Yargıtay - İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi

2020/2355 Esas 2021/113 Karar
Karar Tarihi: 28.01.2021
Yargıtay

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

17. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2020/2355 Esas

KARAR NO : 2021/113

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi

TARİHİ : 11/09/2020

NUMARASI : 2019/402 ESAS

DAVA: İFLAS (İflasın Ertelenmesi)

KARAR TARİHİ: 28/01/2021

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili, 01.12.2015 tarihli dava dilekçesinde, 1999 yılında Kadıköy/ İstanbul adresinde kurulan müvekkili şirketin uzmanlık konusunun İnşaat projelerinin beton, ince yapı ve dekorasyon işleri olduğunu, ödenmemiş sermayesinin bulunmadığını, konut projelerinde inşaatın beton ve ince yapı işlerini üstlenen firmanın ülke ekonomisindeki dalgalanmalar, döviz kurlarının artması, piyasadaki talep düşüklüğü ve artan malzeme fiyatları nedeniyle taahhüt işlerinden beklenen seviyede karlılık sağlayamaması, bununla birlikte taahhüt işlerinde hakedişlerin zamanında tahsil edilememesi sebebiyle firmanın finansal dar boğaza düştüğünü, İİK 179.maddesinde, şirketin mali durumunun iyileştirilmesinin mümkün olduğunu belirterek iflasın ertelenmesinin istenebileceğinin düzenlendiğini belirterek, TTK 324, İİK 179,179/a ve 179/ b maddeleri çerçevesinde 1 yıl süre ile İflasın ertelenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.MAHKEMENİN 2015/1135 ESAS, 2018/1038 KARAR ve 11.10.2018 TARİHLİ KARARI İLE ;Davacı şirketin iflas erteleme talebinin kabulü ile iflasın İİK 179 ve 179/ b maddeleri uyarınca 11.10.2018 gününden itibaren 1 yıl süre ile ertelenmesine karar verilmiştir. Karar, asli müdahiller, ... Bankası T.A.O vekili ve ... San.ve Tic.Ltd.Şti vekili tarafından istinaf edilmiştir.DAİREMİZİN 2019/1697 ESAS, 2019/1059 KARAR ve 13.06.2019 TARİHLİ KARARI:“....İflas erteleme talebinde bulunan şirket hakkında İflas erteleme kararı verilebilmesi için öncelikle o şirketin borca batık durumda olması gerekir.Somut olayda, davacı şirketin, iyileştirme projesine esas aldığı ara bilanço tarihinde yani, 30.09.2015 tarihinde (-) 732.163.37 TL tutarında borca batık durumda bulunduğu, davacı şirket ile ilgili 03.12.2015 tarihli ara karar ile ihtiyati tedbir kararı verildiği, yani davacı şirketin tedbir tarihinden itibaren ihtiyati tedbir sonuçlarından yararlandığı aşikardır. Diğer yandan, kayyım raporlarında şirketin faal olduğu ve faaliyetlerine de devam ettiği ifade edilmiştir. Buna karşılık şirketin tedbirden yararlanmaya başladığı tarihten itibaren, iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olduğunun kabulü halinde borca batıklıktan çıkma ihtimali olması gerekirken, aksine borca batıklığın hükme esas alınan 04.06.2018 tarihli ek rapora göre (-) 1.742.130,00 TL olarak tespiti ve kabulü dosya kapsamına uygun düşmemiştir. Dava tarihinde yürürlükte bulunan TTK ‘nun 376. maddede, sermayenin kaybı ve borca batık olma durumu düzenlenmiştir.Yasada, şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran durumlar varsa, yönetim kurulunun, aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hemde muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkaracağı, bu bilançodan, aktiflerin, şirket alacaklarının alacaklarını karşılamaya yetmediğinin anlaşılması halinde yönetim kurulunun bu durumu şirket merkezinin bulunduğu yerdeki ticaret mahkemesine bildireceği iflasını isteyeceği, belirtilmiştir.Somut olayda, borca batıklık tespitine esas alınan ara bilanço tarihi, 31.07.2017 dir. Hüküm ise, 11.10.2018 tarihlidir. İflas ertelenmesinin ön şartı olan borca batıklığın, kararın verildiği tarihtede mevcut olması gerekmektedir. Borca batıklığın tespitinde, aktif ve pasifin güncellenmesi gerekmektedir. Somut olayda, yukarıda ifade edildiği üzere, şirketin iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olmasına dair kabul ile şirketin fiili durumu ve borca açıklık miktarı arasında çelişki görülmektedir. Mahkemece, davacı şirketin borca batıklık bilançosu ile bildirilen aktif ve pasifi güncellenerek ve çelişkiler giderilerek, alınacak rapora göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu ve çelişkiler giderilmeden verilen hüküm bu hali ile yerinde kabul edilmemiştir. Diğer bir husus ise, 03.02.2016 havale tarihli bilirkişi heyet raporunda, sermaye artışı için somut adımların süratle atılması, ilk ödemenin yapılması, şirket ortaklarının kar tutarının sağlanmaması halinde şirkete ek nakit sağlayacağına dair kararlar ve diğer iyileştirme projesinde belirtilen hususlar belirtildikten sonra ve eksiklikler giderildikten sonra iflas erteleme koşullarının oluştuğunun söylenebileceğinin ifade edilmesine ve iyileştirme projesinde belirtilen sermaye artışının dahi, 12.02.2018 tarihinde ödenmiş olması ve diğer hususların değerlendirilmesi yapılmadan ve gerekçelendirilmeden projenin ciddi ve inandırıcı olduğu kabulüne dair inceleme de yeterli görülmemiştir.Mahkeme kararının, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 297.maddede ki, hükmün kapsamına İlişkin düzenleme gereğince, gerekçesinin açık ve yeterli olmaması da hükmün denetlenmesini kısıtlamıştır. Müdahil ... vekilinin dosyaya ibraz etmiş olduğu 07.12.2015 tarihli dilekçesinin bulunmasına, asli müdahil şirket vekaletnamesi ve buna dair harcını yatırmasına ve ayrıca 04.02.2016 tarihli duruşmada kendilerini vekille temsil ettirerek ve müdahilliklerine karar verilmiş olmasına rağmen, karar başlığında gösterilmemiş olmaları da, HMK 297/1-b bendi gereğince usul ve yasaya aykırı kabul edilmiştir.Açıklanan nedenlerle, öncelikle davacı şirketin, iflasın ertelenmesinin ön şartı olan borca batıklığının devam edip etmediğinin usulüne uygun şekilde belirlenmesi için rapor alınmaması, alınan raporun hüküm kurmaya ve denetime yeterli olmaması, iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olduğuna dair ek rapor ve kayyım raporları ile heyet kök raporu ve dosya kapsamı arasında çelişkilerin olması, mahkeme hükmünün HMK 297. maddede belirtilen şekilde yazılmamış olması ve asli müdahillerin karar başlığında gösterilmemiş olmaları yerinde görülmediğinden, asli müdahillerin istinaf başvurusunun kabulüne. ..” dair karar ile ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasına dair hüküm tesis edilmiştir.

