Yargıtay - Hukuk Genel Kurulu

2022/384 Esas 2022/629 Karar
Karar Tarihi: 28.04.2022
Yargıtay

Hukuk Genel Kurulu         2022/384 E.  ,  2022/629 K.

'İçtihat Metni'MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

1. Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir 5. İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunun usule ilişkin bozma kararından sonra mahkemece verilen direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

4. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

5. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı ... Bakanlığına bağlı işyerinde alt işveren işçisi olarak 01.11.2006-31.12.2012 tarihleri arasında kasap olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin haklı nedene dayanılmaksızın feshedildiğini, ödenmeyen alacaklarının bulunduğunu, davanın belirsiz alacak davası olduğunu belirterek, kıdem ve ihbar tazminatları, ücret, yıllık izin ücreti, fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabı:

6. Davalı ... (Bakanlık) vekili cevap dilekçesinde; alacakların zamanaşımına uğradığını, müvekkilinin taraf sıfatının bulunmadığını, talep konusu alacaklardan yüklenici firmaların sorumlu olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkeme Kararı:

7. İzmir 5. İş Mahkemesinin 12.12.2013 tarihli ve 2013/205 E., 2013/759 K. sayılı kararı ile; iş sözleşmesinin davalı tarafından haklı nedene dayanılmaksızın feshedildiği, davacının bakiye ücret ile yıllık izin ücreti alacaklarının bulunduğu, tanık beyanlarına göre hesaplanan fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarından 1/2 oranında indirim karineye dayalı indirim yapıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

8. İzmir 5. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

9. Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesinin 13.05.2015 tarihli ve 2015/3792 E., 2015/8673 K. sayılı kararı ile; davalının tüm, davacının sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra; “…2…Hesaplanan fazla mesai ücretine mahkemece yapılan takdiri indirim oranına ilişkin uyuşmazlık bulunmaktadır.

Fazla çalışmaların uzun bir süre için hesaplanması ve miktarın yüksek çıkması halinde Yargıtay’ca hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği istikrarlı uygulama halini almıştır. Ancak fazla çalışmanın tanık anlatımları yerine yazılı belgelere ve işveren kayıtlarına dayanması durumunda böyle bir indirime gidilmemektedir. Yapılacak indirim, işçinin çalışma şekline ve işin düzenlenmesine ve hesaplanan fazla çalışma miktarına göre taktir edilmelidir. Hakkın özünü ortadan kaldıracak oranda bir indirime gidilmemelidir.

Somut olayda mahkemece fazla mesai ücreti; bilirkişi tarafından hesaplanan miktar üzerinden %50 oranında takdiri indirim uygulanarak hüküm altına alınmıştır. Yukarıda belirtildiği üzere uygulanacak takdiri indirim miktarı hakkın özünü ortadan kaldıracak mahiyette olmamalıdır. Mahkemece bu hususa dikkat edilmeksizin fazla miktarda takdiri indirim yapılmış olması isabetli olmayıp bir bozma nedenidir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

10. İzmir 5. İş Mahkemesinin 21.12.2015 tarihli ve 2015/581 E., 2015/652 K. sayılı kararı ile; çalışılan süre, fazla çalışmanın yoğunluğu ve hesaplanan fazla çalışma ücretinin miktarı dikkate alındığında 1/2 oranında karineye dayalı indirim yapılmasının dosya kapsamına uygun olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

11. İzmir 5. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen bu kararına karşı süresi içinde taraf vekillerinin temyiz isteminde bulunması üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23.02.2021 tarihli ve 2016/(7)9-1202 E., 2021/150 K. sayılı kararı ile “…35. Yapılan bu açıklamalar ışığında, somut olayda dava değeri para ile ölçülebilir nitelikte olduğundan 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 28. maddesinin 1-a alt bendi gereğince dava değeri üzerinden hesaplanacak karar ve ilam harcının dörtte birinin peşin olarak ödenmesi gerekmektedir. Ancak davacı, dava açarken nispi peşin harç yatırmayıp sadece maktu harç yatırdığından ve buna göre Harçlar Kanunu’nun 32. maddesi gereğince herhangi bir işlem yapılamayacağından, mahkemece harç eksikliğinin tamamlattırılması ve daha sonra işin esasının incelenmesi gerekmektedir.

36. Belirtmek gerekir ki, dava açarken peşin nispi harç ödeme yükümlüsünün davacı olduğu gözetildiğinde, davalı tarafın harç ödemekten muaf olması, davacıyı harç ödeme yükümlülüğünden kurtarmak anlamına gelmeyecektir.

37. Nitekim davalı tarafın harçtan muaf olması, yargılama sonucunda davanın kabul edilmesi durumunda harç yükümlüsü davalı olacağından mahkemece hükmedilecek karar ve ilâm harcının belirlenmesi noktasında dikkate alınması gereken bir husustur.

38. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; somut olayda usul ekonomisi ilkesi, 6100 sayılı HMK’nın 302, 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 13, değişiklik yapılan 28. ve 33. maddelerinin 32. madde ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği, Hukuk Genel Kurulunun 03.11.2010 tarihli ve 2010/10-550 E., 2010/561 K. sayılı kararı da gözetildiğinde nispi harca tabi ve davalı tarafın harçtan muaf olduğu eldeki davada davanın reddi hâlinde alınması gereken harcın maktu harç olduğu, alınabilecek nispi karar ve ilam harcı bulunmadığı, peşin harcın ¼ nispi harç yerine maktu harç olduğu, davacıya yüklenmesi olanaklı olmayan ve ilam aşamasında tamamlama harcı alınması gerekmediğinden ön sorununun bulunmadığı görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

39. Hâl böyle olunca, direnme kararının işin esasına yönelik temyiz itirazları incelenmeksizin açıklanan usuli nedenle bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur.

