Yargıtay - 14. Hukuk Dairesi

2017/6240 Esas 2019/4596 Karar
Karar Tarihi: 21.05.2019
Yargıtay

14. Hukuk Dairesi         2017/6240 E.  ,  2019/4596 K.

'İçtihat Metni'

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tapu kaydındaki şerhin düzeltilmesi davasında mahkemece verilen hükmün Dairemizce bozulması üzerine, yerel mahkemece verilen direnme kararına ilişkin dava dosyası, 02/12/2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunla 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanununa eklenen Geçici 4. maddenin ikinci fıkrası uyarınca Dairemize gönderilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü.

K A R A R

Davacı vekili, davacının tapuda davalı Hazine adına kayıtlı olan 1061 parsel sayılı taşınmazda 1985’ten beri zilyet oldğunu, davacıya ait yapının tapuya şerh edildiğini, davacının 1061 parselin bitişiğindeki 1060 parsel numaralı taşınmazın 650 m2'lik kısmını da 1985 yılından beri zilyetliğinde bulundurduğunu, ancak yapılan kadastro çalışmaları sonucunda 1060 parsel numaralı taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesinde 'bu taşınmaz davacı ... işgalinde olup üzerindeki ev işgal sahibine aittir' şerhi olduğunu belirterek şerhin terkini ile “ iş bu taşınmazın 1061 parsele bitişik 650 m2’lik kısmı ..., diğer kısmı ... kullanımındadır” şeklinde düzeltilmesini talep etmiştir.

Davacı vekili 10.09.2013 havale tarihli ıslah dilekçesinde, bilirkişi raporunda hesaplandığı üzere davacının kullandığı alan 896,70 m2 olduğundan, talep konusunu 896,70 m2 olarak ıslah ettiklerini beyan etmiştir.

Davalı ... vekili cevap dilekçesinde, dava konusu olan taşınmazın kadastro heyetince davalı ...’nun kullanımda olduğunu tespit edildiğini, kadastro tutanağına karşı açılan eldeki davanın kadastro mahkemesinde görülmesi gerektiğini, tutanak mümzilerinin tanık olarak dinlenilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı ... vekili cevap dilekçesinde, 1060 ve 1061 parsel sayılı taşınmazların 2/B parseli olarak ... adına kayıtlı bulunduğunu, 1060 parselin davacı, 1061 parselin davalı ...’in işgalinde olduğunu, 3402 sayılı kanuna 5831 sayılı kanunla eklenen ek 4. Madde gereğince kullanım kadastrosu yenileme çalışmalarında güncel kullanıcı listesinde de 1060 parselin davacı, 1061 parselin davalı ...’in işgalinde olduğunun tespit edildiğini, kullanıcı listeleri ilan edilip kesinleştiğinden davacının bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı ... vekili cevap dilekçesinde, davanının Kadasto Müdürlüğüne yöneltilmesinin doğru olmadığını, haklarında açılan davanın husumetten reddedilmesi gerektiğini, 2/B parseli olarak ... adına kayıtlı 1060 ve 1061 parsel sayılı taşınmazlarda 1998’de şagil tespitlerinin yapıldığını, 25.09.2009’da güncelleme çalışmalarına başlanıldığını, bu esnada genel olarak kullanıcıların değişip değişmediği ve aynı parsel üzerinde birden çok işgalcinin bulunup bulunmadığına dikkat edildiğini, tapudan gelen belgelerde davacı ve davalı ... adlarına şerhin bulunduğunu, devredildiğine dair de herhangi bir evrak ibraz edilmediğinden bu kişilerin yine şagil olarak bırakıldığını, yenileme çalışmalarının 28.05.2010’da tamamlanıp tapu sicil müdürlüğüne tescil edilmek üzere gönderildiğini, davacının davasını ispatlaması gerektiğini belirtmiştir.

Mahkemece ilk olarak, davanın kabulüne, ... adına tapuda kayıtlı ... Mevkii 1060 parsel sayılı taşınmazda 'İş bu taşınmaz davacı ... işgalinde olup üzerindeki ev işgal sahibine aittir' şeklinde yer alan şerhin iptaline, 11/07/2013 havale tarihli bilirkişi ... tarafından düzenlenen rapora ekli krokide (A) harfi ile gösterilen 896,70 m² miktarlı kısmın kullanıcısının 1061 parsel kullanıcısı durumunda olan davacı ... olduğunun tespitine, 1060 parselde krokide (A) harfi ile gösterilen kısım dışında yer alan ve üzerinde binalar mevcut olduğu krokiden anlaşılan bölüm kullanıcısının ... olduğunun tespitine, tapu kaydındaki şerhin bu şekilde tesciline karar verilmiştir.

