Yargıtay - 12. Daire

2020/5430 Esas 2021/892 Karar
Karar Tarihi: 23.02.2021
Yargıtay

Danıştay 12. Daire Başkanlığı         2020/5430 E.  ,  2021/892 K.

'İçtihat Metni' T.C.

D A N I Ş T A Y

ONİKİNCİ DAİRE

Esas No : 2020/5430

Karar No : 2021/892

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...

VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurumu

VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :

Dava konusu istem: TRT İstanbul Müdürlüğünde sözleşmeli yabancı uyruklu personel olarak görev yapan davacının, hizmetine ihtiyaç duyulmadığı gerekçesiyle 31/12/2016 tarihinden itibaren sözleşmesinin feshedilmesine ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlemin iptali istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: .... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:…, K:… sayılı kararla; davacının TRT İstanbul Müdürlüğü'nde sözleşmeli yabancı uyruklu personel olarak görev yapmakta iken, hizmetine ihtiyaç duyulmadığından bahisle sözleşmesinin feshedildiği, bu işlemin geçersizliğinin tespitine ve işe iadesine karar verilmesi istemiyle adli yargı merciinde (İş Mahkemesi) açılan davanın reddedildiği ve söz konusu kararın ... tarihinde kesinleştiği; bu durumda, anılan kararın kesinleştiği tarihten sonra 07/11/2018 tarihinde ilk davanın aynısı olan iş sözleşmesinin feshedilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan işbu ikinci davanın açılmasında davacının hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kesin hüküm nedeniyle incelenmeksizin reddine karar verilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin temyize konu kararıyla; .... İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediği gerekçesiyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Sözleşme feshinin haklı bir sebebe dayanmadığı, Bölge İdare Mahkemesinde gerekçe belirtilmeden başvurusunun reddedildiği, gerekçeli karar hakkı yerine getirilmeyerek adil yargılanma hakkının ihlal edildiği belirtilerek, temyiz isteminin kabulüne karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacının adli yargı mercinde açtığı dava ile idare mahkemesinde açtığı işbu davanın konusunun aynı olduğu, her iki davada da sözleşme feshinin uyuşmazlık konusu edildiği, mahkeme kararının hukuka uygun olduğu belirtilerek, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …

DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onikinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:

MADDİ OLAY :

TRT İstanbul Müdürlüğünde sözleşmeli yabancı uyruklu personel olarak görev yapmakta iken hizmetine ihtiyaç duyulmadığı gerekçesiyle ... tarih ve ... sayılı işlem ile sözleşmesi feshedilen davacının, sözleşmesinin feshedilmesine ilişkin işlemin geçersizliğinin tespitine ve bu kapsamda işe iadesine karar verilmesi istemiyle açtığı davada; .... İş Mahkemesi'nin ... tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile davanın kabulüyle feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine karar verildiği, söz konusu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesi'nin ... tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile uyuşmazlığın idari yargı mercilerince çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle kararın kaldırılmasına ve dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere Mahkemesine gönderilmesine kesin olmak üzere karar verildiği; bunun üzerine .... İş Mahkemesince bozma kararına uyularak, ... tarih ve E:…, K:… sayılı karar ile davanın görev yönünden reddine karar verildiği, bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile Mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verildiği, söz konusu karara karşı davacı tarafından temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine Yargıtay ... Hukuk Dairesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının kesin olduğu gerekçesiyle temyiz isteminin reddine karar verildiği, netice itibariyle davacı tarafından İş Mahkemesinde açılan davanın reddedilerek söz konusu hükmün ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı dava dosyasında kararın verildiği tarihte kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Davacı tarafından, sözleşmesinin feshedilmesine ilişkin işlemin geçersizliğinin tespitine ve bu kapsamda işe iadesine karar verilmesi istemiyle adli yargı merciinde (İş Mahkemesi) açılan ve retle sonuçlanan davanın kesinleştiği ... tarihinden sonra, 07/11/2018 tarihinde, iş sözleşmesinin feshedilmesine ilişkin işlemin iptaline karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun ''İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı'' başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasında; ''a) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları,

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,

c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar.'' idari dava türleri olarak sayılmıştır.

2577 sayılı Kanun'un 14. maddesinin 3. fıkrasında; dava dilekçelerinin görev ve yetki, idari merci tecavüzü, ehliyet, idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı, süre aşımı, husumet, 3 ve 5. maddelere uygun olup olmadıkları yönlerinden sırasıyla inceleneceği, 15. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde ise; adli yargının görevli olduğu konularda açılan davaların görev yönünde reddine karar verileceği belirtilmiştir.