12. İzmir 5. İş Mahkemesinin 23.12.2021 tarihli ve 2021/159 E., 2021/431 K. sayılı kararı ile; harç eksikliği tamamlatıldıktan sonra önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

13. Direnme kararı süresi içinde davalı Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

14. Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda; mahkemece fazla çalışma ücreti alacağından yapılan %50 oranındaki karineye dayalı indirimin hakkın özünü ortadan kaldıracak mahiyette fazla olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

III. ÖN SORUN

15. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce davalı vekilinin direnme kararını temyiz etmekte hukukî yararının bulunup bulunmadığı hususu ön sorun olarak tartışılmış ve değerlendirilmiştir.

IV. GEREKÇE

16. Öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelere kısaca değinilmelidir.

17. Dava şartları, mahkemenin davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi için gerekli olan unsurlardır. Diğer bir anlatımla, dava şartları dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan kamu düzeni ile ilgili zorunlu koşullardır.

18. Mahkeme, hem davanın açıldığı tarihte hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının bulunup bulunmadığını kendiliğinden araştırıp inceler ve bu konuda tarafların istem ve beyanları ile bağlı değildir. Dava şartlarının davanın açıldığı tarih itibariyle bulunmaması ya da bu şartlardan birinin yargılama aşamasında ortadan kalktığının öğrenilmesi durumunda mahkemece mesmu (dinlenebilir) olmadığı gerekçesiyle davanın reddedilmesi gerekir.

19. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 114. maddesinde dava şartları düzenlenmiş olup bu maddenin 1. fıkrasının (h) bendinde 'Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması' dava şartları arasında sayılmıştır.

20. Medeni usul hukukunda hukukî yarar, mahkemede bir davanın açılabilmesi için, davacının bu davayı açmakta ve mahkemeden hukuksal korunma istemekte bir çıkarının bulunması gerektiğine işaret eder. Davacının davayı açtığı tarih itibariyle dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalıdır.

21. Yine bu yararın 'hukuki ve meşru', 'doğrudan ve kişisel', 'doğmuş ve güncel' olması da gerekir (Hanağası, Emel: Davada Menfaat, Ankara 2009, s.135).

22. Öte yandan dava açılmasında olduğu gibi, mahkemeye yapılan her talep için, talepte bulunanın hukukî yararının varlığı şarttır. Aksi hâlde mahkeme, böyle bir talebi inceleyip yerine getiremez (Kuru, Baki: Medenî Usul Hukuku El Kitabı, Cilt I, 2020, s.390).

23. Gelinen bu noktada belirtilmelidir ki; kanun yolu davanın taraflarına tanınan bir hukukî yoldur ki; bununla yanlış olan kararların (daha doğrusu yanlış olduğu iddia edilen kararların) tekrar incelenmesi ve değiştirilmesi sağlanır.

24. Hüküm mahkemelerinin karar verirken yanlış yapmaları ihtimali bulunduğundan, verilen kararların daha yüksek bir mahkeme tarafından kontrol edilmesi için, her hukuk sisteminde kanun yolları kabul edilmiştir (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt III, s. 4483).

25. Kanun yollarından biri de temyiz yolu olup nihai bir karar, kanunda öngörülen süre içinde, harca tabi ise harcı yatırılarak temyiz edilebilir. Bunlara ilaveten nasıl ki, davacının dava açmakta hukukî menfaatinin bulunması gerekiyorsa, temyize başvuranın da hukukî menfaatinin bulunması gerekir.

26. Buna göre temyiz yoluna başvuran tarafın temyiz ettiği kararın kaldırılması ya da değiştirilmesinde korunmaya değer bir menfaati olmalıdır. Davada haklı çıkmış olan tarafın da hukukî menfaati bulunmak kaydıyla hükmü temyiz etmesi mümkündür.

27. Yeri gelmişken usuli kazanılmış hak kurumuna kısaca değinilmesi gerekmektedir.

28. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukukî alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir.

29. Anlam itibariyle, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmekte olup, bu noktada bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukukî esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğacağı gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir.

30. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 E., 1959/5 K. sayılı kararı).

31. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı çıkması, o konuda yeni bir kanunun yürürlüğe girmesi, uygulanması gereken kanun hükmünün hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi, görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve bozma kararının maddi hataya dayanması gibi hâllerde de usuli kazanılmış hak oluşması mümkün değildir.

32. Somut olayda; mahkemece davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen kararın taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece davalının tüm, davacının sair temyiz itirazları reddedildikten sonra fazla çalışma ücretinden %50 oranında yapılan indirimin hakkın özünü ortadan kaldıracak mahiyette olduğu ve mahkemece bu hususa dikkat edilmeksizin fazla miktarda indirim yapılmasının isabetli olmadığı gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir. Direnme kararının Hukuk Genel Kurulunca usulden bozulmasından sonra verilen direnme kararı ise davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

33. Yukarıda yapılan açıklamalar ile somut olaya ilişkin maddi ve hukukî olgular birlikte değerlendirildiğinde; Özel Dairece davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar verilmekle bozma kapsamı dışında kalan yönlerin kesinleştiği dikkate alındığında, davalı vekilinin direnme kararını temyiz etmekte hukukî yararının bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

34. Hâl böyle olunca davalı vekilinin temyiz isteminin hukukî yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir.

V. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Davalı vekilinin temyiz isteminin hukukî yarar yokluğundan REDDİNE,

Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 28.04.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.