Yargıtay - 10. Hukuk Dairesi

2021/3219 Esas 2021/8736 Karar
Karar Tarihi: 22.06.2021
Yargıtay

10. Hukuk Dairesi         2021/3219 E.  ,  2021/8736 K.

'İçtihat Metni'Bölge Adliye

Mahkemesi :... Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi

İlk Derece

Mahkemesi : ...20. İş Mahkemesi

No : 2017/220-2018/236

Dava, 4447 sayılı Yasanın geçici 10. maddesinde yer alan teşvik indiriminden faydalandırılması gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir.

İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalılardan Maliye Hazinesi vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine... Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesince davalılardan Maliye Hazinesinin istinaf başvurusunun kabulüne dair karar verilmiştir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesince verilen kararın, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

I-İSTEM:

Davacı vekili; müvekkili şirketin 01.03.2011 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 6111 sayılı Yasanın 74. maddesi ile 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Yasasına eklenen geçici 10. madde gereği prim teşvikinden yararlanmak için 29.05.2017 tarihli dilekçe ile yaptığı başvurusunun davalı kurumun 29.05.2017 tarihli yazısı ile reddedildiğini, red gerekçesinin kurumun 2015/10 sayılı genelgesi olduğunu, söz konusu genelgenin bağlayıcı bir hukuk kaynağı olmadığını, SGK kararının normlar hiyerarşisine aykırı olduğunu, 4447 sayılı Yasanın geçici 10. maddesi kapsamında işverenlerce kuruma ödenecek primin işveren hissesinin kanunlarda belirtilen kısmına isabet eden tutar hazine tarafından karşılanacağından dava konusu taleplerinden davalıların müşterek müteselsilen sorumlu olduklarını, bu zamana değin tahsil edilen primlerle hazinenin sebepsiz zenginleştiğini iddia ederek, davalı SGK Başkanlığının 29.05.2017 tarihli red kararının iptalini, davacı şirketin 4447 sayılı Yasanın geçici 10'uncu maddesindeki işverene sağlanan prim teşvikinden 2016/2-2016/12 arasındaki dönemler yararlanmaya yönelik başvurusunun hukuka uygun olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

II-CEVAP:

Davalı Kurum vekili; görev ve husumet itirazları olduğunu, kurum işleminin 2015/10 sayılı genelgeye ve hukuka uygun olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ... vekili; davanın 4447 sayılı Yasanın geçici 10.maddesinden kaynaklı davacı ile diğer davalı arasındaki uyuşmazlıktan ibaret olduğunu, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin süregelen görüşü ve 21. Hukuk Dairesinin son dönemlerdeki uygulamasına göre husumetin diğer davalıya yöneltilmesi gerektiğini savunarak davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III-MAHKEME KARARI

A-İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Maliye Bakanlığı aleyhine açılan davanın husumet nedeniyle reddine, 5510 sayılı yasaya 7103 sayılı Kanunun 70. maddesi ile eklenen ek madde 17 hükmü gereğince davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi, 25.02.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6111 sayılı Yasa'nın 74. maddesi ile eklenen geçici 10. maddede, 31.12.2015 tarihine kadar işe alınan her bir sigortalı için geçerli olmak üzere, bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren özel sektör işverenlerince işe alınan ve fiilen çalıştırılanların, işe alındıkları tarihten önceki altı aya ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumuna verilen prim ve hizmet belgelerinde kayıtlı sigortalılar dışında olmaları, aynı döneme ilişkin işe alındıkları işyerinden bildirilen prim ve hizmet belgelerindeki sigortalı sayısının ortalamasına ilave olmaları ve bu maddede belirtilen diğer koşulları da sağlamak kaydıyla, 5510 sayılı Yasa'nın 81. maddesinde sayılan ve 82. maddesi uyarınca belirlenen prime esas kazançları üzerinden hesaplanan sigorta primlerinin işveren hisselerine ait tutarının, işe alındıkları tarihten itibaren İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanacağı düzenlenmiştir.

5510 sayılı Yasa'nın 81/1-ı maddesinde, bu Yasa'nın 4/1-a maddesi kapsamındaki sigortalıları çalıştıran özel sektör işverenlerinin, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinden, işveren hissesinin beş puanlık kısmına isabet eden tutarının hazinece karşılanacağı düzenlenmesine yer verilmiştir.

