediği görülmekle, arazi sahibinin araştırılarak gereğinin takdir ve ifası için suç duyurusunda bulunulmasına ilişkin Savur Sulh Ceza Mahkemesince verilen 19.06.2009 gün ve 51–65 sayılı hükmün katılan kurum temsilcisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 14.07.2011 gün ve 15781-11088 sayı ile;

“Aynı eylem nedeniyle sanık hakkında hem beraat, hem de suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmesi” isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 05.09.2011 gün ve 225217 sayı ile;

“Anayasanın 142. maddesi uyarınca mahkemelerin kuruluş, görev, yetkileri, işleyiş ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.

5235 sayılı Kanunun 10, 11, 12, 13 ve 14. maddelerinde ceza mahkemelerinin görevleri düzenlenilmiştir. Buna göre; Kanunların ayrıca görevli kıldığı haller saklı kalmak üzere, iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezaları ve bunlara bağlı adli para cezaları ile bağımsız olarak hükmedilecek adli para cezalarına ve güvenlik tedbirlerine ilişkin hükümlerin uygulanması sulh ceza mahkemelerinin, Türk Ceza Kanununda yer alan yağma, irtikâp, resmi belgede sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık, hileli iflas suçları ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmak ağır ceza mahkemelerinin, sulh ceza ve ağır ceza mahkemelerinin görevleri dışında kalan dava ve işlere bakmak ise asliye ceza mahkemelerinin görevi içine girmektedir.

6831 sayılı Orman Yasasının 83. maddesi uyarınca, bu Kanunda yazılı orman suçlarına ilişkin davalardan; 110. maddenin üçüncü fırkasında gösterilen suçlara ilişkin davalar asliye ceza; dördüncü fırkasında gösterilen suçlara ilişkin davalar ağır ceza mahkemesinde, beşinci fırkasında gösterilen suçlara ilişkin davalar ise Ceza Muhakemesi Kanununun 250. maddesi uyarınca görevlendirilen ağır ceza mahkemesinde; bu suçlar dışında kalan davalar sulh ceza mahkemesinde görülür.

5271 sayılı CMK’nın 4 ve 6. maddeleri uyarınca davaya bakan mahkeme, görevli olup olmadığına kovuşturma evresinin her aşamasında re’sen karar verebilir.

İddianamenin kabulünden sonra işin, davayı gören mahkemenin görevini aştığı veya dışında kaldığı anlaşılırsa, mahkeme bir kararla işi görevli mahkemeye gönderir.

5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan ve uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 308. maddesi uyarınca mahkemenin yasaya aykırı olarak kendisini davaya bakmaya görevli veya yetkili görmesi yasaya mutlak aykırılık hali olup, hükmün temyizi durumunda aynı Yasanın 321 ve 323. maddeleri uyarınca hükmün bozulmasına ve dosyanın vazifeli veya salahiyetli mahkemeye gönderilmesine karar verilmelidir.

Bu açıklamalar ışığında; inceleme konusu olayda sanığın ağaç kesip götürmesinden ibaret olan eyleminin ağaçların kesildiği yerin orman sayılan yerlerden olup olmadığı, orman niteliğinde değil ise sanığa mı, yoksa başkasına mı ait olduğu, sanığın yarar sağlamak amacı ile mi, yoksa zarar verme maksadıyla mı hareket ettiği belirlenerek sonucuna göre hukuki vasfı tayin edilip tek bir hüküm kurulması gerekir iken mahkemece aynı eylemin bir vasfından (ağaç kesme) dolayı beraat kararı verilip, diğer vasfından (hırsızlık) suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmesi yasaya aykırı ise de, bilirkişi raporundan ağaçların kesildiği yerin orman niteliğinde olmadığının anlaşılması karşısında eylemin hırsızlık suçunu oluşturup oluşturmadığı, suç duyurusunun akıbeti araştırılarak dava açılmış ise birleştirilip birleştirilmeyeceğinin takdir ve değerlendirilmesi görevi üst dereceli asliye ceza mahkemesine ait olduğundan Özel Dairece hükmün öncelikle görevsizlik nedeniyle bozulmasına karar verilmelidir” görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Daire bozma  kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur.

Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında Devlet ormanından ağaç kesmek suçundan açılan kamu davası sonucunda, ağaçların kesildiği yerin Devlet ormanı sayılan yerlerden olmadığının saptanması halinde, eylemin hırsızlık suçunu oluşturup oluşturmadığının değerlendirilmesi görevinin üst dereceli asliye ceza mahkemesine ait olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmesinin gerekip gerekmediğinin belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğinden;

Orman emvali kesildiği yönünde gelen ihbar üzerine yapılan araştırmada sanığın motosikletinde kesilmiş meşe ağaçları bulunduğu, soruşturma sonucunda da hakkında Devlet ormanından ağaç kesme suçundan kamu davası açıldığı, kovuşturma aşamasında yerel mahkemece yapılan keşifte hazır bulunan orman mühendisi bilirkişi tarafından düzenlenen rapora göre; suça konu emvalin meşe cinsinden yakacak niteliğinde orman emvali olduğu, fidan, dal, dalcık ve sürgün niteliğinde bulunmadığı, ağaçların kesim neticesinde hayatiyetlerini kaybettikleri, kesim yapılan yerin kuru tarım arazisi vasfında olduğu ve Devlet ormanı niteliğinde bulunmadığı, kesilen emval ile kesim yerinin karşılaştırılması sonucunda; zaman, miktar ve çap yönünden ağaçların gösterilen yerden kesildiğinin tespit edildiği,

Yerel mahkemece, anılan bilirkişi raporuna dayalı olarak, atılı suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olduğu gerekçesiyle sanığın beraatına ve suça konu ağaçların kesildiği arazi sahibi araştırılarak gereğinin yapılması için suç duyurusunda bulunulmasına karar verildiği,

Anlaşılmaktadır.

Ceza yargılaması hukukumuzda mahkemelerce bir yargılama faaliyetinin yapılabilmesi ve hüküm kurulabilmesi için, yargılamaya konu edilecek eylemle ilgili, usulüne uygun olarak açılmış bir ceza davası bulunması gerekmektedir. 5271 sayılı CYY’nın 170/1. maddesi uyarınca ceza davası, dava açan belge niteliğindeki icra ceza mahkemesine verilen şikâyet dilekçesi, son soruşturmanın açılması kararı gibi ayrık hükümler bulunmakla birlikte, kural olarak Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenecek bir iddianame ile açılır. Anılan Yasanın 170. maddesinin 4. fıkrasında da; “iddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır” düzenlemesine yer verilmiştir.

CYY'nın 225. maddesinde yer alan; “hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir” şeklindeki düzenleme gereğince de hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilecektir.

Anılan yasal düzenlemelere göre iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen eylemin dışına çıkılması, dolayısıyla davaya konu edilmeyen fiil veya olaydan dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması yasaya açıkça aykırılık oluşturacaktır.

Öğretide “davasız yargılama olmaz” ve “yargılamanın sınırlılığı” olarak ifade edilen bu ilke uyarınca hâkim, ancak hakkında dava açılmış bir fiil ve kişi ile ilgili yargılama yapabilecek ve önüne getirilen somut uyuşmazlığı hukuksal çözüme kavuşturacaktır.

Ceza Yargılaması Yasasının 226. maddesi ile de; “sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez.

Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır.

Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir.

Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır” hükmü getirilmiştir.

