Yargıtay - 8. Hukuk Dairesi

2017/15367 Esas 2020/3924 Karar
Karar Tarihi: 24.06.2020
Yargıtay

8. Hukuk Dairesi         2017/15367 E.  ,  2020/3924 K.

'İçtihat Metni'MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil, Alacak

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalılar vekili ve dahili davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacı ... vekili, dava konusu 55 parsel kapsamındaki 2 parça taşınmazın önceki maliklerinden satın ve devralındığını, satış bedelinin ödendiğini ve üzerine bina yapıldığını açıklayarak, bu bölümün tapu kaydının iptaliyle müvekkili adına tapuya tesciline, yargılama sırasında ise ifrazının mümkün olmaması halinde paylı mülkiyet şeklinde vekil edeni adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalılardan ... ve müşterekleri vekili, hukuki dayanaktan yoksun olarak açılan davanın reddine karar verilmesini, dâhili davalılardan ... İnşaat Ltd. Şti. vekili ise, taşınmazın tapuda yapılan resmi işlemle satın alındığını, vekil eden şirkete husumet yöneltilemeyeceğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.

Dâhili davalı ... ve müşterekleri vekili, taşınmaz üzerinde pay sahibi olmadıklarını, davacının fiilen kullandığı yer kadar bölümü satın aldığını, davayı bu haliyle kabul ettiğini, davanın açılmasına sebebiyet vermediklerini açıklamıştır.

Mahkemece yapılan ilk yargılama sonunda, İmar Kanunu'nun 18/son maddesi uyarınca davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili ile davalı ... Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmiş,Dairenin 29.03.2016 tarihli ve 2015/14794 Esas, 2016/5744 Karar sayılı ilamı ile,dava konusu 55 parselin, 06.04.2006 tarihinde hükmen davalı gerçek kişilerin murisi ... adına tescil edildiği, 15.04.2013 tarihinde 1/6 paylı mülkiyet şeklinde davalı gerçek kişiler adına intikal ettiği, paydaşlardan Ayşe, Osman ve ...’in paylarının 17.04.2013 ve 16.06.2013 tarihinde satış yoluyla dâhili davalı ... Ltd. Şti adına tescil edildiği, davacı ...’in, taşınmazın bir bölümünü 09.12.1987 ve 03.06.1987 tarihli satış senetleriyle kayıt maliki davalı gerçek kişilerin miras bırakanı ...'den satın ve devralan dava dışı üçüncü kişilerden, 12.03.2002 tarihinde zilyetlik devri yoluyla satın ve devraldığı, üzerine bina ve müştemilatını yaptığı, davacının satın aldığı tarih itibarı ile söz konusu taşınmazın tapusuz olup TMK'nin 762.maddesi uyarınca menkul mal hükmünde olduğu, aynı Kanun'un 763. maddesi uyarınca satış ve devir için zilyetliğin tesliminin gerektiği, dosya içeriğine ve toplanan delillere göre, dava konusu taşınmazın dava konusu bölümünün öncesi tapusuz olup, satıştan önce davalı gerçek kişilerin murisi ...'e aidiyeti konusunda uyuşmazlık bulunmadığı, tapusuz taşınmaz satın ve devralınmakla davacı ... lehine mülkiyet hakkı doğduğu, Mahkemece, dava konusu taşınmazın 3194 sayılı Kanun'un 18/son maddesi uyarınca, ifrazı kabil olmaması nedeniyle davanın reddine ilişkin kararın yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda yerinde görülmediği, davacı tarafın, dava dilekçesi ve aşamalardaki beyanlarında satın alınan ve fiilen kullanılan bölümün ifrazen tescili, mümkün olmaması halinde bu bölüme karşılık gelen pay üzerinde paylı mülkiyet esasına göre iptal ve tescil talebinde bulunduğuna göre, bir kısım payların yargılamanın devamı sırasında dahili davalı ... Ltd. Şti.'ne devredilmiş olması göz önünde bulundurularak, yukarıda belirtilen hususlar, 3402 sayılı Kanun'un 15/2.maddesi hükmü ile TMK'nin 713/1, 996 ve 1023. maddeleri uyarınca talep hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesinin doğru ve isabetli olmadığı gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiş, Mahkemece uyulmasına karar verilen bozma ilamı uyarınca yapılan yargılama sonunda, fen bilirkişisi ... tarafından tanzim edilen 21.01.2014 havale tarihli rapor ve ekindeki A ve B harfleri ile gösterilen taşınmaz kısımlarının dava konusu taşınmazdan ifrazı ile ayrı ayrı davacı adına tesciline karar verilmiş, hüküm davalı ... ve müşterekleri vekili, dahili davalılardan ... İnşaat Ltd. Şti. vekili ve dahili davalı ... ve müşterekleri vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava; tespit sonrası ancak tapu kaydının oluştuğu tarihten önceki satın almaya dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

1. Dahili davalı ... İnşaat Ltd. Şti. vekili ve dahili davalı ... ve müşterekleri vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Somut uyuşmazlık incelenmeden önce usuli müktesep hak üzerinden kısaca durulması gerekmektedir.