İLK DERECE MAHKEME KARARI: Davacı vekili, 07.09.2020 tarihli dilekçesi ile dosyanın 2019/402 Esasına kaydedildiğini, Dünya Sağlık Örgütü tarafından Pandemi ilan edilen COVİD -19 hastalığının yayılım hızını artırmasını azaltmak amacı ile 7226 sayılı kanunun kabülüne ve yürürlüğüne karar verildiğini, 26 Mart 2020 tarihli Resmî Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 7226 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 1. fıkrası gereğince, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile takip hukukuna ilişkin diğer kanunlarda belirlenen süreler ve bu kapsamda hakim veya icra ve iflas daireleri tarafından tayin edilen sürelerin 22.03.2020 tarihinden itibaren 30.04.2020 tarihine kadar durma kararı verildiğini, 30 Nisan 2020 tarihli Resmî Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 2480 sayılı Yargı Alanındaki Hak Kayıplarının Önlenmesi Amacıyla Getirilen Durma Süresinin Uzatılmasına Dair Cumhurbaşkanı Kararının 1. maddesi ile 1/5/2020 (bu tarih dahil ) tarihinden 15.06.2020 ( bu tarih dahil ) tarihine kadar yeniden uzatılmasına karar verildiğini, yasal düzenleme ve Cumhurbaşkanlığı kararı gereğince, ihtiyati tedbir süresinin 22.03.2020-15.06.2020 bu tarihleri arasında işlemeyen 86 gün sürenin ihtiyati tedbir süresi kapsamında olacak şekilde ilave edilmesine karar verilmesi talebi üzerine, mahkemece, 11.09.2020 tarihli ara karar ile davacı şirketin iflasının 11/10/2018 tarihinden itibaren 1 yıl süre ile ertelenmesine karar verilmiş ise de bu karar kaldırılmadığından dolayı geçici koruma niteliğinde verilen ihtiyati tedbir kararının 11/10/2019’da değil mahkeme kararının kesinleşmesine kadar devam edeceğinin şüphesiz olduğu, ancak bu süre saptanırken mevzuat gereği tedbirle geçen sürenin 5 yıldan fazla olamayacağına, kısıtlama nazara alındığında mahkemece 03.12.2015 tarihinde verilen tedbir kararının 03.12.2020 tarihine kadar geçerli olacağı, davacı talebinin 16.06.2020 tarihinden itibaren 86 günlük sürenin tedbir süresine eklenmesine yönelik görüldüğü, esasen tedbirin devam edeceği 03.12.2020 tarihinin bu tarihide aşan bir tarih olduğundan ve 03.12.2020 ‘ye kadar mahkemece aksine bir karar verilinceye kadar tedbirin devam edeceği gerekçesiyle, 03.12.2015 tarihinde verilen ihtiyati tedbirin halen geçerli olduğu, mahkemece tedbirin kaldırılmadığı sürece 03.12.2020’ye kadar geçerli olduğunun tespitine, davacı vekilinin uzatım talebinde hukuki menfaat bulunmadığından talebin reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ;Ara karar, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davacı vekili, istinaf nedenleri olarak, iddiarını, mahkeme kararını, uygulama örneklerini belirttikten sonra, sonuç olarak, 11.09.2020 tarihli ara kararın kaldırılmasını ve müvekkili firmaya verilen ve 03.12.2020 tarihinde sona erecek ihtiyati tedbir süresinin, 03.12.2020 tarihinden itibaren işlemeyen 86 günün eklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:Talep, İflas Erteleme yargılaması aşamasında verilen ihtiyati tedbir kararının bitim tarihinden itibaren, pandemi nedeni ile çıkarılan yasal düzenlemeler kapsamında söz konusu 86 günlük sürenin eklenmesi istemine ilişkindir.