Yargıtay - 13. Hukuk Dairesi

2018/4343 Esas 2020/5546 Karar
Karar Tarihi: 30.06.2020
Yargıtay

(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi         2018/4343 E.  ,  2020/5546 K.

'İçtihat Metni'

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacılar vekili dilekçelerinde, davalının, 14/02/2007 tarihinde geçirmiş olduğu trafik kazası sonucu yaralanması nedeni ile zorunlu mali sorumluluk sigortasından kaynaklanan tazminat alacağının tahsili için davacı şirkete başvurduğunu, taraflar arasına yapılan yazılı anlaşma uyarınca, tazminat alacağının tahsili amacıyla açılacak davada ve dava dışında yapılacak masraflar ile açılacak davaları takip etmek üzere şirketin anlaştığı avukatlara ödenecek ücretlerin tamamının davacı şirket tarafından karşılanacağını, davacı şirketin de, açılacak dava neticesinde, davalı lehine hükmedilecek tazminatın %35'ini alacağı konusunda taraflar arasında hizmet ve ücret sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşme uyarınca dava açmak ve gerekli diğer işlemleri takip etmek üzere davalı tarafın kendilerine 23/10/2012 tarihli vekaletname verdiğini, davacı şirket ve avukatlarının verilen vekaletname gereği, davalı lehine ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/234 esas sayılı dosyası ile maddi tazminat davasını açtığını, yargılama boyunca yapılan tüm masrafların davacı şirket tarafından karşılandığını, bu dosyada alınan bilirkişi raporuna göre dava değerinin ıslah edilerek 54.972,85 TL'ye tamamlandığını, bu gelişmelerden sonra davalı tarafından herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin 31/10/2012 tarihli azilname ile azledildiğini, davacı şirketin sözleşmeye göre bütün yükümlülüklerini yerine getirdiğini, bu nedenle açılan davanın kabulü ile ... 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/234 esas sayılı dosyasında açılan davada, davalı taraf lehine hükmedilen tazminat tutarının %35'i olan 19.240,49 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı taraf, açılan davanın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.

Mahkemece, bozma üzerine yapılan yargılama sonunda, davanın kabulü ile, 19.240,49 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1-Davacılar, davalının geçirdiği trafik kazası sonucu sigorta şirketinden hak edeceği tazminat alacağının tahsili için davalının, kendilerine yaptığı başvuru üzerine, belirtilen tazminat alacağının tahsili amacıyla taraflar arasında, hizmet ve ücret sözleşmesi imzalandığını, davalıdan vekaletname alınarak sigorta şirketi aleyhine dava açıldığını, yargılama devam ederken davalının kendilerini haksız şekilde azlettiğini belirterek, açılan davada, davalı lehine hükmedilen toplam tazminat tutarının, %35'ine tekabül eden bedelin, davalıdan tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.

Davalı taraf, yazılı ve sözlü beyanlarında, davacı şirketin, kendisinin izni ve muvafakati alınmadan, davayı açan ve takip eden avukatları azlettiğini, ayrıca davacı şirket aleyhine açılmış ceza davaları bulunduğunu, bu durumun kendisinin şirkete olan güvenini sarstığını, bu nedenle yapılan azlin haklı olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.

Mahkemece, bozma ilamına uyularak, yapılan yargılamada, tarafların alacak ve borç durumunun tespiti amacıyla bilirkişi incelemesi yapılmış, alınan bilirkişi raporu uyarınca, davalı tarafından yapılan azlin haksız olduğu kabul edilerek, davanın kabulüne ve bilirkişi raporunda hesaplanan 19.240,49 TL alacağın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Eldeki davada, taraflar arasında yapılan sözleşme uyarınca, davalı lehine trafik sigortasından kaynaklanan tazminat alacağının tahsili için dava açılması amacıyla davalı tarafından, davacı şirkete ve bu şirket adına çalışan avukatlara vekaletname verildiği konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki ihtilaf, yapılan sözleşmenin geçerli olup olmadığı konusundadır. Bu noktada öncelikle taraflar arasında yapılan sözleşmenin, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ve sözleşmenin kurulduğu tarihte yürürlükte olan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerine göre geçerli olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.

'Avukatlığın mahiyeti' başlıklı, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 1. maddesi 'Avukatlık, kamu hizmeti ve serbest bir meslektir./(Değişik ikinci fıkra: 2/5/2001 - 4667/1 md.) Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder.' şeklinde düzenlenmiştir.

