Yargıtay - Hukuk Genel Kurulu

2019/599 Esas 2020/198 Karar
Karar Tarihi: 25.02.2020
Yargıtay

Hukuk Genel Kurulu         2019/599 E.  ,  2020/198 K.

'İçtihat Metni'MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

1. Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 19. İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı verilen direnme kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Hukuk Genel Kurulu tarafından usul yönünden bozulmasına karar verilmiş, Mahkemece Hukuk Genel Kurulu bozma kararına uyularak direnme kararı verilmiştir.

2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili 10.06.2011 tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı işyerinde 03.03.2005-25.05.2011 tarihleri arasında servis şoförü olarak çalıştığını, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından düzenlenen rapor ile, işçilerin haftanın altı günü iki vardiya halinde çalışma yaptıkları, birinci vardiyada bir saat ara dinlenmesi ile 08.30-19.00 saatleri arasında, ikinci vardiyada ise; yine bir saat ara dinlenmesi ile 12.00-22.00 saatleri arasında çalışılarak birinci vardiya ile 12 saat, ikinci vardiya ile 9 saat fazla çalışma yaptıkları ancak tam karşılığının ödenmediğine ve ulusal bayram genel tatil ücretleri ödenmemesine rağmen bordroların işçilere imzalatıldığına dair tespitlerin yapıldığını, bu raporun genel olarak doğru olduğunu ancak işçilerin beyanda bulunmayı unutması ve işçilere baskı yapılması nedeniyle bir kısım fazla çalışmaların rapora yansıtılmadığını, müvekkilinin market açılış saati olan 08.30’da personeli taşımak için mesaiye başladığını, 22.00’a kadar market açık olduğundan bu saate kadar müşteri ve personel servis aracını kullandığını, dini bayramların arefe günlerinde ve yılbaşında 08.30-22.00 saatleri arasında çalıştığını, davalı şirkette her yıl iki kez sayım yapıldığını, sayım günlerinde 08.30-02.00 saatleri arasında çalıştığını, dini bayramlarda iki gün izinli olduğunu ancak tüm milli bayramlarda vardiya sistemi olmaksızın tam gün çalıştığını ileri sürerek yıllık izin ücreti, fazla çalışma ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabı:

5. Davalı vekili 12.07.2011 havale tarihli cevap dilekçesinde; davacının kıdem ve ihbar tazminatlarını alıp müvekkili şirketi ibra ederek işyerinden ayrıldığını, fazla çalışma yaptığında bordrolara yansıtılarak karşılığının ödendiğini ve davacının da ihtirazı kayıt ileri sürmeksizin ödenen miktarı aldığını, davacı işe girerken markette çalışacağını bildiğinden ve markette çalışma süreleri farklı düzenlendiğinden fazla çalışma ücretini talep hakkının bulunmadığını, günlük çalışma süresinin mevzuata uygun olduğunu, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışmasının bulunmadığını, ancak çalışması hâlinde kendisine ödeme yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkeme Kararı:

6. Ankara 19. İş Mahkemesinin 21.03.2013 tarihli ve 2011/736 E., 2013/169 K. sayılı kararı ile; davacıya ait Sosyal Güvenlik Kurumu ve işyeri şahsi sicil dosyası, tanık anlatımları, Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişliğince düzenlenen rapor, 07.07.2012 bilirkişi raporu, 28.01.2013 tarihli ek bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından; davacının yıllık izin ücreti alacağı talebinin yerinde olmadığı, davacının fazla mesai yaptığı, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığı, bu alacakların karşılığının ödendiğini davalı işverenin ispat edemediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

7. Ankara 19. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay 22. Hukuk Dairesince 10.06.2014 tarihli ve 2013/14054 E., 2014/16524 K. sayılı kararı ile; davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar verilerek “…Somut olayda, davacının iş sözleşmesi 25.04.2011 tarihinde feshedilmiş ve davacı, fesih tarihinden sonra olmak üzere 26.04.2011 tarihinde genel tatil ve fazla mesai ücretlerini aldığını belirterek işvereni ibra etmiştir. Dosya kapsamında, işçinin baskı altında ibranameyi imzaladığına dair bir delil de bulunmamaktadır. Şu halde, mahkemece, ibranameye değer verilerek, genel tatil ve fazla mesai alacağı isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Direnme Kararı :

9. Ankara 19. İş Mahkemesinin 14.04.2015 tarihli ve 2014/1092 E., 2015/345 K. sayılı kararı ile; 26.04.2011 tarihli ibranamenin matbu olduğu ve çelişkili hükümler içerdiği, ibranamede 'UBGT günlerinde çalışmadım.' ifadesinin yanı sıra 'bugünlere ait normal ücretlerimi 799,00TL olarak aldım.' ifadesinin de yer aldığı, bu hâliyle ibranameye geçerlilik tanınmasının mümkün olmadığı, geçerlilik tanınmış olsa dahi makbuz hükmünde değerlendirilerek gerçek alacaktan mahsubunun gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

11. Hukuk Genel Kurulunun 29.11.2018 tarihli ve 2015/22-2627 E., 2018/1815 K. sayılı kararı ile; mahkemece direnme kararı verilmesi sırasında, kararın hüküm fıkrasında yer alan ve bozmaya konu yapılmayan bölüm yönüyle de ilk hükümdeki gibi karar vermesi gerektiği gerekçesiyle direnme kararı usul yönünden bozulmuştur.

