Yargıtay - 1. Hukuk Dairesi

2017/3312 Esas 2020/1295 Karar
Karar Tarihi: 25.02.2020
Yargıtay

1. Hukuk Dairesi         2017/3312 E.  ,  2020/1295 K.

'İçtihat Metni'MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL-TAZMİNAT

Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali ve tescil-tazminat istekli dava sonunda, yerel mahkemece asıl ve birleştirilen davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar asıl ve birleştirilen davada davalılar tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 25.02.2020 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılar vekili Avukat ... ile temyiz edilen asil davacı ...geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen davacı ... vekili Avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin ve asilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

-KARAR-

Asıl dava, tapu iptali ve tescil; birleştirilen dava, tazminat isteğine ilişkindir.

Davacılar asıl davada, mirasbırakan babaları ...’dan kalan dava konusu 315, 316, 399, 466, 531, 646, 743, 745, 747 parsel sayılı taşınmazların, anneleri sağ iken intikal ve taksim işlemlerinin yapılması, ayrıca davalılarca uygun görülen bir taşınmazın kendilerine verilmesi için 06.01.2003 tarihinde dava dışı ...’u vekil tayin ettiklerini, dava dışı vekil ile anneleri ve davalı kardeşlerinin 30.01.2003 tarihinde intikal ve taksim işlemi yapmaları sonucu dava konusu taşınmazlardaki miras paylarının davalılara geçtiği gibi kendilerine hiç yer verilmediğini, güveni kötüye kullanan davalıların yer verecekleri konusunda 04.09.2014 tarihine kadar oyaladıklarını, gerek vekil, gerekse davalılar tarafından kandırıldıklarını ileri sürerek dava konusu 315 (davalı ... adına kayıtlı pay için), 316, 399, 466, 531, 646, 743, 745, 747 parsel sayılı taşınmazların tapu kayıtlarının mirasbırakan ...’un veraset ilamındaki miras payları oranında iptali ile adlarına tescilini istemişler; birleştirilen davada, dava konusu 315 parsel sayılı taşınmazın tamamı ile 317 (ifrazla 962) parsel sayılı taşınmazın 4/8 payının mirasbırakan adına kayıtlı iken yapılan intikal ve taksim işlemleri sonucu 315 parselin ½ şer paylarla davalılar adına, 317 parselin 4/8 payının davalı ... adına tescil edildiğini, anılan payların kamulaştırıldığını ileri sürerek şimdilik 10.000 TL; 11.03.2016 tarihli dilekçeyle, dava konusu 315 ve 317 parsel sayılı taşınmazların dava tarihi itibariyle saptanan değerlerine göre ayrı ayrı 165.003,34 TL tazminatın ödenmesini istemişlerdir.

Asıl ve birleştirilen davada davalılar, anneleri de dahil olmak üzere tüm mirasçıların mirasbırakandan intikal edecek taşınmazları kendilerine bırakması konusunda anlaştıklarını, davacıların da bu amaçla vekaletname verdiklerini, davacı ...’ın yurt dışında olup ekonomik durumunun iyi olduğunu ve herhangi bir talebi olmadığını, davacı Zehra’ya para ve bir kamyon çeltik verdiklerini, iradeye uygun olarak işlemlerin yapıldığını belirtip davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, iddianın kanıtlandığı gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacıların dava konusu taşınmazların intikal, taksim ve satış işlemleri konusunda 06.01.2003 tarihli vekaletname ile dava dışı ...’u vekil tayin ettikleri, 30.01.2003 tarih 379 yevmiye no’lu resmi senede göre, dava konusu 315, 316, 399, 466, 531, 646, 743, 745 parsel sayılı taşınmazların tamamı ile 747 parsel sayılı taşınmazın 4/12 payı, 317 parsel sayılı taşınmazın 4/8 payı mirasbırakan ... adına kayıtlı iken mirasbırakan ...un Çatalca Sulh Hukuk Mahkemesinden verilen 16.03.2001 tarih 2001/161-164 Sayılı veraset ilamı gereğince mirasını eşi ... ve davacı çocuklar....,...ile davalı çocukları ...ve ...’ye bıraktığı, tarafların annesi ..., davalılar ... ve ...’nün bizzat, davacılara vekaleten dava dışı ...’un katılımı ile elbirliği mülkiyet şeklinde intikalden sonra yaptıkları rızai taksim neticesinde dava konusu 315, 646, 743, 747 parsel sayılı taşınmazların 1/2’şer paylarla davalılar ...ve ... adına, dava konusu 316 parselin tamamı ile 317 parsel sayılı taşınmazda mirasbırakan adına kayıtlı 4/8 payın davalı ... adına, dava konusu 399, 466, 531 parsel sayılı taşınmazların davalı ... adına, 745 parsel sayılı taşınmazın 2/4 payının mirasbırakanın eşi ... 1/4’er payının davacılar adına taksim yoluyla tescil edildiği, aynı gün düzenlenen 30.01.2003 tarih 380 yevmiye no’lu resmi senede göre, mirasçılardan ...’nin dava konusu 745 parsel sayılı taşınmazdaki 2/4 payını bizzat, davacıların 1/4’er payını ise vekaleten dava dışı ...’un 1/2’şer paylarla davalılara satış yoluyla temlik ettikleri, yani taksim işleminde mirasbırakanın eşi ile davacılara bırakılan dava konusu 745 parsel sayılı taşınmazın aynı gün farklı bir işlemle satış yoluyla davalılar tarafından edinildiği, dava konusu 315 parsel sayılı taşınmazda davalı ... adına taksimen kayıtlı ½ payın 02.03.2007 tarihinde kamulaştırma yolu ile dava dışı İSKİ adına tescil edildiği, davalı ... adına taksimen kayıtlı ½ payın ise Çatalca 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/285 Esas 2013/573 Karar sayılı 22.11.2013 tarihli kamulaştırma bedelinin tespit ve tescili kararı uyarınca tapu kaydının iptali ile İSKİ adına tesciline, kamulaştırma bedelinin 70.762,50 TL olarak tespitine karar verildiği, yine aynı kararla dava konusu 317 (ifrazla 962) parsel sayılı taşınmazda davalı ... adına kayıtlı 4/8 payın da tapu kaydının iptali ile İSKİ adına tesciline, kamulaştırma bedelinin 204.018,11 TL olarak tespitine karar verildiği ve bu taşınmazın 06.03.2014 tarihinde kamulaştırma yolu ile dava dışı İSKİ adına tescil edildiği, davalı ...’nün dava konusu 317 parsel sayılı taşınmazdaki 4/8 payını ise dava dışı Ahmet Özkul’dan 07.08.2002 tarihinde satış yoluyla edindiği, davacıların asıl davada iptal tescil, birleştirilen davada ise kamulaştırılan taşınmazlar bakımından tazminat istedikleri, mahkemece asıl ve birleştirilen davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.

