Yargıtay - 15. Hukuk Dairesi

2018/819 Esas 2018/2518 Karar
Karar Tarihi: 18.06.2018
Yargıtay

15. Hukuk Dairesi         2018/819 E.  ,  2018/2518 K.

'İçtihat Metni'

Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tic.Mah.Sıf.)

Yukarıda tarih ve numarası yazılı bozmaya uyularak verilen hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiş, davacı vekili tarafından duruşmalı istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili Avukat ... geldi. Davalı vekili gelmedi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan davacı avukatı dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:

- K A R A R -

Dava, eser sözleşmesinin bir türü olan kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan sözleşmenin feshi, tapu iptâl ve tescil ve alacak talebinden ibarettir. Davacı arsa sahibi, davalı ise yüklenicidir.

Davacı arsa sahibi vekili; Müvekkilinin davalı ile... Noterliği'nin 20.09.2007 tarihli ve 2886 yevmiye nolu düzenleme şeklindeki gayrimenkul satış vaadi ve karşılığı inşaat sözleşmesi imzaladığını,... Mahallesi 298 ada 28 parselde kayıtlı arsanın tapusunu davalıya temlik ederek kendi edimini yerine getirdiğini, davalı süresi içinde inşaata başlayamayınca... Noterliği'nin 04.02.2011 tarihli 454 yevmiye nolu düzenleme şeklindeki sözleşmesi ile davalıya 6 aylık süre verildiğini, ancak bu güne kadar davalının sözleşme gereklerini yerine getirmediğini, kalan süre içinde yerine getirmesinin imkansız olduğunu, kötü niyetli davalının sözleşmeye göre kendi payına düşecek daireleri üçüncü şahıslara sattığını ve bedellerini aldığını, ancak inşaata başlamadığını,... Noterliği'nin 20.09.2007 tarihli ve 2886 yevmiye nolu düzenleme şeklindeki gayrimenkul satış vaadi ve karşılığı inşaat sözleşmesi ile... Noterliği'nin 04.02.2011 tarihli 454 yevmiye nolu düzenleme şeklinde ek sözleşmenin feshine, taşınmazın tapusunun iptâli ile davacı adına tesciline, fazlaya ilişkin talep hakları saklı tutularak şimdilik 20.000,00 TL tazminatın reeskont avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı yüklenici vekili; davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiş, kararın taraf vekillerince temyizi üzerine Yüksek 23. Hukuk Dairesi'nin 04.11.2014 tarih, 2014/4792 Esas, 2014/6928 Karar sayılı ilâmı ile karar bozulmuş ve mahkemece yeniden yapılan yargılamanın 23.09.2016 tarihli celsesinde bozmaya uyma kararı verilmiş ve yeniden yapılan yargılama sonucu 24.02.2017 tarih, 2016/204 Esas, 2017/58 Karar sayılı karar ile bir kısım talepler yönünden verilen kararlar kesinleştiğinden karar verilmesine yer olmadığına ve davalı alacağı yönünden davanın kabulüne karar verilmiş verilen karar taraf vekilleri tarafından yasal süresi içerisinde temyiz edilmiştir.

Mahkemece 10.01.2014 tarih, 2011/130 Esas, 2014/6 Karar sayılı kararı ile davacı tarafından açılan davanın kısmen kabulüne, sözleşme ve ek sözleşmenin geriye etkili feshine, taşınmazın davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, davacının tazminat talebinin reddine, davalı tarafın yapmış olduğu masrafları sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre tahsili hususunda dava açmakta muhtariyetine karar verilmiş, hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yüksek 23. Hukuk Dairesi'nin 04.11.2014 tarih, 2014/4792 Esas, 2014/6928 Karar sayılı ilâmıyla; “......Mahkemece, sözleşmenin geriye etkili olarak feshine karar verildiğinden, davalı yüklenici karşı tarafın mal varlığında kalan ediminin sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre isteyebilir. Davalının bu talebi sözleşmenin tasfiyesine yönelik olup, ayrıca harç yatırılmasına gerek olmadan talepte bulunabileceğinden, bu yöndeki talebin değerlendirilmemesi hatalı olmuştur. Bu durumda mahkemece, davalının bu talebiyle ilgili gerekli araştırma yapılarak, gerektiğinde bilirkişiden rapor alınmak suretiyle sonucuna göre uygun bir hüküm kurulmalıdır.......“ gerekçesi ile bozulmuş, mahkemece yapılan yargılamanın 23.09.2016 tarihli oturumunda bozma ilâmına uyulmasına karar verilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince inceleme yapılarak hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve bozmanın şümulü dışında kalarak kesinleşen cihetlere ait temyiz itirazlarının incelenmesinin artık mümkün olmamasına göre davalının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2-Davacının temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

