Yargıtay - 6. Ceza Dairesi

2021/23906 Esas 2021/19675 Karar
Karar Tarihi: 16.12.2021
Yargıtay

6. Ceza Dairesi         2021/23906 E.  ,  2021/19675 K.

'İçtihat Metni' İTİRAZ

Sanık ... hakkında nitelikli hırsızlık, mala zarar verme ve konut dokunulmazlığını ihlal suçlarından açılan kamu davası sonucunda mahkumiyetine ilişkin ... 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 21/12/2011 tarih, 2011/125 Esas, 2011/793 Karar sayılı ilamı ile cezalandırılmasına karar verilmiş, bu hüküm süresi içerisinde sanık müdafisi tarafından temyiz edilmiş, Dairemizin 09/04/2014 gün ve 2013/5948 Esas 2014/13398 Karar sayılı ilamı ile; sanık hakkında kurulan hükmün onanmasına karar verilmiş, Dairemizin bu kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca özetle;

“... İtiraz konusu uyuşmazlık sanığın savunma hakkının ihlâl edilip edilmediğine ilişkindir. Sanığın dilekçesinde cezaevinde olduğu halde ... 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 21/12/2011 tarih ve 2011/125 Esas 2011/793 Karar sayılı dosyasının karar duruşmasında duruşmaya getirilmeyerek CMK'nun 196/5 ve 193/1 maddelerine aykırı davranıldığını ve bu yolla savunma hakkının ihlâl edildiğinin belirtildiği anlaşılmıştır. 5271 sayılı CMK'nın ''sanığın duruşmadan bağışık tutulması'' başlıklı 196. maddesi uyarınca; Mahkemece sorgusu yapılmış olan sanık veya bu hususta sanık tarafından yetkili kılındığı hâllerde müdafii isterse, mahkeme sanığı duruşmada hazır bulunmaktan bağışık tutabilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 03/04/2018 tarih, 2014/851 esas ve 2018/144 karar sayılı kararında belirtildiği üzere, aynı yargı çevresindeki ceza infaz kurumunda başka bir suçtan hükümlü olarak bulunan ve asıl mahkemesince yapılan sorgusu sırasında duruşmadan bağışık tutulma isteğinde bulunmayan sanığın, Cumhuriyet Savcısının esas hakkındaki görüşünü bildirdiği ve hükmün açıklandığı son oturumda hazır bulundurulmayıp yokluğunda yargılama yapılarak mâhkumiyetine karar verilmesi savunma hakkının sınırlandırılması niteliğindedir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay hakkında yapılan değerlendirmede, sanığın hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığı ve mala zarar verme suçundan yargılandığı ... 9. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2011/125 esas, 2011/793 karar sayılı dosyası kapsamında, karar tarihinde ayrı yargı çevresindeki ceza infaz kurumunda başka bir suçtan hükümlü olarak bulunan sanığın vekaleti olmayan, baro tarafından atanan vareste tutulma konusunda yetkisi olmayan müdafinin talebi üzerine duruşmalardan vareste tutulmasına karar verilerek kısa kararın okunduğu duruşmaya getirtilmeyerek hakkında mahkumiyet hükmü kurulması 5271 sayılı CMK’un 196.maddesine aykırı olduğundan, sanığın savunma hakkının kısıtlanması mahiyetinde olduğu kabul edilmiştir .... Karar tarihinde başka suçtan ... E tipi Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan ve kendiliğinden duruşmaya gelme olanağı bulunmayan, sorgusu sırasında bağışık tutulma hakkı hatırlatılmayan ve bu yönde talebi de bulunmayan sanığın, yetkisi olmayan müdafinin talebi ile bağışık tutulup hükmün esasını oluşturan kısa kararın açıklandığı son oturumda hazır bulundurulmadan veya SEGBİS sisteminde hazır edilmesi gerektiği gözetilmeden yargılamaya devamla hüküm kurulması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması..” sebebiyle onama kararımızın kaldırılarak ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiğinden bahisle itiraz edilmiştir.

Bunun üzerine itirazla ilgili yeniden değerlendirme yapılmak üzere dosya Dairemize gönderilmekle okunarak gereği görüşülüp düşünüldü:

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Dairemiz arasında somut vak'a bazındaki uyuşmazlık; savunması alındıktan sonra serbest bırakılan (veya yargılamanın başından itibaren tutuksuz olarak yargılanan) ve savunmasının alınması esnasında ya da kovuşturma evresinde bağışık tutulma konusunda bir beyanı ya da dilekçesi bulunmayan sanığın karar duruşmasında aynı yargı çevresi içinde bulunan cezaevinde bulunmasına rağmen yokluğunda, 5271 sayılı CMK’nın 193/1. ve 196/5. maddelerine aykırı olarak karar verilip kesinleşen hükmün, olağanüstü kanun yollarından olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazı üzerine bozulup bozulamayacağı konusundadır.

5271 sayılı CMK’nın “Sanığın duruşmada hazır bulundurulmaması” başlıklı 193. maddesinin birinci fıkrasında “Kanunun ayrık tuttuğu hâller saklı kalmak üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılmaz...”

