Yargıtay - 6. Ceza Dairesi

2013/10689 Esas 2014/15816 Karar
Karar Tarihi: 25.09.2014
Yargıtay

6. Ceza Dairesi         2013/10689 E.  ,  2014/15816 K.

'İçtihat Metni'MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi(CMK 250 ile Yetkili)

SUÇ : Yağma, suç örgütüne üye olmak, Korku, kaygı, panik yaratmak, tehdit, 6136 sayılı Yasaya aykırılık

HÜKÜM : Mahkumiyet, Beraat

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

I-Sanık ... savunmanının, sanığa yüklenen suç örgütüne üye olmak; sanık ... savunmanının, sanığa yüklenen yağma ve suç örgütüne üye olmak suçlarından kurulun beraat hükmüne yönelik temyiz istemlerinin incelemesinde;

Beraat kararının gerekçesine yönelik olmayan temyiz talebinde, sanıkların hukuki yararı bulunmadığından, sanık ... savunmanı ile sanık ... savunmanının temyiz istemlerinin CMUK’un 317. maddesi uyarınca REDDİNE,

II- Sanıklar ..., hakkında yakınan ...'e yönelik tehdit suçundan kurulan hükme yönelik temyiz incelemesinde;

Tekerrüre esas hükümlülükleri bulunan sanıklar ...,hakkında hükmolunan cezanın 5237 sayılı TCY.nın 58. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler kurulunun takdirine göre, sanık ... ve savunmanı ile sanıklar ..., savunmanlarının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, usul ve yasaya uygun bulunan hükmün, tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA,

III-Sanık ... hakkında 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan kurulan hükme yönelik temyiz incelemesinde;

Sanık ...'nün adli sicil kaydına göre tekerrüre esas hükümlülüğü bulunduğu halde hakkında 5237 sayılı Yasanın 58/6-7.maddesi ile uygulama yapılmaması karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulu'nun takdirine göre, suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Sanık ... hakkında suç tarihinde yürürlükte bulunan ve lehine hükümler içeren 6136 sayılı Yasanın 13/1. maddesi uyarınca temel adli para cezasının 5252 sayılı Yasanın 4 ve 5/2. maddeleri uyarınca 450 TL den fazla olamayacağı gözetilmeden, sanığın aleyhine olacak şekilde suç tarihinde yürürlükte olmayan ve 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa ile değişik 6136 sayılı Kanunun 13/1. madde uyarınca gün adli para cezası belirlenerek fazla adli para cezası tayini,

Bozmayı gerektirmiş, sanık ... savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle isteme uygun BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 322.maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hükümden adli para cezası tayin edilmesine ilişkin bölüm çıkarılarak, 6136 sayılı Yasanın 13/1. maddesi uyarınca sanık hakkında temel cezaların tayin edildiği hüküm fıkrasına “450 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına”, TCK.nun 62. maddesinin uygulanmasına ilişkin hüküm fıkrasına ise “375 TL. adli para cezası ile cezalandırılmasına” ibareleri eklenmek suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

IV-Sanıklar ..., hakkında kişilerde korku, kaygı, panik yaratma suçundan; sanık ... hakkında katılan ...'a yönelik tehdit; sanık ... hakkında 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan kurulan hükme yönelik temyiz incelemesinde;

Tekerrüre esas hükümlülükleri bulunan sanıklar ..., hakkında hükmolunan cezanın 5237 sayılı TCY.nın 58. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamış; kısa kararda, sanık ...'nun adının nüfus kaydına aykırı olarak... yerine,...yazılması yerinde düzeltilmesi olanaklı yazım hatası kabul edilmiştir.

1-Oluş ve dosya içeriğine göre; katılan ... ile sanık ...'nın aralarındaki ticari ortaklığa son verdikten sonra, katılan ...'in sanık ...'a borçlu olduğu, ödemeler konusunda taraflar arasında çıkan anlaşmazlık üzerine 13.11.2005 günü sanık ...'ın, katılan ...'ın oğlu olan katılan ...'a “ Borcunuzu ödeyin yoksa öldürürüm” şeklinde sözlerle tehdit ettikten sonra katılandan alacağını tahsil etmek için katılanla aralarında herhangi bir alacak borç ilişkisi bulunmayan diğer sanıklar ..., 'dan yardım istemesi üzerine adı geçen sanıkların fikir ve eylem birliği içerisinde katılana ait otomobili 15.11.2005 günü kurşunladıklarının anlaşılması karşısında; sanık ...'nın eylemlerinin bir bütün halinde 5237 Sayılı TCK. nun 150/1. maddesi yollamasıyla tehdit suçunu; diğer sanıkların eylemlerinin yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı biçimde karar verilmesi,