1086 sayılı HUMK'nın yürürlükte olduğu dönemde çıkarılan 09.05.1960 tarih, 1960/21 Esas, 1960/9 karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nda; Yargıtay bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usulî kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usulî kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş bulunması bakımından usulî kazanılmış hak müessesesi usul hukukunun dayandığı ana esaslardan olup kamu düzeniyle de ilgili olduğu belirtilmiştir. 6100 sayılı HMK'da da usulî kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de bu ilkenin uygulanma gerekliliği HMK hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir. Yargıtay'ın bozma kararına uyan mahkeme, bozma kararı uyarınca işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır. Çünkü, mahkemenin bozma kararına uyması ile, bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü müktesep hak doğmuştur.

Yargısal ve bilimsel içtihatlarda “usulî kazanılmış hak” ya da “usulî müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.02.1998 tarih,1987/2-520 Esas,1988/89 Karar sayılı ilâmında “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usuli kazanılmış hak denilmektedir...” şeklinde tanımlanmakta ve bazı istisnaları bulunmaktadır. Bu istisnalardan bahsetmek gerekirse;

a-Mahkemenin görevi ile ilgili usulî kazanılmış haktan sözedilemez. Şöyleki; Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını, görev itirazı olmaksızın görev dışında bir sebeple bozar ve mahkeme bu karara uyarsa bozma dışında kalan görev hususu usulî kazanılmış hak oluşturmayacak, yeniden yapılan yargılamada mahkeme tarafların itirazı üzerine ya da

kendiliğinden görevsizlik kararı verebilecektir. Ancak temyizde açıkça görev itirazı ileri sürülmüş ve bu husus Yargıtay tarafından nazara alınmamış açık ya da zımni olarak reddedilmiş ise bu takdirde usulî kazanılmış hak görev konusunda da oluşacak ve yeniden yargılama yapan mahkeme görev konusunda karar veremeyecektir.

b-Yargıtay'ın bozma kararından sonra yeni bir İçtihadı Birleştirme Kararı'nın çıkarılmış olması da usul kazanılmış hakkın istisnasıdır. Az yukarıda bahsedilen 09.05.1960 tarihli İBK'ya göre İBK usulî kazanılmış hakka rağmen görülmekte olan davalara da uygulanır. İlk derece mahkemesi usulî kazanılmış hakka aykırı olsa bile yeni İBK'ya göre karar verecektir.

c-Karar henüz kesinleşmeden geçmişe etkili olarak çıkarılan bir kanun hükmü de usulî kazanılmış hakkın istisnasını oluşturur. Böyle bir halde de usulî kazanılmış hakka aykırı olsa da yeni çıkarılan ve geçmişe etkili olan kanun hükmünün uygulanması gerekir.

d-Bir kanun hükmü Anayasa Mahkemesince iptâl edilirse iptâl edilen kanun hükmü usulî kazanılmış hakka aykırı olsa bile uygulanacak öncelik usulî kazanılmış hakta değil Anayasa Mahkemesinin iptâl kararında olacaktır.

e-Usulî kazanılmış hakkın bir diğer istisnası ise kesin hükümdür. Bozmadan sonra usulî kazanılmış hak ile kesin hüküm çelişiyorsa öncelik usulî kazanılmış hak da değil, kamu düzeninden sayılan ve dava şartı olarak re'sen nazara alınması gereken kesin hükümdedir.

f-Kamu düzenine aykırılıkta usulî kazanılmış hakkın istisnalarından bir diğeridir. Gerçekten de kamu düzeninden sayılan bir husus ile usulî kazanılmış hak çelişiyorsa bu halde kamu düzeninden sayılan hal usulî kazanılmış hakkın önüne geçecektir. Hak düşürücü süre kamu düzeninden sayılmakla hak düşürücü süre söz konusu ise usulî kazanılmış haktan bahsedilemeyecektir.