Usuli müktesep hak, bir davada taraflar, mahkeme ve Yargıtay tarafından yapılmış ve istisnalar kapsamında olmayan bir işlemle taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan hakkı ifade eder. Mahkemenin Yargıtay'ın bozma kararını uymasıyla bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış bir hak doğabileceği gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli müktesep hak gerçekleşebilir.

6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla somut uyuşmazlıkta temyiz kanun yoluna dair 1086 Sayılı HUMK hükümlerinin uygulanması gerektiğinden söz konusu Kanun incelendiğinde usuli müktesep hakka ilişkin açık bir hükmün bulunmadığı, usuli müktesap hak ilkesi, davaların uzamasını önlemek hukuki alanda istikrar sağlamak ve yargı kararlarına karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ve öğretide kabul görmüş usul hukukunun vazgeçilmez ilkelerinden biri haline gelmiştir. Bu ilke, özlü bir biçimde 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Umumi Heyeti Kararı ile açıklanmış olup iş bu kararda da belirtildiği gibi, bozmaya uyulmakla bir taraf yararına 'usulî müktesep hak' doğar. Artık bozmanın kapsamına girmeyen hususlarda yeni bir karar verilemez. Ancak usulî müktesep hak müessesesinin, özellikle kamu düzeni düşüncesi ile kabul edilmiş bazı istisnaları mevcuttur. Usul hukukunda Yargıtay içtihatları ile kabul edilmiş olan usuli müktesep hak ilkesine, yine Yargıtay içtihatları ile kabul edilmiş istisnalar bulunduğu, bu istisnalardan birisi de maddi hata sonucu verilmiş Yargıtay kararıdır. Yargıtay İçtihadları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 Esas, 1959/5 Karar, 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı kararlarında açıklandığı üzere Yargıtayca maddi hata sonucu verilen bir karara mahkemece uyulmasına karar verilmesi halinde dahi usuli müktesep hak oluşmaz ve Yargıtayın hatalı kararından dönmesi mümkündür.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu 55 parselin, 06.04.2006 tarihinde hükmen davalı gerçek kişilerin murisi ... adına tescil edildiği, 15.04.2013 tarihinde 1/6 paylı mülkiyet şeklinde davalı gerçek kişiler adına intikal ettiği, paydaşlardan Ayşe, Osman ve ...’in paylarının dava tarihi olan 26.06.2013 tarihinden önce 17.04.2013 ve 16.06.2013 tarihinde satış yoluyla dâhili davalı ... Ltd. Şti. adına tescil edildiği, eldeki davanın başlangıçta ... ve müşterekleri aleyhine açıldığı, yargılamanın devamı sırasında da davacı tarafça ... İnşaat Ltd. Şti. ile ... ve müştereklerinin davaya dahil edildiği, Mahkemece yargılamaya dahili davalılar yönünden de devam edilerek haklarında hüküm kurulduğu anlaşılmıştır.

Bu aşamada hemen belirtmek gerekir ki, dava arkadaşlığının hangi hallerde zorunlu (mecburi) olduğu, maddi hukuka göre belirlenir. Maddi hukuka göre, bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken hallerde mecburi dava arkadaşlığı olacaktır.

Davacılar arasında (aktif) mecburi dava arkadaşlığı bulunması halinde, bütün davacılar davayı birlikte açmak zorundadırlar. Dava mecburi dava arkadaşları tarafından biri veya bazıları tarafından açılmış ise, dava sıfat yokluğundan dolayı hemen reddedilmez. Mahkeme, diğer mecburi dava arkadaşlarının davaya katılmasını vefa muvafakat etmelerini sağlaması için davacıya veya davacılara süre verir. Diğer dava arkadaşları davaya katılır veya muvafakat ederse davaya devam edilir. Davayı açan davacı kendisine verilen süre içinde diğer mecburi dava arkadaşlarının katılmasını veya muvafakat etmelerini sağlayamaz ise, dava sıfat yokluğundan reddedilir.