Öncelikle, davacı şirket hakkında talep tarihi itibariyle devam eden bir ihtiyati tedbir kararı mevcuttur. Davacı yasal düzenlemeler kapsamında, ihtiyati tedbirin kaldırılması veya değiştirilmesi gibi herhangi bir karar tesis edilmeden İş bu talepte bulunmuştur. Öncelikle bu talebin, ihtiyati tedbir talebi olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususunun tartışılması gerekecektir. Zira, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 341. maddesinde istinaf yoluna başvurulabilen kararlar düzenlenmiştir. Bu düzenleme kapsamında, uyuşmazlık konusu ile ilgili olarak, ihtiyati tedbirin reddi, karşı tarafın yüzüne karşı verilen ihtiyati tedbir kararları ve karşı tarafın yokluğunda verilen ihtiyati tedbir kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine verilen kararlara karşı istinaf kanun yoluna başvurulabilen kararlar arasında yer verilmiştir. Somut talep ise düzenleme kapsamında yer alan bir talep değildir. Bir anlamda tespit mahiyetinde bir talep olduğu görülmektedir. Ancak, sonuç olarak tedbire ilişkin uzatma talebi olduğuda gözetilerek, istinaf incelemesinin yapılması uygun görülerek incelenmiştir. Mahiyeti itibarıyla tedbirin uzatılması olarak kabul edilse dahi, talep tarihi itibariyle böyle bir karar alınmasını gerektirir bir hususun olmadığı da ortadadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun onuncu kısmında, ” Geçici Hukuki Korumalar” üst başlığı altında, birinci bölümde 389 vd maddelerde “ İhtiyati tedbir “ düzenlenmiştir. 389. maddede, ihtiyati tedbirin şartlarına yer verilmiştir. İlk fıkrada, mevcut bir durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkansız hale gelebileceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde ihtiyati tedbir kararının verilebileceği ifade edilmiştir.Açıklanan nedenlerle ve İcra ve İflas Kanunun dava tarihinde yürürlükte bulunan iflas ertelemesine dair düzenlemesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun ihtiyati tedbire ilişkin düzenlemesi ve özelikle HMK 393/1. fıkrası gereğince, İhtiyati tedbir kararının tebliğ tarihinden itibaren bir hafta içinde uygulanmasının talep edilmesi zorunluluğuna dair düzenlemesi dikkate alındığında, davada izaten devam eden ihtiyati tedbir kararının mevcudiyeti, bir davada aynı konuda iki ayrı ihtiyati tedbir kararının verilmesi ve uygulanmasının mümkün olmaması gibi hususlar gözönünde bulundurulduğunda, ihtiyati tedbirin uzatma şartları oluşmadığından, mahkeme tarafından davacı talebinin hukuki yarar yokluğundan red kararında bir isabetsizlik görülmemiş ve davacı vekilinin buna dair istinaf başvurusunun reddine dair karar verilmesi gerekmekle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM; Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1- İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/402 Esas sayılı derdest dosyada verilen 11.09.2020 tarihli ara kararı talep tarihi itibariyle usul ve yasaya uygun olduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 353/1-b/1. bendi gereğince REDDİNE, 2- Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 91,10 TL başvuru harcı ile 162,10 TL istinaf kanun yolu başvuru harcı olmak üzere toplam 253,20 TL harçtan davacının peşin olarak yatırmış olduğu 203,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 50,20 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,3- Davacının yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4- İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından ve yargılamamın niteliği gereğince vekalet ücreti hakkında karar verilmesine yer olmadığına,Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 391/3 ve aynı yasanın 362/1-f bendi gereğince kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.28/01/2021


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.