Anayasa'nın 158. maddesi ile, adli ve idari yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak karara bağlama konusunda Uyuşmazlık Mahkemesi yetkili kılınmış; aynı şekilde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 1. maddesinde Uyuşmazlık Mahkemesi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş, adli ve idari yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili ve bu kanunla kurulup görev yapan bağımsız bir yüksek mahkeme olarak tanımlanmış ve aynı Kanunun 28. maddesinde de, ilgili yargı mercileri ile bütün makam, kuruluş ve kişiler Mahkeme kararlarına uymak ve geciktirmeksizin onları uygulamakla ödevli kılınmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

Uyuşmazlık, davacının, sözleşmesinin feshedilmesine ilişkin işlemin geçersizliğinin tespitine ve bu kapsamda işe iadesine karar verilmesine ilişkin daha önce adli yargı mercii tarafından karara bağlanmış işlemin iptaline yöneliktir.

Anayasa Mahkemesi’nin 21/05/2015 tarihli, 2013/135 Başvuru Numaralı kararıyla “…bireylerin makul güvenlerinin korunması ve hukuki güvenlik ilkesi, elbette içtihadın değişmezliği şeklinde bir hak bahşetmemektedir… Mahkemelerin yorumlarında dinamik ve evrilen bir yaklaşımın sürdürülememesi yenilenme ya da gelişimi engelleyeceğinden, kararlardaki değişim, adaletin iyi idaresine aykırılık teşkil etmez… Mahkeme içtihatlarındaki değişme yargı organlarının takdir yetkisi kapsamında kalmakta olup, böyle bir değişiklik özü itibarıyla, önceki çözümün tatminkâr bulunmaması anlamına gelir…Ancak, aynı hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulması halinde, mahkemelerce, bu farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama getirilmesi gerekmektedir… Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rol tam da yargı kararlarında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm getirmektir… Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini ve mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini yansıtması yönüyle olumludur. Ancak uygulamadaki birlikteliği sağlamaları beklenen yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin ya da farklı yargı kollarına ait mahkemelerin benzer davalarda tatmin edici bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşmalarının, bir kararın belirli bir daireye ya da farklı yargı koluna düştüğü takdirde onanacağı veya olumlu neticeleneceği, başka bir daire tarafından ele alındığı takdirde bozulacağı veya olumsuz neticeleneceği gibi, birbirine zıt sonuçların ortaya çıkma beklentisinin, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırı olduğu açıktır.” gerekçelerine yer verilmiştir.

Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin nitelikleri arasında sayılan hukuk devletinin en önemli unsurlarından birisi 'hukuki güvenlik ilkesi'dir. Hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde ve uygulamasında bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.

Buna göre hukuki güvenlik ilkesinin gerçekleşebilmesini sağlamak üzere; hukuki belirlilik, hukuki istikrar ve hukuki öngörülebilirlik olarak adlandırılan üç alt ilke bulunmaktadır.

Belirlilik ilkesi, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermeyi ifade etmektedir. Belirlilik ilkesi, yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliği de ifade etmektedir. Yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olma gibi niteliksel gereklilikleri karşılaması koşuluyla mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir.

Hukuki güvenlik ilkesinin gerçekleşmesini sağlamaya yönelik bir diğer ilke olan hukuki istikrar ilkesi, hukukun sistem olarak devamlılığını ve var olan kuralların ve uygulamasının istikrarlı olmasını ifade etmektedir.

Hukuki öngörülebilirlik ise, kişilerin, kuralların ve idari ve yargısal uygulamaların ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörerek ve planlayarak yaşamlarını sürdürebilmesini sağlar. Kuralların, uygulamanın ve mahkeme kararlarının birlikte öngörülebilir olması durumunda anılan alt ilke gerçekleşmiş olur. Öte yandan, anılan ilke, hukuki bir uyuşmazlığın çıktığı durumlarda, uyuşmazlıkla ilgili kararı oluşturacak olan mahkeme veya hakimin önceden belirli olması ve uygulayacağı usulün de genel olarak belirli ve önceden bilinebilir olmasını gerektirir.

Nitekim bu gerekliliğin, yargı makamları nezdinde hak arayanlar açısından öngörülen, Anayasa'nın 36. maddesinde, 'Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.' şeklinde ifadesini bulan hak arama hürriyeti ile de bağlantılı olduğu açıktır.

Bu çerçevede, aynı konuda farklı yargı kollarının kendisini görevli görerek uyuşmazlıkların esasını incelemesi durumunun, hukuki güvenlik ilkesine aykırılık oluşturduğu açık olmakla birlikte, hak arama hürriyeti kapsamında itiraz etme/dava açma hakkını kullanan kişilerin, bu konuda oluşan beklentilerinin korunması ve dolayısıyla hukuki güvenlik ilkesinin gereği olarak ve içtihat birliğinin sağlanması amacıyla, dava konusu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili aynı konuda idari yargının görev alanına giren bir kararın bulunmaması halinde, adli yargı mercii tarafından verilen kararın, idari yargı yoluna etki etmesinin mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.

Bu durumda; temyize konu davada, sözleşmenin feshedilmesine ilişkin işlemin iptali istemine yönelik işin esası incelenerek karar verilmesi gerekirken, kesin hükmün varlığından bahisle davanın incelenmeksizin reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine dair Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :

Açıklanan nedenlerle;

1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne,

2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle incelenmeksizin reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,

3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, (karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere) 23/02/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.