Yargıtay - 4. Hukuk Dairesi

2021/19273 Esas 2022/2414 Karar
Karar Tarihi: 14.02.2022
Yargıtay

4. Hukuk Dairesi         2021/19273 E.  ,  2022/2414 K.

'İçtihat Metni'MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:

K A R A R

Hükmüne uyulan Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesi’nin 17/12/2015 gün 2015/12341 Esas- 2015/14400 Karar sayılı ilamında; “Mahkemece yargılama sırasında alman ATK raporuna göre, kazada araç sürücüsü davalı ...’in ve dava dışı araç sürücüsünün kusursuz olduğu ve araçta arka koltukta oturan el frenini çeken ...’ın ise %100 kusurlu olduğu yönünde verilen ve vesayet dosyasında Tekirdağ Devlet Hastanesince verilen davalı ...’ın vesayet altına alınmasına gerek olmadığı yönünde verilen raporlara itibar edilerek davalı ... yönünden davanın reddine, davalı ... yönünden ise maddi tazminat davasının kabulüne karar verilmiştir. Ancak mahkemece yapılan inceleme ve araştırma hüküm kurmak için yeterli değildir. Öncelikle davalı ...'ın 25.07.2005 kaza tarihi itibari ile davranışlarının anlam ve sonuçlarını İdrak etme yeteneğinin olup olmadığı bir başka deyişle fiil ehliyetinin tam olup olmadığı, davalı tarafın olay günü davalı ...'ın sinir krizi geçirdiği, bu nedenle tedavi için doktora götürülmek istendiği esnada arkada oturan ve davalı ...'ın kontrol altında tutulması için arkadaşı olan davacı ... ve üçüncü bir kişi daha olduğu halde kazanın gerçekleştiği yönündeki savunma ve itirazlarının giderilmesi için davalı ...'ın kaza tarihi öncesine ait geçirdiği iddia olunun psikolojik rahatsızlığına ilişkin varsa teşhis ve tedavi evrakları istenerek, bu tarih itibari ile davalı ...'ın fiil ehliyetinin tam olup olmadığı yönünde, ayrıca davalı ...'ın babası olan davalı ...’in sinir krizi geçirdiğini iddia ettiği oğlunun doktora özel aracı ile götürülmesi esnasında yol güvenliğinin temini için araca davacı ... ve üçüncü bir kişiyi almak dışında alması gereken başka tedbirler olup olmadığı, sinir kırizi geçiren birinin özel araçla naklinin ne kadar güvenli olduğu, bu konuda bir sağlık kurumundan destek talep edilmesi gerekip gerekmediği, bu açılardan kazada tarafların kusurlarının yeniden değerlendirilmesi için Adli Tıp Kurumundan yeniden rapor alınarak varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.” gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, davalı ...’ye karşı açılan davanın 2918 sayılı Yasa’nın 86/1. maddesi gereğince reddine, davalı ...’ye karşı açılan davada: maddi tazminat isteminin kabulüne, trafik kazası nedeniyle oluşan maddi zararın karşılığı olarak 162.227,95 TL maddi tazminatın davalı ...’den olay tarihi olan 25.07.2005 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte alınarak davacıya verilmesine, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, trafik kazası nedeniyle oluşan manevi zararın karşılığı olarak 7.500,00 TL manevi tazminatın davalı ...’den olay tarihi olan 25.07.2005 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş; karar davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi olanağı bulunmamasına göre davalı ... vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan yerinde görülmeyen temyiz itirazları reddedilmelidir.

2-Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince;

Dosyadaki bilgi ve belgelerden; bozma ilamı sonrasında Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulundan alınan 28/09/2018 tarihli raporda; davalı ...'nin kaza tarihi olan 25/07/2005 öncesine ait dönemde psikolojik bir rahatsızlığının bulunduğuna dair bir bilginin (bu tarih öncesi hastalığına dair bir teşhis veya uygulanmış tedavisi) olmadığı, ancak davalı ...'nin 27/06/2018 tarihinde yapılan muayenesi, dava dosyasındaki tıbbi belgelerin incelenmesinde; kişide devri bir psikoz olan ve fiili ehliyetini müessir mahiyette (mani, depresyon) nöbetleri ile seyreden ve arada tam bir akli sağlık içinde bulunduğu (serbest ara devre)lerden oluşan bipolar bozukluk (remisyonda) saptandığı, tıbbi belgelerde kişinin olay tarihi olan 25/07/2005 tarihinden 1 gün sonra Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 26.07.2005-08.09.2005 tarihleri arasındaki hastane yatışında “İki Uçlu Mizaç Bozukluğu. Manik Epizod” tanısı ile tedavi edildiğinin anlaşıldığı, dava dosyasındaki tıbbi belgeler, sanık-tanık ifadeleri ve olayın oluş şekli incelendiğinde kişinin olay tarihinde fiili ehliyetini ortadan kaldıracak mahiyet ve derecedeki mani dönem içinde olduğu tıbbi kanaatine varıldığı, bu duruma göre; ...’nin kaza tarihi olan 25/07/2005 tarihinde fiil ehliyetini haiz olmadığı kanaatine varıldığı bildirilmiştir.