g-Nihayet, son olarak; Yargıtayın kararı her türlü yorumun, hukuki değerlendirme veya delil takdiri dışında, açıkça ve tartışmasız şekilde başka bir şekilde yorumlanamayacak açıklıkta maddi hataya dayalı ise ve onunla sıkı sıkıya bağlı olduğu halde usulî kazanılmış hak ilkesi uygulamayacaktır. Yargıtay tarafından dosya kapsamına uygun olmayacak şekilde açık ve tartışmasız bir maddi hata yapması halinde bu hata usulî kazanılmış hak oluşturmayacaktır. Dosyada bulunan bir belgenin gözden kaçırılması, bir belgede yer alan hükmün yok sayılması, olmayan bir hususun tam aksine var sayılması, tapulu bir taşınmazın tapusuz kabul edilmesi, imara aykırı olduğu bildirilen bir taşınmazın imara uygun olduğunun kabulü, taşınmaz satış tarihinin veya noterden gönderilen belgenin tarihinin belgelerdekinin aksine yanlış belirlenmesi, reşit olan çocuğun isminin yanlış belirlenmesi gibi hallerde maddi hatanın varlığı kabul edilerek bu bozmalar usulî kazanılmış hak doğurmayacaktır.

Öte yandan 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 15. maddesine göre yargı harçları (1) sayılı tarifede yazılı işlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, işlemin nevi ve mahiyetine göre maktu esas üzerinden alınır. Aynı Yasa'nın 28/1. maddesinin a bendinde karar ve ilâm harcının dörtte birinin peşin geri kalanın kararın verilmesinden itibaren iki ay içinde ödeneceği hükmü yer almakta olup yine aynı Kanun'un 32. maddesinde yargı harçları ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılmayacağı emredici hükmü konulmuştur. Harçlar Kanunu ile ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup, emredici nitelikte bulunduğundan mahkemece ve Yargıtay'ca re'sen nazara alınır.

Davacı, gerçek kişi olup, Harçlar Kanunu'na göre harçtan muaf olan kişi ve kurumlardan değildir. Nispî karar ve ilâm harcına tabî davalarda, dava değeri üzerinden peşin nispî ilâm harcının alınması zorunludur. Uyarıya rağmen yatırılmaması halinde Harçlar

Kanunu'nun 32. maddesine göre müteakip işlemler yapılamayacağından dava dosyasının işlemden kaldırılması gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun en son 04.12.2013 gün 2013/21-445 Esas, 2013/1625 Karar sayılı ilâmı ve Dairemizin yerleşik uygulamaları bu yöndedir.

Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; Yüksek 23. Hukuk Dairesi'nin 04.11.2014 tarih, 2014/4792 Esas, 2014/6928 Karar sayılı bozma ilâmında davalının karşı tarafın mal varlığında kalan edimleri sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre isteyebileceği, bu talebin sözleşmenin tasfiyesine yönelik olduğu, ayrıca harç yatırılmasına gerek olmadığı, davalının bu talebi ile ilgili gerekli araştırma yapılmasının gerektiği belirtilmiş ise de bozmanın genel anlatımları ve maddi olaylar değerlendirildiğinde; davalının savunma olarak ileri sürdüğü imalât bedellerinin bulunduğuna ilişkin beyanı harç yatırılmasına gerek olmadan değerlendirilecek bir talep olmadan usulüne uygun açılmış bir davadan bahsedilemeyeceğinden bozma maddi hataya dayalı olarak yapılmıştır. Bahsi geçen maddi hata, kamu düzeninden olan hususları nazara almadan yapılan, açık,tartışmasız ve her türlü değer yargısı dışında başka surette yorum yapılamayacak nitelikte bir hata olup, usulî kazanılmış hakkın istisnasını oluşturmaktadır. Mahkemece yapılan yargılama sırasında yargılamanın 23.09.2016 tarihli oturumunda bozma ilâmına uyulmasına karar verilmiş, uyulan bozma ilâmı doğrultusunda davalı tarafın sözleşmenin tasfiyesine yönelik alacak talebi kabul edilerek 204.070,31 TL alacak, kamu düzenine aykırı bir şekilde, usulüne uygun şekilde açılmış bir dava olmaksızın HMK 26. maddesine aykırı bir şekilde ve herhangi bir harç alınmaksızın hükme bağlanmıştır. Az yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda bozma maddi hataya dayalı bulunduğundan bozma taraflar açısında usulî kazanılmış hak oluşturmayacağından bu yöndeki talebin reddine karar verilmek üzere hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalının tüm temyiz itirazlarının reddine, 2. bent uyarınca davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 1.630,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalıdan alınarak Yargıtay'daki duruşmada vekille temsil olunan davacıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 2.392,23 TL temyiz ilâm harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 18.06.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.