Hemen belirtmek gerekir ki; maddi vakıayı bildirmek taraflara hukuki nitelendirmeyi yaparak olaya en uygun düşen kanun maddesini bulup uygulamak hakime aittir.

Somut olayda, iddianın içeriği ve ileri sürülüş biçiminden; vekaletnamenin hile ile alındığı ve kullanıldığı iddiasına dayanıldığı açıktır. Vekaletin hile ile alındığı iddiasının, vekalet görevinin kötüye kulanıldığı iddiasını da içerdiği kuşkusuzdur.

Bilindiği üzere, Borçlar Kanununun temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. 6098 s. Türk Borçlar Kanununda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en

önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanununun 390.) maddesinde aynen; 'Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.' hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır.

Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK'nin 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.

Vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.

Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.

Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre ve özellikle, hile ile alınan vekaletnamenin kötüye kullanıldığı iddiasının sabit olması karşısında asıl ve birleştirilen davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Asıl ve birleştirilen davada davalıların bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde olmadığından reddine.

Asıl ve birleştirilen davada davalıların diğer temyiz itirazlarına gelince;

Somut olayda; mahkemece dava konusu sekiz parça taşınmaz bakımından iptal tescil kararı verilirken mirasbırakan Nedim Özkul’un veraset ilamındaki hisseleri oranında iptali ve davacılar adına tesciline şeklinde hüküm kurulduğu, ancak hangi veraset ilamı olduğunun ya da davacıların davaya konu miras pay oranlarının ne olduğunun hükümde açıkça belirtilmediği; oysa ki, 30.01.2003 tarih 379 yevmiye no’lu resmi senede göre, Çatalca Sulh Hukuk Mahkemesinin 16.03.2001 tarih 2001/161-164 Sayılı veraset ilamı esas alınarak intikal ile akabinde taksim ve satış işlemlerinin yapıldığı, mahkemece bu veraset ilamı getirtilip davacıların temlike konu miras pay oranları tespit edilerek ve hükümde veraset ilamına atıf yapılmak ya da temlike konu miras pay oranları açıkça belirtilmek suretiyle hüküm kurulması gerekirken infazda tereddüt oluşturacak biçimde yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

Öte yandan; kamulaştırma nedeniyle tazminat talep edilen dava konusu 315 ve 317 (ifrazen 962) parsel sayılı iki parça taşınmaz bakımından tedavül ve ifraz kayıtları, kamulaştırmaya ilişkin kayıt ve belgeler getirtilip denetlenmek suretiyle bu iki parça taşınmazda mirasbırakandan davacılara intikal edip de davalılara geçen ve kamulaştırılan çekişme konusu payların belirlenmesi, bu paylara karşılık davalılara ödenen kamulaştırma bedellerinin ve ödendiği tarihlerin saptanarak ve usuli kazanılmış haklar da gözetilerek bu bedellerin taleple bağlı olarak dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesi gerekirken taşınmazların dava tarihi itibariyle saptanan değerlerine hükmedilmesi isabetli değildir.

Kabule göre de; 23.12.2015 tarihli ek bilirkişi raporuna göre dava konusu 317 parsel sayılı taşınmazda mirasbırakan adına kayıtlı iken mirasçılarına intikal edip taksim ve satış yoluyla davalı ... adına tescil edilen 4/8 payın tamamının dava tarihi itibariyle değeri 245.006,68 TL olarak belirlendiği halde kararda 490.013,36 TL olarak hesaplamaya esas alınması da doğru değildir.

Asıl ve birleştirilen davada davalıların değinilen yönlerden yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 02.01.2020 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden davalılar-birleştirilen davada davalılar vekili için 2.540.00.TL duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilen davacılar-birleştirilen davada davacılardan alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 25.02.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.