Yargıtay - Ceza Genel Kurulu

2012/1529 Esas 2014/283 Karar
Karar Tarihi: 27.05.2014
Yargıtay

Ceza Genel Kurulu         2012/1529 E.  ,  2014/283 K.

'İçtihat Metni'Mahkemesi : ANTALYA 5. Sulh Ceza

Gün : 15.03.2010

Sayısı : 429-354

Sanık H.. B.. hakkında taksirle yaralama suçundan açılan kamu davasının 5237 sayılı TCK'nun 73/1. maddesi uyarınca şikayet hakkının süresinde kullanılmaması nedeniyle düşmesine ilişkin, Antalya 5. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 15.03.2010 gün ve 429-354 sayılı hükmün katılan tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 24.04.2012 gün ve 16873-10659 sayı ile;

'Katılan, 6 aylık süre geçtikten sonra şikayetçi olduğunu bildirmişse de 18.02.2009 tarihli iddianameyle kamu davası açıldığı, 5271 sayılı CMK'nın 158/6. maddesi uyarınca, kovuşturma aşamasına geçildikten sonra, mağdur açıkça şikayetten vazgeçmediği takdirde, yargılamaya devam olunacağı hükmü karşısında, yargılamaya devam edilmesi gerektiği gözetilmeksizin, şikayetin süresinde yapılmadığı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesisi” isabetsizliğinden bozulmasına oyçokluğuyla karar verilmiş,

Daire üyeleri M. Albayrak ve İ. Ergün ise; “Sanığın üzerine atılı taksirle yaralama suçu 29.09.2006 tarihlidir. Suç şikayete tabidir. Müşteki sanık hakkında yaklaşık bir yıl sonra 12.09.2007 tarihinde Cumhuriyet Savcılığına verdiği dilekçe ile şikayette bulunmuştur. Cumhuriyet savcılığı 6 aylık şikayet süresinin dolması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermesi gerekirken 18.02.2009 tarihinde kamu davasını açmış, mahkemece kanunun öngördüğü sürede şikayette bulunulmadığından kamu davasının düşmesine karar verilmiş, dairemiz çoğunluk görüşüyle de... mahkeme kararı bozulmuştur.

CMK'nın 158/6. maddesinde 'Yürütülen soruşturma sonunda kovuşturma evresine geçildikten sonra, suçun şikayet bağlı olduğunun anlaşılması halinde mağdur, açıkça şikayetinden vazgeçmediği takdirde, yargılamaya devam olunur' hükmü, soruşturma aşamasında şikayete tabi olmayıp kamu adına soruşturulan suçlar için öngörülmüş bir düzenlemedir. Sanığın üzerine atılı suç baştan beri şikayete tabi olup, yargılama aşamasında şikayete tabi olduğu anlaşılan bir suç değildir. Müşteki TCK’nun 73/1. maddesi gereğince 6 ay içinde şikayette bulunmadığı ve bu konuda geçerli bir mazeret de ileri sürmediğinden mahalli mahkemenin düşme kararının yerinde olduğu” görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 09.07.2012 gün ve 224661 sayı ile;

'CMK'nın 158/6. maddesi hükmü, soruşturma aşamasında şikayete tâbi olmayıp kamu adına soruşturulan suçlar için öngörülmüş bir düzenlemedir.

Şikayete tabi olmaması nedeniyle, şikayet olmasa bile kamu davasına konu edilen bir eylemin, kovuşturma sırasında toplanan deliller ve yapılan yargılama ile şikayete tabi olduğunun anlaşılması halinde, CMK.'nun 158/6. maddesi uyarınca şikayetten vazgeçilmediği sürece süresinde şikayet yokluğundan bahisle düşme kararı verilemeyecektir.

Somut olayda, sanığa yüklenen eylem başından itibaren şikayete tabi olup yargılama aşamasında şikayete tabi olduğu anlaşılan bir suç niteliğinde değildir. Dolayısıyla bu hal, CMK'nun 158/6. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceğinden, katılanın yasada öngörülen 6 aylık süre içinde şikayette bulunmaması ve geçerli bir mazeret de ileri sürmemesi nedeniyle sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nun 73/1. maddesi gereğince kamu davasının düşürülmesine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir' görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur.

CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 19.11.2012 gün ve 25602-24458 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; şikayete bağlı taksirle yaralama suçundan, şikâyetin süresinden sonra yapılmış olmasına rağmen açılmış bulunan kamu davasında düşme kararı verilmesinin CMK'nun 158/6. maddesine aykırı olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Sanığın şantiye şefi olarak görev yaptığı inşaatta gece bekçisi olarak çalışan katılanın, 29.09.2006 tarihinde akşam saat 19.00 sıralarında inşaatın birinci katında bulunduğu sırada, duyduğu sesleri kontrol etmek için katta dolaşırken korkuluk demirlerinden aşağıya düşerek vücudunda kemik kırığı oluşacak şekilde yaralandığı,