12. Ankara 19. İş Mahkemesinin 21.02.2019 tarihli ve 2018/564 E., 2019/56 K. sayılı kararı ile; Hukuk Genel Kurulu bozma kararına uyulmak suretiyle usuli yanlışlıkların giderildiği belirtilerek mahkemenin 2014/1092 Esas, 2015/345 Karar sayılı kararındaki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

13. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından 26.04.2011 tarihli ibranamenin geçerli olup olmadığı ve burada varılacak sonuca göre davacının fazla çalışma ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücretine hak kazanıp kazanamayacağı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

15. İbra sözleşmesi, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nda (818 sayılı Kanun) düzenlenmemiş, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda (TBK/Kanun) düzenlenmiş olup, bu Kanun'un 132. maddesine göre “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir”.

16. İbra sözleşmesi çalışma ilişkilerinde “ibraname” adıyla yaygın bir uygulama alanı bulmaktadır. İbra sözleşmelerinin geçerliliği sorunu, iş hukukunda “işçi yararına yorum” ilkesi çerçevesinde değerlendirilmiş ve ağırlıklı olarak Yargıtay kararları ışığında bir gelişim izlemiştir.

17. İşçi emeği karşılığında aldığı ücret ve diğer parasal hakları ile kendisinin ve ailesinin geçimini temin etmektedir. Bu açıdan bakıldığında bir işçinin nedensiz yere işvereni ibra etmesi hayatın olağan akışına uygun düşmemektedir. İş hukukunda ibra sözleşmeleri dar yorumlanmaktadır. İşverenin işçiye olan borçlarının asıl sona erme nedeni ifa olarak ele alınmaktadır. Borcun sona erme şekillerinden biri olan ibra sözleşmelerine iş hukuku açısından sınırlı biçimde değer verilmektedir.

18. İş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmiş sayılmalıdır.

19. İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez.

20. İbranamenin geçerli olup olmadığı 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte olan mülga 818 sayılı Kanunun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri yönünden değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın veya üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması hâlinde ibra iradesine değer verilemez.

21. İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi de mümkün olmaz. Bu nedenle işveren tarafından işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir.

22. Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir. Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz.

23. Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi uygulanmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır. Fesihten sonra düzenlenen ve alacak kalemlerinin tek tek sayıldığı ibranamede irade fesadı halleri ileri sürülüp kanıtlanmadığı sürece ibra iradesi geçerli sayılmalıdır.

24. İşçinin ibranamede kanuni haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir.

25. İbraname savunması hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.11.2017 tarihli ve 2015/22-1303 E., 2017/1314 K. ve 27.1.2010 tarihli ve 2009/ 9-586 E., 2010/ 31 K.).

26. Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular ışığında somut olay değerlendirildiğinde, iş sözleşmesinin 25.04.2011 tarihinde sona erdiği ve davalı işveren tarafından davacıya kıdem ve ihbar tazminatlarının 26.04.2011 tarihinde ödendiği anlaşılmaktadır.

27. Bununla birlikte, fesih tarihi olan 25.04.2011 tarihinden sonra 26.04.2011 tarihinde düzenlenen ve imzası davacı tarafından inkâr edilmeyen ibraname, “…Çalıştığım sürelere ait ücretlerimi aldım. Hak ettiğim yıllık ücretli izinlerimi kullandım. İzin ücretlerimi peşin aldım. (Fazla çalışma yapılmış ise fazla çalışma ücretlerimi aldım.) (Ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışmalarıma karşılık zamlı ücretlerimi aldım.) Çalıştığım süre içerisinde ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışmadım bu günlere ait normal ücretimi 799,00TL olarak aldım. İşverenden hakkım ve alacağım kalmamıştır. Bu durumda işverene karşı İş Hukukundan ve hizmet sözleşmemden doğan işe iade davası dâhil her türlü haklarımdan ve dava talep hakkımdan feragat ediyorum. İşvereni serbest irademle ibra ederim.” şeklinde düzenlenmiştir.

28. Diğer taraftan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 31.03.2011 tarihli teftiş raporu ile davalı işverenin, işçilerin fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerini ödemediğini tespit etmiştir.

29. Bu itibarla ; davalı tarafın hem davacının fazla çalışma yaptığında bordroya yansıtılarak fazla çalışma ücretinin kendisine ödendiğini, hem de davacı işçinin işe girerken çalışma saatlerini bildiğinden fazla çalışma ücreti talep etme hakkının bulunmadığını savunması, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 31.03.2011 tarihli te ftiş raporu ile davalı işverenin fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerini işçilere ödemediğini tespit etmesi ve 26.04.2011 tarihli ibranamede, bir yandan ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışma yapılmadığı belirtilirken bir yandan genel tatil günlerinde yapılan çalışmaların karşılığının alındığının ifadesine yer verilmesi ve fazla çalışılmış ise fazla çalışma ücretinin alındığının vurgulanması ile birbiri ile çelişkili ifadelerin yer alması hususları birlikte değerlendirildiğinde ibranamenin geçersiz olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

30. Bu durumda, mahkemece ibraname geçersiz kabul edilerek talep edilen fazla çalışma ücreti ile ulusal bayram genel tatil ücreti bakımından hüküm kurulması isabetlidir.

31. O hâlde direnme kararı yerindedir.

32. Ne var ki, hüküm altına alınan alacak miktarlarına ilişkin temyiz incelemesi yapılmadığından dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.

IV. SONUÇ :

Açıklanan nedenlerle,

Direnme uygun bulunduğundan davalı vekilinin hüküm altına alınacak miktarlara ilişkin temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın 22. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,

Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 25.02.2020 tarihinde oy birliği ile ve kesin olarak karar verildi.


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.