İstanbul Bakırköy Prof.Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 04/02/2018 tarihli yazısında ise; 'Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün 'Ruh hastalarının sevk ve takipleri' konulu 13.10.2005 tarih ve 2005/155 sayılı genelgesinde '25.04.1938 tarih ve 3890 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Polis Vazife ve Salahiyet Nizamnamesi'nin 24. maddesine, 17.12.1983 tarih ve 18254 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri Yönetmeliği'nin 52. maddesine göre ruhsal bozukluğu olan ve başkalarına saldırma ihtimali bulunan hastaların sevklerinde, polis teşkilatının yetkili olduğu yerlerde polis; jandarma teşkilatının yetki sahasında olan yerlerde jandarma desteği, sevk iş ve işlemlerinden sorumlu olmamaları ve sadece hastaya ve sevk sırasında görevli olan sağlık personeline refakat etmeleri şartıyla alınabilir' dendiğinden: Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkanlığının 12.02.2014 tarih ve 2014/02 sayılı genelgesine göre de 'ağır ruhsal bozukluğu olan hastaların kendilerine ve çevrelerine zarar verme riskinin yüksek olduğu alevlenme dönemlerinde psikiyatrik acil durum olarak değerlendirilmeleri gerektiği, bu durumlarda hastaların acil yardım hizmetlerinden faydalanmaları gerektiği, psikiyatrik acil durumlarda

hastaneye sevklerin ambulans ya da hasta nakil aracı ile yapılacağı' belirtildiğinden kişinin Bipolar Bozukluk denilen ruhsal hastalığın manik ya da psikotik özellikli manik atağında, psikiyatrik acil durum olması sebebiyle, özel araçla hastaneye naklinin güvenli olmadığı, hastaneye getirilmesi için kolluk görevlisi eşliğinde sağlık görevlileri ile birlikte hasta nakil aracı ile hastaneye naklinin sağlanmasının daha uygun olduğu, kişinin yakınları tarafından alınan tedbirlerin yeterli olmadığı görülmüştür.' hususlarının bildirildiği anlaşılmıştır.

Davalı baba ...’nin 26.09.2016 tarihli duruşmada; '... Olay sırasında oğlum ilk defa sinir krizi geçirdi, daha öncesinde böyle bir olay olmamıştı, bu nedenle şaşkındım, hemen ambulansı ve jandarmayı aradım, ... kendisini denize doğru attı, oraya doğru koştu, beş jandarma kendisini zor zaptetti, jandarma bana onu hastaneye getir dedi, bende hastaneye getiremem beş jandarma zor zaptediyor dedim. Yayla sahilinde Hüseyin Pehlivan adında bir doktor var ona götürdük, orada da saldırgan şekildeydi, jandarmaya dedim ki bu haliyle saldırgan oraya getiremem dedim, Hüseyin Pehlivan iğne yaptı, bu sırada ben içeriye girmedim korktum, saldırgandı. ...'ı jandarma siteye getirdi, bana da dediler ki şimdi devlet hastanesine götürebilirsin sakinleşti bişeyi yok dediler bende jandarmaya bu duruma güvenemeyeceğimi, çocuğun saldırgan halini de gördüğümü bu nedenle çocuğu benim götüremeyeceğimi söyledim. Buna rağmen ... ile ... adlı kişiler jandarmaya itafen dediler ki biz onunla gideriz, dediler, benim jandarmaya söylediğim şey şu oldu bu iki arkadaşta benimle gelecek olsa bile bu çocuğu ellerinden ve ayaklarından bağlayın ancak öyle giderim dedim. Halbuki Mustafa ve Zeynel ise ya hocam öyle şey mi olur biz varız yanında ne gerek var dediler. Jandarma Yayla köyünün dışına çıkamayacağını ancak beni Yayla köyüne kadar takip edeceklerini söylediler. Bunun üzerine beni Yayla köyünün sonuna kadar takip ettiler. Araba ile Şabanmeraya doğru geliyorduk ki jandarma bizi terkettikten yaklaşık 2 km sonra oğlum ... yanında Zeynel oturduğu halde bir anda el frenini yolda biz giderken çekti. Akabinde aracın sol ön lastiği patladı, sonra araç sola çekti, arkadan gelen araç bize çarptı, ...' şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.