Katılanın 09.10.2006 tarihinde Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğüne verdiği dilekçeyle işvereninin iş kazası bildirimi yapmamakta ısrar ettiğinden bahisle iş kazası yönünden gerekli işlemlerinin yapılmasını talep ettiği, Sosyal Güvenlik Kurumu müfettişi tarafından yapılan idari tahkikatta 08.03.2007 tarihinde alınan ve olayları detaylı olarak anlattığı ifadesinde, şikâyete ilişkin bir beyanının bulunmadığı,

Katılanın Siirt C. Başsavcığılı aracılığıyla Antalya Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği 12.09.2007 günü havale edilen dilekçeyle şikâyette bulunması üzerine başlatılan soruşturmada alınan bilirkişi raporunda; korkuluk demirlerinin sağlam yapılmaması nedeniyle şantiye şefi olan sanığın kusurlu olduğunun ifade edildiği ve 18.02.2009 tarihli iddianame ile kamu davasının açıldığı,

Anlaşılmaktadır.

TCK'nun 'Taksirle yaralama' başlıklı 89. maddesi: '(1) Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

(2) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;

a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,

b) Vücudunda kemik kırılmasına,

c) Konuşmasında sürekli zorluğa,

d) Yüzünde sabit ize,

e) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,

f) Gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına,

Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, yarısı oranında artırılır.

(3) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;

a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,

b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,

c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,

d) Yüzünün sürekli değişikliğine,

e) Gebe bir kadının çocuğunun düşmesine,

Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, bir kat artırılır.

(4) Fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması hâlinde, altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(5) Taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Ancak, birinci fıkra kapsamına giren yaralama hariç, suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde şikâyet aranmaz' şeklinde düzenlenmiştir.

Maddenin beşinci fıkrasına göre taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Birinci fıkra kapsamındaki taksirle yaralama fiili bilinçli taksirle işlenmiş olsa bile takibi şikâyete bağlı iken, birinci fıkra dışındaki taksirle yaralama fiillerinin bilinçli taksirle işlenilmesi halinde şikâyet aranmaksızın soruşturma ve kovuşturma yapılabilecektir. TCK'nun 73. maddesi uyarınca şikâyetin, hak sahibi kişi tarafından altı ay içerisinde yapılmış olması da zorunludur. Aksi halde takibi şikayete bağlı olan taksirle yaralama suçundan soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi mümkün olmayacaktır.

Ceza Muhakemesi Kanunun 'İhbar ve şikayet' başlıklı 158. maddesi;

'(1) Suça ilişkin ihbar veya şikâyet, Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluk makamlarına yapılabilir.

(2) Valilik veya kaymakamlığa ya da mahkemeye yapılan ihbar veya şikâyet, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.

(3) Yurt dışında işlenip ülkede takibi gereken suçlar hakkında Türkiye'nin elçilik ve konsolosluklarına da ihbar veya şikâyette bulunulabilir.

(4) Bir kamu görevinin yürütülmesiyle bağlantılı olarak işlendiği iddia edilen bir suç nedeniyle, ilgili kurum ve kuruluş idaresine yapılan ihbar veya şikâyet, gecikmeksizin ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.

(5) İhbar veya şikâyet yazılı veya tutanağa geçirilmek üzere sözlü olarak yapılabilir.

(6) Yürütülen soruşturma sonucunda kovuşturma evresine geçildikten sonra suçun şikâyete bağlı olduğunun anlaşılması halinde; mağdur açıkça şikâyetten vazgeçmediği takdirde, yargılamaya devam olunur.' hükümlerini içermektedir.

Ceza muhakemesinde ihbar ve şikâyetin hangi mercilere ne şekilde yapılacağı hususlarını düzenleyen maddenin uyuşmazlık konusunu ilgilendiren altıncı fıkrası, hukukumuza ilk defa 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile getirilmiş bir düzenlemedir. Bu düzenleme, TCK'nun 73. maddesindeki şikâyete ilişkin; 'Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olan suç hakkında yetkili kimse altı ay içinde şikâyette bulunmadığı takdirde soruşturma ve kovuşturma yapılamaz, zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla bu süre, şikâyet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar.' şeklindeki düzenlemenin önemli bir istisnasını oluşturmaktadır.

Maddenin altıncı fıkrası hükümet tasarısında; '...soruşturması ve kovuşturması şikâyete bağlı suçlarda ihbarın şikâyet hükmünde olduğunu beyan ile bu husustaki Yargıtay içtihadının kanun hükmü hâline getirildiği' gerekçesiyle; 'soruşturma ve kovuşturması şikâyete bağlı olan bir suçun mağdurunun, bu fiilden dolayı yaptığı ihbar şikâyet hükmündedir' şeklinde yer almakta iken, Adalet Komisyonu tarafından 'suçun soruşturma ve kovuşturmasının şikayete bağlı olduğunun daha sonra anlaşılması halinde doğabilecek hak kaybını önlemek amacıyla' fıkraya son şekli verilmiştir.