Davalılar arasında (pasif) mecburi dava arkadaşlığı var ise, davacı bütün davalılara karşı birlikte dava açmak zorundadır. Dava, bütün dava arkadaşlarına karşı değilde, bunlardan birine veya birkaçına karşı açılmış ise, bu halde davalı durumundaki kişinin yada kişilerin, bu davada yalnız başına taraf sıfatı (pasif husumet ehliyeti) yoktur; davalı sıfatı mecburi dava arkadaşlarının tümüne aittir. Ancak bu halde dava sıfat yokluğundan reddedilmez. Mahkemenin, davayı diğer mecburi dava arkadaşlarına da teşmil etmesi için davacıya süre vermesi, davacı bu süre içinde davayı diğer mecburi dava arkadaşlarına teşmil ederse davaya devam etmesi gerekir. Davacı kendisine verilen kesin süre içinde davasını diğer mecburi dava arkadaşlarına da teşmil etmez ise o zaman dava sıfat yokluğundan reddedilir.

Mecburi dava arkadaşlığı halleri dışında dava arkadaşlığı ihtiyaridir. Birlikte dava açma hakkına sahip olanlar birlikte dava açmak zorunda değildir. Bunlardan herbiri ayrı ayrı dava açabilecekleri gibi dilerlerse birlikte de dava açabilirler. Davalılar arasındaki ihtiyari dava arkadaşlığı bakımından da örneğin alacaklı müteselsil borçlulardan herbirine karşı ayrı ayrı dava açabileceği gibi, isterse, müteselsil borçluların bir kaçına veya tümüne karşı birlikte dava açabilir. İşte bu iki halde de ihtiyari dava arkadaşlığı doğar.

Davada taraf değişikliği ıslah yoluyla yapılamaz.

HMK'nin 61 (HUMK 49) ve devamı maddelerinde düzenlendiği gibi, kendisine dava ihbar edilen veya yargılama sırasında davaya dahil edilen kişi hakkında usulüne uygun dava açılmadığı için davada taraf sıfatını kazanamaz. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 14.12.2005 tarihli ve 2005/17-736 Esas, 2005/722 Kararı).

Dairenin uyulan bozma ilamında ise, maddi hataya dayalı olarak bir kısım payların yargılamanın devamı sırasında dahili davalı ... Ltd. Şti.'ne devredilmiş olmasının göz önünde bulundurulması gerektiği yazılmıştır. Az yukarıda açıklandığı üzere maddi hata durumunda tarafların lehine veya aleyhine usuli kazanılmış hak doğmaz. Bu itibarla Mahkemece aleyhlerine usulüne uygun olarak açılmış bir dava bulunmayan ve taraf sıfatı kazanmayan dahili davalıların taraf kabul edilerek haklarında hüküm kurulması hatalıdır.

Bozma neden ve şekline göre dahili davalı ... ve müşterekleri vekilinin yargılama giderlerine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.

2.Davalı ... ve müşterekleri vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde,

Mahkemece her ne kadar, hükme esas alınan bilirkişi raporu uyarınca rapor ve ekindeki A ve B harfleri ile gösterilen taşınmaz kısımlarının dava konusu taşınmazdan ifrazı ile ayrı ayrı davacı adına tesciline karar verilmiş ise de ,Silifke Belediye Başkanlığının 03.07.2014 tarihli yazısından dava konusu taşınmazın imar planının Mersin 1.İdare Mahkemesinin 2013/73 sayılı kararı ile iptal edildiği,dava konusu taşınmazın plansız alan olarak tanımlandığı ve ifrazın mümkün olmadığı anlaşılmıştır.

Bu durumda Mahkemece, davacı tarafın, dava dilekçesi ve aşamalardaki beyanlarında satın alınan ve fiilen kullanılan bölümün ifrazen tescili, mümkün olmaması halinde bu bölüme karşılık gelen pay üzerinde paylı mülkiyet esasına göre iptal ve tescil talebinde bulunduğuna göre, taşınmazın yüzölçümü ve davalıların hisse durumu dikkate alınarak oran kurulmak suretiyle davanın kabulü ile davacı vekilinin 17.12.2013 tarihli celsede davalılardan masraf ve avukatlık ücreti taleplerinin olmadığını beyan etmesi nazara alınarak davalıların yargılama giderlerinden sorumlu tutulmamasına karar verilmesi gerekirken,yazılı şekilde karar verilmesi doğru ve isabetli görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle dahili davalı ... İnşaat Ltd. Şti. vekili ve dahili davalı ... ve müşterekleri vekilinin, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı ... ve müşterekleri vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle, hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma neden ve şekline göre dahili davalı ... ve müşterekleri vekilinin yargılama giderlerine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 24.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.