Bozma ilamı uyarınca mahkemece kazada tarafların kusurlarının yeniden değerlendirilmesi için Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinden 27/08/2020 tarihli raporun alındığı, raporda: davaya konu kaza tarihinde ...'nin 'fiil ehliyetini haiz olmadığı' yönündeki ATK 4. İhtisas Kurulu raporu, dosya içeriğinde ...'nin kaza tarihi olan 25.07.2005 öncesine ait dönemde bahse konu rahatsızlığının bulunduğuna dair bir bilgi (bu tarih öncesi hastalığına dair bir teşhis veya uygulanmış tedavisi) bulunmaması, davalı ...'nin ifadesinde de oğlunun önceki dönemlerde bu şekilde rahatsızlığının bulunduğuna dair bilgi bulunmaması göz önünde bulundurulduğunda, olay günü sakinleştirici iğne yapıldığını belirttiği oğlunun hastaneye götürülmesi sırasında, oğlunun kaza esnasında bulunduğu şekilde bir davranışta bulunabileceğinin davalı ... tarafından ne kadar öngörülebilir bir durum olduğunun ve bundan ne kadar sorumlu tutulabileceği hususunun takdiri Mahkemeye bırakılarak mevcut verilerle 23.02.2015 tarih 1125 sayılı rapordaki kusur oranı dağılımının aynen geçerli olduğu, sonuç olarak davaya konu trafik kazasında; davalı sürücü ...'nin kusursuz, karşı araç sürücüsü davadışı Hamit Köse'nin kusursuz, psikolojik rahatsızlık yaşayan ...'nin, seyir halindeki aracın el frenini çekmiş olması durumunun %100 oranında kazaya etken olduğu kanaatine varılmıştır;

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun İşletenin veya Araç İşleticisinin Bağlı Olduğu Teşebbüs Sahibinin, Sorumluluktan Kurtulması veya Sorumluluğun Azaltılması başlıklı 86/1. maddesinde; “İşleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur.” hükmü yer almaktadır.

Somut olayda, davalı ...’nin kaza tarihinde sinir krizi geçirdiği, Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulundan alınan 28/09/2018 tarihli rapora göre ...’da bipolar bozukluk saptandığı ve kaza tarihi olan 25/07/2005 tarihinde fiil ehliyetini haiz olmadığı kanaatine varıldığı, İstanbul Bakırköy Prof.Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 04/02/2018 tarihli yazısında ise; ağır ruhsal bozukluğu olan hastaların kendilerine ve çevrelerine zarar verme riskinin yüksek olduğu alevlenme dönemlerinin psikiyatrik acil durum olarak değerlendirilmesi gerektiği, bu durumlarda hastaların acil yardım hizmetlerinden faydalanmaları gerektiği, psikiyatrik acil durumlarda hastaneye sevklerin ambulans ya da hasta nakil aracı ile yapılacağı, ...’ın kaza tarihinde geçirdiği sinir krizinin psikiyatrik acil durum olması sebebiyle, ...’ın özel araçla hastaneye naklinin güvenli olmadığı, kolluk görevlisi eşliğinde sağlık görevlileri ile birlikte hasta nakil aracı ile hastaneye naklinin sağlanmasının daha uygun olduğu, ...’ın yakınları tarafından alınan tedbirlerin yeterli olmadığı hususlarının bildirildiği anlaşılmıştır.

Buna göre kazanın oluşumunda araç işleten davalı ...’nin kaza tarihinde sinir krizi geçiren ...’ı kolluk görevlisi eşliğinde sağlık görevlileri ile birlikte hasta nakil aracı ile hastaneye nakletmesi gerekirken gerekli önlemleri almayarak kendi özel aracıyla hastaneye götürmesi eylemi nedeniyle kusurlu olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 86/1. maddesinde araç işletenin kazanın üçüncü bir kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulacağı hüküm alıntına alınmış olmakla birlikte, davalı ...’nin kazanın oluşumunda kusurlu olduğu anlaşılmasına göre olayımızda anılan Kanun maddesinin uygulanma imkânının olmadığı görülmüştür.

Şu durumda mahkemece; araç işleten davalı ...’nin kazanın oluşumunda kusurlu olduğu, bu nedenle meydana gelen zarardan ve tazminattan davalı ... ile birlikte sorumlu olduğu düşünülmeksizin, davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE; (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, aşağıda dökümü yazılı 8.377,72 TL kalan onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 14/02/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.