Ancak yasa koyucu bu düzenlemeyle; iddianamede anlatılan eylem değişmemiş olmakla birlikte, o eylemin hukuksal niteliğinde değişiklik olmasını anılan ilkeye aykırı görmemiş, bu gibi hallerde sanığa ek savunma hakkı verilerek değişen suç niteliğine göre bir hüküm kurulmasına olanak sağlamıştır. Bu düzenlemenin bir sonucu olarak mahkeme, eylemin hangi suçu oluşturacağına ilişkin nitelendirmede iddia ve savunmayla bağlı değildir. Örneğin iddianamede hırsızlık olarak nitelendirilen eylemin, suç eşyasının kabul edilmesi suçunu oluşturacağı görüşünde olan mahkeme, sanığa ek savunma hakkı vermek suretiyle suç eşyasının kabul edilmesi suçundan hüküm kurabilecektir. İddianamede anlatılan olayın dışında bir fail ve fiilin yargılanması söz konusu olduğunda ise, suç duyurusunda bulunulması ve iddianame ile dava açılması halinde de gerekli görüldüğünde her iki iddianame ile açılan davaların birleştirilmesi yoluna gidebilecektir.

Ceza Yargılaması Yasasının 225. maddesinin; “hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir” şeklindeki açık düzenlemesi karşısında, yerel mahkemece; sanığın yargılama sonucunda sabit kabul edilen eyleminin hukuksal niteliğine göre, yasada “beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbiri, davanın reddi ve düşmesi” olarak sayılan hükümlerden birinin veya mahkûmiyet ve güvenlik tedbiri örneğinde olduğu gibi birden fazlasının kurulması ile yetinilmesi, iddianameye konu olan eylem sabit olmakla birlikte, sanık tarafından işlenmediğinin anlaşılması veya sanığın işlediğinin kesin delillerle kanıtlanamaması durumunda ise gerçek fail ya da faillere ulaşılabilmesi amacıyla suç duyurusunda bulunulması gerekmektedir. Bu durum karşısında sanık hakkında iddianamede gösterilen eylem nedeniyle hem suçu işlemediğinin sabit olması nedeniyle beraat, hem de aynı fiilin nitelendirilmesini ve delil değerlendirilmesini gerektiren başka bir suçu oluşturabileceği olasılığı üzerine suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olacaktır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanık hakkında Devlet ormanından ağaç kesme suçundan bir dava açılmış, ancak bilirkişi raporları doğrultusunda ağaçların kesildiği yerin Devlet ormanı olmadığı tespit edilmiştir. Bu durum karşısında sanığın eylemi, ağaçların kesildiği yerin kendisi veya başkası adına tapulu olması yahut hazine adına kayıtlı bulunması durumunda 6831 sayılı Yasanın 116/B maddesinde düzenlenen tapulu araziden izinsiz ağaç kesme ya da hırsızlık veya mala zarar verme suçlarından birisini oluşturabilecektir.

Sanığın iddianamede nitelendirilen eyleminin, Devlet ormanından ağaç kesme değil sahipli araziden izinsiz veya izinli ağaç kesme ya da hırsızlık suçunu oluşturma olasılığı üzerine yerel mahkemece gerekli araştırmaların yapılması ve sonucuna göre sanığın sabit kabul edilen eyleminin hukuksal nitelendirmesi yapılarak, yargılamanın görev alanı içerisinde kalması halinde sanığa ek savunma hakkı da verilmek suretiyle bir hüküm kurulması, yargılamanın görevinin dışında üst dereceli bir mahkemenin görevine girdiğinin anlaşılması halinde ise görevsizlik kararı ile dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi gerekirken, mahallinde yapılan keşifte hazır bulunan bilirkişi raporuna dayalı olarak, sanık hakkında dosya içeriğine de uygun düşmeyecek şekilde; “atılı suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması” gerekçe gösterilerek beraat ile “suça konu ağaçların kesildiği arazinin sahibinin araştırılması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini” gerektiğinden bahisle suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Görev hususunun yerel mahkemece bilahare de değerlendirilebileceği ve “davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir” şeklindeki Anayasanın 141/4. maddesi de göz önünde bulundurulduğunda, Özel Dairece anılan hükmün, “aynı eylem nedeniyle sanık hakkında hem beraat, hem de suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmesi” isabetsizliğinden bozulması, sonucu itibarıyla yerindedir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.03.2012 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.