Yargıtay - Ceza Genel Kurulu

2014/672 Esas 2017/423 Karar
Karar Tarihi: 24.10.2017
Yargıtay

Ceza Genel Kurulu         2014/672 E.  ,  2017/423 K.

'İçtihat Metni'

Mahkemesi :Ağır Ceza

Taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma suçundan sanık ...'in beraatine ilişkin, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun 93. maddesi gereğince yargılama yapan Kadıköy 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 20.04.2012 gün ve 1-113 sayılı hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 29.11.2013 gün ve 4953-27367 sayı ile;

'Sanığın idaresindeki otomobille bölünmemiş, hafif eğimli, ıslak zeminli ve sert virajlı yolda, yağışlı havada seyri sırasında, sağa doğru olan viraja girdiğinde ani fren yapması ve zeminin de ıslak olması nedeniyle kontrolünü kaybederek aracının sağ önü ile karşı yönden kendi şeridinde gelen ve katılanın içinde bulunduğu otomobilin sol ön kısmına çarpması şeklinde meydana gelen olayda; kaza tespit tutanağında yolun orta kısmını kaplayacak şekilde zeminin yağlı olduğu, zeminin ıslak ve yağlı olması nedeniyle sanığın aracın kontrolünü kaybettiği belirtilmiş ise de; olay yerindeki yağın olay öncesinde de orada bulunduğu kabul edilse bile dosyadaki CD'ler, fotoğraflar ve tutanaklar incelendiğinde, eğimli ve virajlı yolda havanın yağışlı ve zeminin kaygan olmasına rağmen sanığın hızını virajlı yol bölümüne girerken azaltmaması ve olay mahallinin olumsuz şartlarını göz önüne almadan seyretmesi nedeniyle olayın meydana gelmesine sebebiyet verdiği ve sanığın kusurlu olduğunun kabulü ile mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken isabetsiz gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması' isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 08.07.2014 gün ve 252072 sayı ile;

'Yüksek Dairenin bozma kararının yerinde olmadığı değerlendirilmektedir. Yerel mahkeme yapmış olduğu yargılama sonucunda dosya kapsamına ve olayın oluşuna uygun bir karar vermiştir. 5271 sayılı CMK'nun 63. maddesi 'Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına re'sen, Cumhuriyet savcısının, katılanın, vekilinin, şüphelinin veya sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcinin istemi üzerine karar verilebilir. Ancak hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukukî bilgi ile çözülmesi olanaklı konularda bilirkişi dinlenemez' şeklindedir. Yüksek Daire uzmanlık gerektiren bir konuda verilmiş olan raporu neden kabul etmediğini kararında açıklamadan ve bu raporu görmezden gelerek yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar vermiştir. Bu şekildeki bir kabulün doğru olmadığı görülmektedir. Eğer uzmanlık gerektiren bir konuda raporlar dikkate alınmayacaksa o zaman bilirkişilik kurumuna gerek bulunmadığının da kabulü gerekmektedir. Sanığının olay sırasındaki hızının kaç kilometre olduğuna ilişkin tarafların beyanlarından başkaca delil bulunmamaktadır. Eğer burada şüpheli bir durum varsa ondan sanığın yararlanması gerekmektedir. Ayrıca yağışlı bir havada zeminin aldığı renk ile zeminde bulunan yağ tabakasının renginin ne şekilde birbirinden tefrik edilebileceği de Yüksek Daire kararında açıklanmamıştır. Ya da sanık aracını kaç kilometre hız ile sürseydi bu kazanın olmayacağı da açıklanmamıştır. Sanığın itiraz dilekçesinin ekinde sunduğu ve hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin raporu, bu olay nedeniyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen dava dosyasına sunulan bilirkişi raporunda ve yine benzer bir başka olay nedeniyle Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesine sunulan Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin rapor örnekleri de sanığın olayda kusurunun bulunmadığını belirtmektedir. Bu nedenlerle yerel mahkemenin sanığın beraatine ilişkin hükmü yerinde olduğundan onanması gerekmektedir' düşüncesiyle itiraz kanun yoluna müracaat etmiştir.

CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 26.09.2014 gün ve 15078-18816 sayı ile, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; taksirle bir kişinin yaralanması ile sonuçlanan olayda sanığın kusurunun bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosyada;

Olay günü saat 09.00 sıralarında, sanığın yönetimindeki otomobil ile yaklaşık sekiz metre genişliğinde, iki yönlü, meskun mahal dışındaki zemini ıslak yolda seyir halinde iken yolun sert virajlı ve zemini yağlı bölümüne geldiğinde, direksiyon hakimiyetini kaybederek karşı şeride geçip içinde katılanın bulunduğu ve nizami olarak seyreden tanık Ömer'in yönetimindeki otomobil ile çarpıştığı, kaza sonucunda katılanın vücudunda hayati fonksiyonlarını 4. derecede etkileyen kemik kırığı oluşacak şekilde yaralandığı,

Kaza tespit tutanağında; sanığın yönetimindeki otomobil ile seyir halinde iken olay yerine geldiğinde yolun virajlı olması nedeniyle fren yaptığı, zeminin ıslak ve yağlı olması sebebiyle aracın kontrolünü kaybederek aracının sağ ön kısmı ile karşı yönden gelen tanık Ömer yönetimindeki aracın sol ön kısmına çarpması sonucu kazanın meydana geldiği, kazanın oluşumunda yolun bakım ve onarımından sorumlu olan kuruluşun 1. derecede kusurlu olduğu; sanığın ise Karayolları Trafik Kanununun 52/b maddesindeki diğer kusurlardan 'hızını kullandıkları aracın yük ve teknik özelliğine, görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmamak' kuralını ihlal ettiği şeklinde görüş bildirildiği, kaza tespit tutanağında yer alan krokide, yolun orta şerit çizgisinden iki şeride de taşar vaziyette yağ tabakası olduğunun belirtildiği,

Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporda; yol sathındaki yağ tabakasının sonuç üzerinde asli derecede ve tamamen etkili olduğu, kazaya karışan sürücülere ise kusur atfedilemeyeceği şeklinde kanaat bildirildiği,

Olay sonrasına ait fotoğraflara göre; araçların ön kısımlarının ağır hasarlı olduğu,

Anlaşılmıştır.

Katılan ... savcılıkta; tanık Ömer'in idaresindeki araç ile seyrettikleri sırada sanığın yönetimindeki aracın yol ve hava koşullarına uygun olmayacak bir şekilde geldiğini ve virajı alamayarak şeridinden çıkıp içinde bulunduğu araca çarptığını; mahkemede de benzer anlatımlarına ek olarak, yoldaki yağlanmanın olaydan sonra araçlardaki hasar sonucu meydana geldiğini, olayın oluşuna göre sanığın en az 80 km hızla seyrettiğini, sanıktan şikâyetçi olduğunu,

Tanık ...; sevk ve idaresindeki araç ile normal şekilde seyrederken karşı yönden hızla gelen sanığın yağış nedeni ile kayarak şeridine girip aracına çarptığını,

Tanık ... kollukta; karşı yönden hızla gelen sanığın, aracının kontrolünü kaybedip içinde bulundukları şeride girerek araçlarına çarptığını; mahkemede de benzer anlatımlarına ek olarak, sanığın aracının hızının tahminine göre 80 kilometre olduğunu,

Tanık Sema Erdik savcılıkta; eşi olan sanık ...'in kullandığı araç ile seyrederken viraja girdikleri esnada karşı yönden gelen araç ile kafa kafaya çarpıştıklarını; mahkemede de benzer anlatımlarına ek olarak, tahminine göre hızlarının yaklaşık 40 kilometre olduğunu, karşı yönden gelen aracın şeritlerine girdiğini, yolda da ıslaklık dışında ayrıca yağlanma olduğunu,

Beyan etmişlerdir.

Sanık ... savcılıkta; sevk ve idaresindeki otomobil ile seyrederken yolun sert virajlı bölümüne geldiğinde havanın yağışlı olması nedeniyle yolun kayganlaştığını fark ettiğini, viraja yaklaşırken mecburi olarak frene basarak yavaşladığını, karşı istikametten gelen aracı gördüğünde ise sert bir şekilde frene bastığını, ancak yolun kaygan olması nedeniyle karşı istikametten gelen araçla kafa kafaya çarpıştıklarını, olaydan sonra asfaltın yağlı olduğunu gördüğünü ve yağın etkisi ile otomobilinin kaydığını anladığını; mahkemede de benzer anlatımlarına ek olarak, 40-50 km hızla viraja girdiğini savunmuştur.

Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılması bakımından, öncelikle taksir ve unsurları üzerinde durulması gerekmektedir.

5237 sayılı TCK'nun hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde 'kanunda tanımlanmış haksızlık' olarak ifade edilen suç; kural olarak ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hallerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir.

5237 sayılı TCK’nun 22/2. maddesinde taksir; “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir” şeklinde tanımlanmıştır. Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alma ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama mecburiyetinden doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç, bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirmekte, fail; dikkatli, tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılmaktadır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen, sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır.

Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı ve öğretide de benimsendiği üzere taksirli suçlarda ayrıca aranması gereken unsurlar;

1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,

2- Hareketin iradi olması,

3- Sonucun istenmemesi,

4- Hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması,

5- Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması,

Şeklinde kabul edilmektedir.

Taksirli suçlarda da, gerek icrai hareketin gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.

Sonucun gerçekleşmesinde, mağdurun taksirli davranışının da etkisinin bulunması halinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin taksirli sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. 5237 sayılı TCK’nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hal ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir.

Uyuşmazlığa ilişkin 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun “Hızın gerekli şartlara uygunluğunu sağlamak” başlıklı 52. maddesinde;

“Sürücüler:

a) Kavşaklara yaklaşırken, dönemeçlere girerken, tepe üstlerine yaklaşırken, dönemeçli yollarda ilerlerken, yaya geçitlerine, hemzemin geçitlere, tünellere, dar köprü ve menfezlere yaklaşırken, yapım ve onarım alanlarına girerken, hızlarını azaltmak,

b) Hızlarını, kullandıkları aracın yük ve teknik özelliğine, görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmak,

...

Zorundadırlar.

....” hükmü yer almaktadır.

Diğer taraftan, yargılamayı gerçekleştiren hâkim, bilirkişilerin belirledikleri kusurun varlığı ya da yokluğu ve kusur oranları ile bağlı olmayıp, bilirkişilerin yapacakları teknik belirlemeler çerçevesinde failin kusurunun bulunup bulunmadığı, varsa kusurunun ne olduğu ve bu kusurun cezanın belirlenmesinde ne derece etkin olacağını, her olayın özelliklerine göre ve kanuni gerekçelerle belirlemelidir. Olayın gerçekleşme şeklini belirleme görevi de hâkime ait olup, bilirkişi ancak bu hususta ortaya koyacağı teknik veriler ile hâkime yardımcı olacak ve tarafların taksirli davranışlarının ve kusur durumlarının nelerden ibaret olduğunu gösterecektir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Olay günü, saat 09.00 sıralarında, sanığın yönetimindeki otomobil ile yaklaşık sekiz metre genişliğinde, iki yönlü, meskun mahal dışındaki zemini ıslak yolda seyir halinde iken yolun sert virajlı ve zemini yağlı bölümüne geldiğinde direksiyon hakimiyetini kaybederek karşı şeride geçip içinde katılanın bulunduğu ve nizami olarak şeridinde seyreden tanık Ömer'in yönetimindeki otomobil ile çarpıştığı, kaza sonucunda katılanın vücudunda hayati fonksiyonlarını 4. derecede etkileyen kemik kırığı oluşacak şekilde yaralandığı olayda, katılan ile tanıklar Ömer ve Ümit'in beyanları, olay sonrasında araçlarda oluşan hasar durumları ve kaza tespit tutanağı birlikte değerlendirildiğinde; oluşa uygun olmayan ve sanığın kusursuz olduğu yönünde görüş bildiren Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen rapora itibar edilemeyeceği cihetle sanığın aracının hızını görüş, yol ve hava durumunun gerektirdiği şartlara uydurmayarak seyretmesi nedeniyle kazanın meydana gelmesinde tali oranda kusurlu olduğunun kabulü gerekmektedir.

Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.10.2017 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.