“Sanığın duruşmadan bağışık tutulması” başlıklı 196. maddesinin beşinci fıkrasında “Hastalık veya disiplin önlemi ya da zorunlu diğer nedenlerle yargı çevresinin dışındaki bir hastahane veya tutukevine nakledilmiş olan sanığın, sorgusu yapılmış olmak koşuluyla, hazır bulundurulmasına gerek görülmeyen oturumlar için getirilmemesine mahkemece karar verilebilir.”

“Hukuka kesin aykırılık hâlleri” başlıklı 289. maddesinin birinci fıkrasında “Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuku kesin aykırılık var sayılır.”

Düzenlemelerine yer verilmiş ve sözü edilen maddenin g) bendinde “Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması” hukuka kesin aykırılık hâlleri arasında sayılmıştır.

Aynı şekilde 1412 sayılı CMUK’un 308. maddesinde de “Hüküm için mühim olan noktalarda mahkeme kararıyla müdafaa hakkının tahdit edilmiş olması”, kanuna muhalefet halleri arasında sayılmıştır. Bilindiği üzere, 1412 sayılı CMUK'un hükümlerine göre, temyiz incelemesi yapılan hallerde Yargıtay’ın başlangıçtan itibaren temyiz başvurusunda ileri sürülmeyen bir sebepten dolayı da bozma yetki ve görevi vardı... Esasen 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca, istinaf mahkemeleri faaliyete geçmeden önce karara bağlanan dosyalar yönünden bu hükümler halen yürürlüktedir ve uygulanmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun, ayrıntıları 02/04/2019 tarih, 2018/13-457 esas ve 2019/272 karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, 2019 yılından itibaren istikrarlı bir biçimde verdiği bütün kararları uyarınca; serbest olarak savunması alındıktan sonra başka suçtan tutuklu ya da hükümlü olarak cezaevine alınan ve savunmasının alınması esnasında ya da kovuşturma evresinde duruşmalardan bağışık tutulma konusunda bir beyanı ya da dilekçesi bulunmayan sanığın hükmün verildiği son oturumda hazır bulundurulmaması, CMK’nın 193/1 ve 196/5. maddelerine aykırı olarak savunma hakkının kısıtlanması olup, aynı Kanun’un 289/1-h. maddesi uyarınca (istinaf öncesi temyiz bakımından ise; CMUK m. 308/1-8) hukuka kesin aykırılık hâlidir. İlk derece mahkemelerinde devam eden yargılamalarda, bu lâzimeye uyulmadan mahkûmiyet kararı verilmesi, temyiz başvurusunda belirtilmese dahi, re’sen dikkate alınması gereken bir bozma sebebidir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, Dairemizin onama kararından önce, düzenlediği tebliğnamesinde ilk derece mahkemesi kararının onanması yönünde görüş belirtmiş olmasına rağmen, hüküm kesinleştikten sonra işbu itiraznameyi düzenlemesi karşısında, bu husus açıkça yazılmamış olsa da Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun (sonradan değişen) içtihatlarının dayanak yapıldığı değerlendirilmiştir. Dairemiz de diğer ceza daireleri gibi, temyiz kanun yolu incelemesi esnasında istikrarlı bir biçimde ve duraksamasız olarak, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yukarıda sözü edilen içtihatları doğrultusunda uygulama yapmaktadır. Esasen “Yeni Türk Ceza Adalet Sistemi”nde benimsenen, “Adil Yargılanma Hakkı” ve “Lekelenmeme Hakkı” ile “Eksiksiz soruşturma ve Tek Celsede Duruşma” prensipleri uyarınca, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcılarının mâkul sürede leh ve aleyhe bütün delilleri toplamaları, sadece mahkûmiyetle sonuçlanacağını değerlendirdikleri hususları dava konusu yapmaları, beraatle sonuçlanacağını değerlendirdikleri eylemleri dava konusu yapmamaları, yâni bir nev'i filtre görevi yapmaları gerekir.

Bu prensiplerin hayata geçirilebilmesi için mevzuatımızda ilk defa, 5271 sayılı CMK’nın 160/2. maddesi hükmü ile; soruşturma evresinde Cumhuriyet savcılarına şüphelinin lehine olan delilleri (de) toplama ve şüphelinin haklarını koruma yükümlülüğü getirilmiş, ayrıca; aynı Kanunun 170 ve 174. madde hükümleri ile de, iddianamenin iadesi kurumuna yer verilmiştir. Soruşturma evresi uzun sürebilir. Ancak, kovuşturma evresinin yeni bir delil toplanmasına gerek kalmadan ve bir iki celsede bitirilmesi hedeflenmiştir.

Yukarıda özetlenen düzenlemelere ve Dairemizin (ve Yargıtay’ın yeniden yapılanması dolayısıyla kapanan 13. Ceza Dairesinin) bu düzenlemeler

doğrultusunda verdiği çok sayıda kararına rağmen, soruşturma evresinde toplanması gereken deliller toplanmadan düzenlenen iddianameler çoğu kez kabul edildiğinden, tek celsede duruşma hedefine de ulaşılamamaktadır. Bu itibarla usul ekonomisi açısından, sonraki oturumlara gelmesini gerektiren özel bir durum yoksa tutuksuz olarak yargılanan sanığa, duruşmalardan bağışık tutulmayı isteyip istemediği hatırlatılıp, isteyen bütün sanıklar hakkında bağışık tutulma kararı verilmelidir.