2- a- Evinde yapılan aramada ''19'' adet mermi ele geçirilen sanık ... eyleminin 6136 sayılı Yasanın 13/4. maddesine uyduğu gözetilmeden aynı yasanın 13/son maddesiyle uygulama yapılması,

b- Suç tarihinden sonra 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa ile değişik 6136 sayılı Kanunun 13/4. maddesinde temel cezanın üst sınırının altı aya kadar hapis ve adli para cezasının ise 5 günden 100 güne kadar öngörüldüğü gözetilmeden sanık ... hakkında yazılı şekilde fazla cezaya hükmedilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık ... ve savunmanı, sanıklar ... ve ... savunmanı, sanıklar ... ve ... savunmanı, sanık ... savunmanı, sanık ... savunmanı, sanık ... savunmanı, sanık ... savunmanının temyiz itirazları bu itibarla yerinde göanrülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle isteme kısmen uygun kısmen aykırı BOZULMASINA, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK'nın 326/son maddesi gereğince ceza süresi bakımından kazanılmış haklarının saklı tutulmasına, 25.09.2014 tarihinde Üye ...'un usule yönelen karşı oyuyla ve oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 105/6. maddesi ile yürürlükten kaldırılan; ancak, aynı Kanunun geçici 2/4. maddesi uyarınca, bu mahkemelerde açılmış olan davalara, kesin hükümle sonuçlandırılıncaya kadar bakmakla görevlendirilen, CMK’nın yürürlükten kaldırılan 250/1. maddesine göre görevli mahkemeler, 6 Mart 2014 tarihli, mükerrer 28933 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesi ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununa eklenen geçici 14/1. maddesi gereğince kaldırılmışsa da, anılan maddenin 4. fıkrasına, “Bu mahkemelerce verilip Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında veya Yargıtay'ın dairelerinde bulunan dosyaların incelenmesine

devam olunur.” hükmü konulmuştur. Türkiye Cumhuriyetinin, konumu gereği; başta terör olmak üzere, örgütlü suçlarla mücadele edebilmesi için; Kanun Koyucunun özel yetkili mahkemeleri kaldırırken; kaldırma gerekçesinde ortaya koyduğu sakıncaları taşımayan; evrensel hukuk kurallarına uygun; yetki ve görev sınırları iyi çizilmiş; alt yapısı iyi oluşturulmuş; ihtisas mahkemelerine ihtiyaç olduğu, inancını taşıyorum.

Düşüncem bu olmakla birlikte, benim muhalefetim; bu mahkemeler kaldırılırken; dosyası henüz sonuçlanmamış sanıklarla; dosyası karara bağlanıp, Yargıtay'a gönderilmiş olan sanıklar arasında ayrım yapan yukarıda açıklandığı şekilde bir hükme yer verilmesinin, kaldırma nedenleriyle örtüşmediği ve çeliştiği noktasına ilişkindir. Çünkü;

5271 sayılı Kanunun 2/f maddesi 'kovuşturma: iddianamenin kabulü ile başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi' ifade eder, şeklinde tanımlanmış olup, bu tanıma göre, temyiz aşamasındaki dosyalar kovuşturması devam eden derdest dosyalardır. Bu tanım karşısında, henüz kovuşturma süreci tamamlanmamış dosyalardan; özel yetkili mahkemelerce karar verilmemiş olanların genel (normal) ağır ceza mahkemelerine gönderilmesi; temyiz aşamasındakilerin ise Yargıtay tarafından incelenmesi yolunda düzenleme yapılmak suretiyle ayrıma gidilmesinin doğru bir çözüm şekli olmadığını düşünüyorum. Sebeblerini aşağıda açıklayacağım üzere, bu Kanun hükmüne rağmen; Yargıtay'da bulunan dosyalarında, aynen, karar verilmemiş dosyalarda olduğu gibi; hiçbir incelemeye tâbi tutulmadan salt, söz konusu mahkemelerin kaldırıldığı gerekçesi ile genel bir kanun bozması yapılıp, mahalline iade edilmeleri ve muhakemelerinin; genel (normal) mahkemelerde yapılmasının sağlanması görüşündeyim. Aksi bir çözüm, yani esasa girilerek bu dosyaların inceleneceği kuralına uyulması 10 Aralık 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine ve 4 Kasım 1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olur.

Şöyle ki;

1 – Özel Yetkili Mahkemeler, 'Adil Yargılanma Hakkı' ve 'Ağır Ceza Mahkemeleri' arasındaki ayrıma son vermek amacıyla kaldırılmış olup, bu husus anılan Kanunun genel ve sözü geçen madde gerekçesinde belirtilmiş; böylece, bütün Ağır Ceza Mahkemelerinin aynı usul kurallarına tâbi olması sağlanarak, adil yargılanma hakkı için gerekli olan özel soruşturma ve kovuşturma usullerine son verilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda baktığımızda; Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığında ve Yargıtay'ın dairelerinde bulunan dosyaların incelenmesine devam olunacağına ilişkin düzenlenme yapılması; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 10. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddelerine uygun düşmez.