Davalı Hazine ve ... vekili, davalı ... vekilinin temyiz talepleri üzerine, Daireimizin 09.11.2015 tarihli, 2014/14305 Esas, 2015/10079 Karar sayılı ilamıyla hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Davacı vekilinin karar düzetme talebi, Dairemizin 29.11.2016 tarihli, 2016/5808-9891 E. K. sayılı ilamıyla reddedilmiştir.

Mahkemece 04.04.2017 tarihli celsede, “Yargıtay 14. H.D'nin 2014/305-2015/10079 sayılı ve 09/11/2015 günlü Yargıtay bozma ilamına davalı ... yönüden uyalmasına karar verildi, açıklandı, açık yargılamaya devam olundu.” ifadeleri tutanağa geçirildikten sonra devamla, davacının davalı ... aleyhine açtığı davanın pasif husumet yönünden reddine, mahkemenin 2012/140 - 2014/289 sayı ve 01/07/2014 günlü kararında ısrar edilmesine, davanın ... ve ... yönünden kabulü ile, Maliye Hazinesi adına tapuda kayıtlı ... Mevkii 1060 parsel sayılı taşınmazda 'İş bu taşınmaz davacı ... işgalinde olup üzerindeki ev işgal sahibine aittir' şeklinde yer alan şerhin iptaline, 11/07/2013 havale tarihli bilirkişi ... tarafından düzenlenen rapora ekli krokide (A) harfi ile gösterilen 896,70 m² miktarlı kısmın kullanıcısının 1061 parsel kullanıcısı durumunda olan davacı ... olduğunun tespitine, 1060 parselde krokide (A) harfi ile gösterilen kısım dışında yer alan ve üzerinde binalar mevcut olduğu krokiden anlaşılan bölüm kullanıcısının ... olduğunun tespitine, tapu kaydındaki şerhin bu şekilde tesciline karar verilmiştir.

Hükmü, davalı Hazine, ... vekili ve davalı ... vekili temyiz etmiştir.

Direnme kararı incelenmek üzere, Hukuk Genel Kuruluna gönderilmiş ise de 24/11/2016 tarihinde kabul edilen 6763 tarihli Kanunla, 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanununa eklenen Geçici 4. maddenin ikinci fıkrası uyarınca, incelenmek üzere Dairemize gönderilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.04.2017 tarihli, 2015/22-1848 Esas, 2017/628 Karar sayılı ilamında;

“… Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda kendisi için o kararda gösterilen biçimde inceleme ve araştırma yapmak ve yine o kararda belirtilen hukuksal esaslar gereğince karar vermek yükümlülüğü oluşur. Bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozmada gösterilen ilkelere aykırı bulunması, usule uygun olmadığından bir bozma nedenidir.

Bozma kararı ile dava, usul ve yasaya uygun bir hale sokulmuş demektir. Bozmaya uyulduktan sonra buna aykırı karar verilmesi usul ve yasaya uygunluktan uzaklaşılması anlamına gelir ki, böyle bir sonuç kamu düzenine açıkça aykırılık oluşturur. Buna göre Yargıtayın bozma kararına uymuş olan mahkeme, bu uyma kararı ile bağlıdır. Daha sonra bu uyma kararından dönerek direnme kararı veremez. Bozma kararında gösterilen biçimde inceleme yapmak ya da gösterilen biçimde yeni bir hüküm vermek zorundadır.

Aynı ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.02.2003 gün ve 2003/8-83 E.- 2003/72 K.; 17.02.2010 gün ve 2010/9-71 E.-2010/87 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.

Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır: Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma kararına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (HGK'nun 21.01.2004 gün ve 2004/10-44 E.- 19 K.; 03.02.2010 gün ve 2010/4-40 E.- 2010/54 K.).

Bu sayılanların dışında ayrıca görev konusu, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez (Kuru, B: Hukuk Muhakemeleri Usulü-6. Baskı, Cilt 5, s. 4738 vd).

Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.” denilmektedir.

Tüm bu değerlendirmeler ışığında somut olayda mahkemece hükümde her ne kadar direnme kararı verildiği yazılmış ise de, 04.04.2017 tarihli celsede, Yargıtay 14 HD nin 2014/305-2015/10079 sayılı ve 09/11/2015 günlü Yargıtay bozma ilamına davalı ... yönüden uyulmasna karar verilip yargılamaya devam edildiği belirtilmiş, aynı celsede davacının davalı ... aleyhine açtığı davanın pasif husumet yönünden reddine, diğer davalılar yönünden ise mahkemenin 2012/140 - 2014/289 sayı ve 01/07/2014 günlü kararında ısrar edilmesine karar verilmiştir. Ayrıca 01/07/2014 günlü kararda belirtilen gerekçe de genişletilerek direnme kararının gerekçesi yazılmıştır. Mahkemece, Dairemizin bozma ilamına uyulduğundan artık uyma kararı ile bağlı olduğu, daha sonra bu uyma kararından dönerek direnme kararı verilemeyeceği, bozma kararında gösterilen biçimde inceleme yapmak ya da gösterilen biçimde yeni bir hüküm vermek zorunda olduğu dikkate alınmadan yeni bir gerekçe ve hüküm tesis edildiği anlaşılmaktadır.