Mahkûmiyet hükmü kesinleştikten sonra, muhakeme hukukuna ait sözü edilen işbu veya başka bir içtihat değişikliği sebebiyle ve olağanüstü kanun yolu ile onama kararının kaldırılıp, ilk derece mahkemesi hükmünün bozulup bozulamayacağı meselesine gelince; Öncelikle belirtmek gerekir ki, kural olarak kanunlar geçmişe yürütülemez. Bu bağlamda usul hukukunda da “Derhâl yürürlük ilkesi” geçerlidir. Ancak, 5237 sayılı TCK’nın 7/2. maddesinde “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” düzenlemesine yer verilmek suretiyle, maddi ceza ve infaz hukuku hükümlerinde, fail (sanık veya hükümlü) lehine olarak yapılan kanun değişikliğinin geçmişe yürütüleceğinde de her hangi bir kuşku bulunmamaktadır. Buna karşılık Dairemize göre, muhakeme usulüne dair bir içtihat değişikliği gerekçesiyle, önceden kesinleşmiş kararların, olağanüstü kanun yoluyla (söz gelimi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazı üzerine) bozulması mümkün değildir. Öte yandan Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları (içtihatları), genel olarak açıklayıcı ve yol gösterici olmaları münasebetiyle çok çok önemli hukuk metinleri olmakla birlikte, yalnızca somut olay bakımından bağlayıcıdır.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 05.02.2021 günlü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 16.10.2020 gün, 2018/4 esas ve 2020/2 karar ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 22/06/2021 gün, 2021/21-297 esas ve sayılı kararlarında belirtildiği üzere, kanun hükmünde olan içtihadı birleştirme kararlarının (dahi) kesinleşmiş kararlar hakkında uygulanamayacağı, diğer bir ifadeyle geçmişe yürütülemeyeceği kabul edilmiştir. İçtihat değişikliklerinin kesinleşmiş kararlar bakımından da bozma sebebi olarak kabul edilmesi hâlinde, “kesin hükmün müessiriyeti prensibi” ile toplumun adalete olan güven duygusu zedelenecek ve yıllar önce kesin hükme bağlanan davaların dahi, zamanaşımına uğraması riski ortaya çıkacaktır. Bu nev’i mahsurların ortaya çıkması ihtimali de, uygulayıcıları, hukukun içtihat yoluyla geliştirilmesi (gerektiğinde içtihatların değiştirilmesi) konusunda adalete sevk edecektir.

Bütün bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; tutuksuz olarak savunması alındıktan sonra, başka suçtan aynı yer cezaevinde başka suçtan tutuklu ya da hükümlü olarak bulunan ve savunmasının alınması esnasında ya da kovuşturma evresinde duruşmalardan bağışık tutulma konusunda bir beyanı ya da dilekçesi bulunmayan sanığın yokluğunda karar verilmiş ise de, temyiz dilekçesinde bu sebeple savunma hakkının kısıtlandığının ileri sürülmemiş olduğu ve dosyada bu yönde başkaca herhangi bir bulgu veya beyan da bulunmadığından, Dairemizin, Yargıtay Cumhuriyet Başavcılığı’nın tebliğnamesine uygun olarak verdiği onama kararıyla mahkûmiyet hükmünün kesinleştiği, Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatlarının karar tarihinden sonra değiştiği ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kesinleşen bu mahkumiyet kararına sanığın savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle itiraz ettiği incelenen dosya kapsamından açıkça anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle;

Tutuksuz yargılanan ya da savunması alındıktan sonra serbest kalan ve sonradan başka suçtan tutuklu ya da hükümlü olup duruşmalardan bağışık tutulma yönünde aşamalarda beyan veya talebi de bulunmayan sanığın yokluğunda verilen mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesinden sonra Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun konuyla ilgili olarak görece yeni içtihatları gerekçesi ile savunma hakkının kısıtlandığından bahisle, Dairemizin 09/04/2014 gün ve 2013/5948 Esas 2014/13398 sayılı onama kararımızın kaldırılıp ... 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 21/12/2011 tarih, 2011/125 Esas, 2011/793 sayılı mahkûmiyet hükmünün bozulmasına dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazı yerinde görülmemiştir.

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

5271 sayılı CMK'nın 6352 sayılı Yasanın 99. maddesi ile değişik 308. Maddesi gereğince yapılan incelemede;

Dairemizin 09/04/2014 gün ve 2013/5948 Esas, 2014/13398 Karar sayılı ilamı usul ve yasaya uygun bulunmakla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itiraz sebepleri yerinde görülmediğinden, CMK'nın 308/2-3. maddeleri gereğince İTİRAZIN REDDİNE, dosyanın itiraz konusunda karar verilmek üzere Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 16.12.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.