Bayındır Asliye Hukuk (iş) mahkemesinin 7103 sayılı Kanunun 3 ve 4. Fıkralarının Anayasa'nın 2,10 ve 11 maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptali yönünde başvuruda bulunulduğu, Anayasa Mahkemesinin 2018/139 Esas 2020/12 Karar ve 19.02.2020 tarihli kararı ile 3. fıkraya yönelik başvurunun reddine, 4. fıkranın ise anayasaya aykırı olduğuna ve fıkranın iptaline karar verildiği, kararın 05.05.2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdiği tarih itibariyle 5510 sayılı Yasa’nın ek 17. maddenin 4. fıkrasının uygulanabilirliğinin kalmadığı anlaşılmıştır.

Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı sonrası davanın konusuz kaldığından söz edilemeyeceği, ancak tarafların bu yönde istinaf taleplerinin bulunmadığı, istinaf talebi ile yapılan sınırlı incelemede davalı ... Hazinesi yönünden davanın husumetten reddedilmesine rağmen lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin yerinde olmadığı, mahkeme kararının bu sebeple düzeltilmesi gerektiği kanaatine varılarak davalı ... Bakanlığının istinaf isteminin kabulüne, ...20.İş Mahkemesinin 2017/220 Esas, 2018/236 Karar sayılı 12.07.2018 tarihli kararının kaldırılmasına, Maliye Bakanlığı aleyhine açılan davanın husumet nedeniyle reddine, 5510 sayılı Yasaya 7103 sayılı Kanunun 70. maddesi ile eklenen ek madde 17 hükmü gereğince davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:

Davacı vekili, yerel mahkeme kararı davalı açısından da kesin olduğundan HMK 346 maddesi kapsamında davalının istinaf başvurusunun incelenmeksizin reddi gerekmekte iken istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya da aykırıdır diyerek, aksi yöndeki mahkeme kararının bozulmasına, dair talepte bulunmuştur.

V- İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:

Eldeki davanın, sosyal güvenlik mevzuatında prim teşviki, destek ve indirim uygulamalarından kaynaklanan uyuşmazlığa ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

4447 sayılı Yasanın geçici 10. maddesinde yer alan teşvik indiriminden faydalanma hakkının tespiti istemine ilişkin olarak açılmış olan davada, davanın kabulüne dair karar verilmiş ise de, yargılama ve temyiz aşamasında 01.04.2018 tarihi itibari ile 5510 sayılı Yasanın ek 17. maddesi yürürlüğe girmiş, olup, bu maddenin ilk fıkrasında aynen:

“Bu Kanun veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabileceği halde yararlanılmadığı ay/dönemlerde gerekli tüm koşulların sağlanmış olması ve yararlanılmayan ayı/dönemi takip eden altı ay içerisinde Kuruma müracaat edilmesi şartlarıyla, başvuru tarihinden geriye yönelik en fazla altı aya ilişkin olmak üzere, yararlanılmamış olan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabilir veya yararlanılmış olan prim teşviki, destek ve indirimleri başka bir prim teşviki, destek ve indirimi ile değiştirilebilir.” Hükmü ve ikinci fıkrasında ise;

“Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönemlere ilişkin olmak üzere tüm şartları sağladığı halde bu Kanun veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanmamış işverenler ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yararlanılan prim teşviki, destek ve indirimlerin değiştirilmesine yönelik talepte bulunan işverenler tarafından en son bu maddenin yürürlük tarihini takip eden aybaşından itibaren bir ay içinde Kuruma başvurulması halinde, yararlanılmamış olan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabilir veya yararlanılmış olan prim teşviki, destek ve indirimleri başka bir prim teşvik, destek ve indirimi ile değiştirilebilir.” şeklinde belirtilmiş hükümleri mevcut olup, bu yeni madde hükümleri ile tüm teşvik unsurlarından faydalandırılma veya fazla ödemelerin iadesi veya değiştirme istemleri hakkındaki uyuşmazlıklarda ek 17. maddede yer alan hükümlerin irdelenmesi gerektiği açıktır.