Komisyon gerekçesinde de ifade edildiği gibi, öğretide bazı yazarlarca 'varsayılan şikâyet' olarak da isimlendirilen bu düzenlemeyle, kanun koyucu tarafından, soruşturma aşamasında kendisine karşı gerçekleştirilen eylemin şikâyete tâbi olmayan bir suçu oluşturduğu dolayısıyla kamu adına soruşturulacağı düşüncesinde olan mağdurun şikâyette bulunmakta göstereceği ihmal veya aynı düşüncede olan soruşturmayı yürüten görevlilerin de mağdurun şikâyetçi olup olmadığının tespiti bakımından gösterecekleri özensizlik nedeniyle mağdurun hak kaybına uğramasının önüne geçilmek istenilmiştir.

Maddenin altıncı fıkrasında öngörülen hüküm gereğince, yürütülen soruşturmaya konu eylemin takibi şikâyete bağlı olmayan bir suçu oluşturduğu düşüncesiyle hareket eden Cumhuriyet savcısının dava açması üzerine kovuşturma evresine geçildikten sonra eylemin gerçekte takibi şikâyete tâbi olan başka bir suçu oluşturduğunun anlaşılması halinde mağdur açıkça şikâyetten vazgeçmediği takdirde yargılamaya devam edilecektir. Soruşturma aşamasından itibaren takibi şikâyete bağlı bir suçu oluşturduğu açıkça anlaşılan eylemler bakımından hak sahibi tarafından süresinde yapılmış bir şikâyet bulunmadığı halde bu husus dikkate alınmaksızın kamu davası açılarak kovuşturma evresine geçilmiş olması, şikayetin süresinde yapılmadığı gerçeğini değiştirmeyecektir. Zira burada eylemin takibi şikâyete bağlı bir suç oluşturduğunun kovuşturma aşamasında anlaşılmasından bahsetmek mümkün olmayacaktır. Sözgelimi, mağdurun ayakkabısının çalındığı düşüncesiyle yürütülen soruşturma sonucunda hırsızlık suçundan açılan kamu davasında kovuşturma aşamasına geçildikten sonra eylemin gerçekte TCK'nun 155/1. maddesi kapsamında takibi şikâyete bağlı 'güveni kötüye kullanma' suçunu oluşturduğunun tespiti halinde mağdur açıkça şikâyetten vazgeçmediği takdirde yargılamaya devam edilecektir. Buna karşın eylemin soruşturma aşamasında da takibi şikâyete bağlı güveni kötüye kullanma suçu olarak kabul edilip, süresinde şikâyet de bulunmamasına rağmen TCK'nun 155/1. maddesi sevkiyle kamu davası açılmış olsa bile yargılamaya devamla sanığın cezalandırılmasına karar verilmesi mümkün olmayacak, hak sahibi tarafından süresinde yapılmış bir şikâyetin bulunmaması nedeniyle kamu davası düşme kararı ile sonuçlandırılacaktır.

Nitekim öğretide de benzer şekilde; 'Soruşturma evresinde suç, takibi şikâyete bağlı bir suç olarak değerlendirilmezse, suçtan zarar görenin bildirimi ihbar niteliğinde olacaktır. Kovuşturma evresinde bu suçun şikâyete bağlı olduğunun anlaşılması halinde soruşturma evresinde de ihbar olarak yapılan bildirim şikâyet olarak kabul edilir. Suçtan zarar görenin kovuşturma evresinde yeniden şikâyet dilekçesi vermesi gerekmez. İhbar dilekçesi şikâyet dilekçesine dönüşür. Suçtan zarar gören açıkça şikâyetten vazgeçmediği takdirde yargılamaya devam olunur' şeklinde görüşler ileri sürülmüştür. (Nur Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınları, 10. Baskı, Eylül 2013, sh. 86)

Somut olay bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde;

29.09.2006 tarihinde, gece bekçisi olarak çalıştığı inşaatın birinci katından aşağı düşerek yaralanan katılanın olaydan yaklaşık bir yıl sonra 12.09.2007 tarihinde Siirt C. Başsavcılığı aracılığıyla şikâyette bulunması üzerine başlatılan soruşturma sonucunda sanık hakkında TCK'nun 89/1 ve 89/2-b-son maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle kamu davası açıldığı, bilinçli taksirle hareket etmediği anlaşılan sanığın eyleminin sevk maddelerine uygun şekilde takibi şikâyete bağlı taksirle yaralama suçunu oluşturduğu, katılanın altı aylık yasal süre içerisinde şikâyette bulunmadığı, süresinden sonra yaptığı şikâyetin hukuki sonuç doğurmayacağı anlaşıldığından yerel mahkemece sanık hakkındaki kamu davasının düşmesine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2-Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 24.04.2012 gün ve 16873-10659 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,

3- Antalya 5. Sulh Ceza Mahkemesinin 15.03.2010 gün ve 429-354 sayılı sanık hakkındaki davanın düşmesine yönelik hükmünün ONANMASINA,

4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 27.05.2014 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.