Zira, Kanun Koyucu, bizzat kendisi, özel yetkili mahkemeleri adil yargılanma hakkını temin etmek amacıyla kaldırıldığını, Kanun gerekçesinde yer vermesine ve bu mahkemelerin normal ağır ceza mahkemelerine göre, daha güvencesiz olduğunu kabul etmesine rağmen; bu mahkemelerce kurulan hükümlerin, normal ağır ceza mahkemelerinden verilen kararlar gibi incelenmesini öngörmesi; kaldırma gerekçesi ve amacıyla çelişen bir sonuç yaratır.

2- Mahkemeler, bütün işlemlerinde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorundadırlar. 6526 sayılı Kanunla delil toplama yöntemleri değiştirilmiş; önceden CMK'nın 250. maddesi kapsamında kalan soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli ve sanıklar yönünden kısıtlayıcı hükümler kaldırılarak, hukukî güvenlik ile yargılama eşitliği sağlanmıştır. Ancak Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılması sonucu, bu mahkemelerce karara bağlanmayan ve diğer ağır ceza mahkemelerine gönderilen davaların sanıkları ile; kararları Yargıtay'da temyiz incelemesinde bulunan dosyaların sanıkları arasında ayrım yapılarak, fark yaratılması; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 7. maddesinde öngörülen eşitlik ilkesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin, sözleşmede yer alan hak ve özgürlüklerden ayrım gözetilmeksizin, herkesin yararlanmasını hüküm altına alan 14. maddesine ve iç hukukumuz yönünden de, Anayasamızın 'Kanun önünde eşitlik' başlıklı 10; 'Hak Arama Hürriyeti' başlıklı 36; 'Kanunî Hâkim Güvencesi' başlıklı 37; 'Suç ve Cezalar' başlıklı 38. maddelerine aykırılık oluşturur.

Görüldüğü üzere;

Söz konusu Kanunî düzenleme, bu hâliyle, hem Anayasamıza aykırıdır, hemde tarafı olduğumuz ve usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalarla çatışmaktadır.

Şimdi, burada sorun, Anayasamıza ve yukarıda açıkladığımız milletlerarası antlaşmalara aykırılık oluşturan, anılan Kanun hükmünü aşıp aşamayacağımız; aşabilecek isek, bunu nasıl yapabileceğimiz noktasında toplanmaktadır.

Aslında, bu konu, bir sorun iken, Anayasamızın 90/5. maddesinde 07.05.2014 tarih ve 5170 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle, milletlerarası antlaşma hükümlerine üstünlük tanınarak, temelinden çözülmüş olup, bu gün için tartışma kalmamıştır.

Şöyle ki;

Anayasamızın 90/5. maddesi ile; bir kanun hükmüyle usulüne uygun olarak yürürlüğe girmiş, temel hak ve özgürlükleri düzenleyen bir antlaşma kuralının çatışması hâlinde, antlaşma hükümlerinin uygulanacağı kabul edilmiştir.

Bu hükümden hareketle somut olayımızı değerlendirecek olursak, 6526 sayılı Kanunun 1. maddesi ile Terörle Mücadele Kanununa eklenen geçici 14. maddenin 4. fıkrası son cümlesinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Ülkemizin kabul ettiği milletlerarası antlaşmalar ile çeliştiği açıkça görülmekte olup, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin yukarıda açıklanan hükümlerine üstünlük tanınması suretiyle sorunun çözülmesi ve özel yetkili mahkemelerce verilen hükümlerin; başka yönleri incelenmeksizin, kanun önünde eşitlik ilkesi ve adil yargılanma hakkı gereğince, bütünüyle bozularak, genel (normal) ağır ceza mahkemelerinde; muhakemelerinin yapılması ve sonucuna göre, hüküm kurulması için bozulması gerekmektedir. Aksi bir düşüncenin kabul edilmesi; kanun koyucunun bu mahkemeleri kaldırma gerekçesi ve amacıyla çelişen sonuçlar doğuracağı gibi hukukun; adalet, yerindelik ve hukukî güvenlik başlıkları altında toplanabilecek temel değerlerine de aykırı olur, kanaatindeyim.

Bu nedenlerle söz konusu dosyada; yüksek çoğunluğun esasa girerek inceleme yapma görüşüne ve bu görüşe bağlı olarak verdiği karara katılmıyorum.


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.