Değinilen Ek 17. maddenin üçüncü fıkrasında ise; “Bu maddenin ikinci fıkrası kapsamında talepte bulunan işverenlere iade edilecek tutar, maddenin yürürlük tarihinden önce talepte bulunanlar için maddenin yürürlük tarihini takip eden aybaşından, yürürlük tarihinden sonra talepte bulunanlar için ise, talep tarihini takip eden aybaşından itibaren kanuni faiz esas alınmak suretiyle hesaplanarak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden takvim yılı başından başlayarak üç yıl içinde ödenir. Ödeme, öncelikle bu Kanunun 88 inci maddesinin on dört ve on altıncı fıkralarına göre muaccel hale gelmiş prim ve her türlü borçlardan, sonrasında ise ilgili kanunlar uyarınca yapılandırma veya taksitlendirme de dâhil olmak üzere müeccel haldeki prim ve her türlü borçlarından mahsup yoluyla gerçekleştirilir. Ancak, üç yılsonunda ilgili kanunları gereği yapılandırılma veya taksitlendirilme sebebiyle vadesi gelmemiş taksit ödemelerinden peşinen mahsup edilir. Kuruma borcu bulunmayan işverenlere altı ayda bir eşit taksitlerle iade yapılır.” Hükümleri mevcuttur.

Eldeki davada ise, Ek 17. maddenin yürürlüğe girmesi ile birlikte “5510 sayılı Yasa veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabileceği halde yararlanılmadığı ay/dönemlere ilişkin olarak 5510 sayılı Yasa ile birlikte anılan ilgili kanunların teşvik veya destek hükümlerinde yer alan yararlanma şartlarının mahkemelerce irdelenmesi gerekmekle birlikte, değiştirme veya oluşabilecek fark prim tutarlarının iadesi istemleri hakkında yapılacak değerlendirmede; aynı maddenin ikinci veya üçüncü fıkrasındaki hükümlerin de uygulanıp uygulanmayacağı hususunda bir değerlendirme yapılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.

Diğer taraftan Ek 17. maddenin 4. fıkrası hükmündeki “Görülmekte olan davalarda, ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın, dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hesaplanacak tutar üçüncü fıkra hükümlerine göre mahsup veya iade edilir. Mahkemelerce, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilir. Yargılama giderleri idare üzerinde bırakılır ve vekâlet ücretinin dörtte birine hükmedilir. Ayrıca, ilk derece mahkemelerince verilen kararlar hakkında Sosyal Güvenlik Kurumu'nca kanun yollarına başvurulmaz ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan kanun yolu başvurularından vazgeçilmiş sayılır.” İbaresinin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvuruda bulunulmuş ve Anayasa Mahkemesince 19.02.2020 gün ve 2018/139 E. 2020/12 K. Sayılı karar ile bu hükmün iptaline karar verilmiş olup, karar 05.05.2020 tarih ve 31118 sayılı Resmi gazetede yayımlanmıştır.

Anayasa'nın 153. maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazete'de yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesi hükümlerine göre, Türk hukukunu resen uygulamakla yükümlü olan mahkemelerin ve giderek Yargıtay’ın iptal kararı ile yok hükmünde olan ve böylece yürürlükten kalkan bir yasa maddesine dayanarak inceleme yapma ve karar verme yetkilerinin bulunmadığının kabulü doğal olup, bu yönde bir uygulama yapılmasına imkânı yoktur. Belirtilmelidir ki, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları, bozma kararları ile oluşan usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. Buna göre; usuli kazanılmış hak gereğince uygulanması gereken bir kanun maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği takdirde artık usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ortaya çıkan yeni hukuki duruma göre karar verilir. Şu halde, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı karşısında, yeni oluşan durumun kesin hüküm halini almamış derdest tüm davalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.

Eldeki davada ise, mahkemece, yazılı şekilde karar verilmiş ise de, Ek 17. maddenin gelmesi ile oluşan bu yeni durumun dikkate alınması ile davaya konu uyuşmazlığa ilişkin yasal tüm dayanaklar ve teşvik hükümlerinden faydalandırılma, fazla ödenen tutarların iadesi/mahsubu istemleri bakımından ek 17. Maddenin ilk üç fıkrası da dâhil olmak üzere yasal tüm dayanaklar irdelenmeli, teşvik veya destekten faydalandırılma şartlarının varlığı ile birlikte incelenmeli ve sonucuna göre bir karar verilmelidir.

Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, mahkemece yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli... Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun kabulüne ilişkin hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ:... Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi kararının yukarıda açıklanan nedenlerle HMK'nın 373/2. maddesi gereği BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15.06.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.