Türk Medeni Kanununun 1009 ve devamı maddelerinde tapu siciline şerh verilmesi gereken kişisel haklar sınırlı olarak sayılmış olup sadece kanunlarda açıkça öngörülen hakların tapu siciline şerh verilebileceği hükme bağlanmıştır. Tescil ve şerhlerde olduğu gibi beyanlar sütununa kayıt hususu da Türk Medeni Kanununun 1012. Maddesi ile düzenlenmiştir. Zilyetlik, kanunlarda belirtilen şerh edilebilir haklardan değildir. Esasen zilyet yararına tapulama tespit tarihinde zilyetlikle mülk edinme koşullarının oluşması halinde taşınmazın adına tespit ve tescili mümkün bulunduğuna göre ayrıca zilyetlik şerhi verilmesi için bir neden de bulunmamaktadır. Tapu kaydına konulan zilyetlik şerhinin hukuki dayanaktan yoksun, yok hükmünde bir şerh olduğu hiç bir hüküm ve sonuç doğurmayacağı, devamında yasal bir zorunluluk ve davalıların korunması gerekli yararlarının da bulunmadığı anlaşılmaktadır. Gerek yürürlükten kalkmış bulunan 766 sayılı Tapulama Kanununun 31/2 ve gerekse halen yürürlükte bulunan 3402 Kadastro Kanununun 12/3 maddelerine göre tespit tutanağında belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz. O hakkın sicilin mülkiyet şerhler veya beyanlar hanesinde gösterilmesi de sonuca etkili değildir (HGK 31.01.1996 1995/l-1004 E. 1996/21 K.).

Davacının bu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığından mahkemece davanın tüm davalılar açısından reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, gereksiz yatırılan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 21.05.2019 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

Dava, davalı Hazine adına tapuya kayıtlı bulunan ve üzerinde davalılardan ... lehine zilyetlik şerhi yazılı bulunan 1060 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesindeki şerhin düzeltilmesi talebine ilişkindir.

Davalılar davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece, dava konusu 1060 parselin 896.70.m2’sinin komşu 1061 parsel zilyedi davacı tarafından kullanıldığı gerekçe gösterilerek, davanın kabulü ile beyanlar hanesinde yazılı şerhin düzeltilmesine karar verilmiştir.

Davanın kabulüne ilişkin kararın temyizi üzerine; Dairemizin 9/11/2015 tarihli kararıyla, davacının hukuki yararı bulunmadığı gerekçe gösterilerek, davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmeyerek bozulmuştur.

Yerel mahkeme, davalı ... yönünden bozmaya uymuş ve bu davalı yönünden pasif husumet ehliyeti bulunmadığından davanın reddine; diğer davalılar yönünden ise önceki kararında ısrar ederek davanın kabulüne karar vermiştir.

Yerel mahkeme bozma kararına kısmen de olsa uyduğundan ve önceki hükümden farklı bir hüküm kurduğundan, temyize konu kararın direnme niteliği taşımadığı kabul edilerek, hüküm sayın çoğunluğun kararıyla davacının hukuki yararı bulunmadığı belirtilerek önceki gerekçeyle bozulmuştur.

Dava konusu 1060 parsel sayılı taşınmazın kadastro tutanağına davalı ... tarafından itiraz edilmesi üzerine, Eyüp 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1998/572 Esas, 1999/240 Karar sayılı dosyasında görülen dava 24/3/1999 tarihinde karara bağlanmış ve hüküm 10/3/2000 tarihinde kesinleşerek, taşınmaz tespit gibi tapuya tescil edilmiştir.

Davacının iddiası, kadastro tutanağı 10/3/2000 tarihinde kesinleşen 1060 parsel sayılı taşınmaza yönelik olarak, 896.70.m2’sinin zilyedi olduğunun tespit edilerek, buna ilişkin beyanlar hanesindeki şerhin düzeltilmesine yöneliktir. Davacının talebi, kadastro öncesi sebebe ve hakka dayanmaktadır. Dava, 20/4/2012 tarihinde açılmış olup, Kadastro Kanununun 12. maddesinin üçüncü fıkrasındaki 10 yıllık hak düşürücü süre geçmiştir.

Dava, 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığından, işin esasına girilmeden, hukuki yararı bulunup bulunmadığı tartışmasına dahi girilmeden, davanın reddine karar verilmesi gerekir. Hükmün bu gerekçeyle bozulması gerekirken, farklı gerekçelerle bozulması yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.