'Avukatlığın amacı' başlıklı, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 2. maddesi ise (Değişik birinci fıkra : 2/5/2001 - 4667/2 md.) 'Avukatlığın amacı; hukuki münasabetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların ... ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır. Avukat bu amaçla hukuki bilgi ve tecrübelerini ... hizmetine ve kişilerin yararlanmasına tahsis eder./(Değişik ikinci fıkra: 2/5/2001 - 4667/2 md.) Yargı organları, emniyet makamları, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüsleri, özel ve kamuya ait bankalar, noterler, sigorta şirketleri ve vakıflar avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmak zorundadır. Kanunlarındaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu kurumlar avukatın gerek duyduğu bilgi ve belgeleri incelemesine sunmakla yükümlüdür. Bu belgelerden örnek alınması vekaletname ibrazına bağlıdır. Derdest davalarda müzekkereler duruşma günü beklenmeksizin mahkemeden alınabilir.' şeklinde düzenlenmiştir.

'Yalnız avukatların yapabileceği işler' başlıklı, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu m.35'te 'Kanun işlerinde ve hukuki meselelerde mütalaa vermek, mahkeme, hakem veya yargı yetkisini haiz bulunan diğer organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etmek ve savunmak, adli işlemleri takip etmek, bu işlere ait bütün evrakı düzenlemek, yalnız baroda yazılı avukatlara aittir./ Baroda yazılı avukatlar birinci fıkradakiler dışında kalan resmi dairelerdeki bütün işleri de takip edebilirler.' şeklinde emredici bir düzenleme yapılmıştır.

Buna göre, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu m.35'te gösterilen iş ve işlemler sadece avukatlar tarafından yapılabilir. Başka bir ifadeyle, kanunda açıkça sayılan iş ve işlemler yönünden avukatlara tekel hakkı tanımıştır. Bu düzenleme emredici olup buna aykırı olarak, avukatlık yapma hakkı bulunmayan gerçek veya tüzel kişilerle yapılan sözleşmeler kesin olarak geçersiz sayılır.

Her ne kadar, Türk Borçlar Hukukunun temelini 'sözleşme serbestisi ilkesi' oluşturmuş ve sözleşme serbestisi veya özgürlüğü, 2709 sayılı 1982 Anayasası'nın 48. maddesinde 'Herkes dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir.' hükmüyle, temel hak ve özgürlükler arasında sayılarak anayasal güvence altına alınmış ise de; bu kural mutlak değildir. Kanunla, bu özgürlüğe sınırlama getirilebilir.

Taraflar arasında yapılan sözleşmenin kurulduğu tarihte yürürlükte olan mülga 818 sayılı BK m.19'da 'Bir akdin mevzuu, kanunun gösterdiği hudut dairesinde, serbestçe tayin olunabilir./ Kanunun kat'i surette emreylediği hukuki kaidelere veya kanuna muhalefet; ahlaka (adaba) veya umumi intizama yahut şahsi hükümlere müteallik haklara mugayir bulunmadıkça, iki tarafın yaptıkları mukaveleler muteberdir.' şeklinde düzenleme yapılmıştır. Benzer düzenleme TBK m.26 ve m.27'de yapılmıştır.

'Sözleşme özgürlüğü' başlıklı 6098 sayılı TBK m.26'da 'Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler.' düzenlemesi yapılmıştır.

'Kesin hükümsüzlük' başlıklı TBK m.27'de ise 'Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür./ Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur.' düzenlemesi yapılmıştır.

Yukarıda yapılan açıklamalardan anlaşıldığı üzere, TBK m.26'da (eBK m.19) yapılan düzenleme uyarınca, Türk Hukukunda esas olan sözleşme özgürlüğüdür. Diğer taraftan 1982 Anayasası madde 13, bir temel hak ve özgürlük olan sözleşme özgürlüğüne, özellikle sözleşmenin içereğini düzenleme özgürlüğüne, özüne dokunmamak şartı ile genel sınırlamalar getirmiştir. Düzenleme özgürlüğünün sınırları TBK m.26'da yapılan düzenlemede ifade edildikten sonra bu sınırlar TBK m.27/1 gösterilmiştir. Benzer düzenleme mülga BK m.19 ve m.20'de yapılmıştır.

TBK m.27/1'de yapılan düzenleme uyarınca, sözleşme içeriğini belirleme özgürlüğünün ilk sınırı, emredici hukuk kurallarına aykırı olmamasıdır. Kendisine mutlak surette uyulması gereken kurala emredici hukuk kuralı denir. Taraflar yaptıkları sözleşmelerde emredici hukuk kurallarının aksini kararlaştıramazlar. Taraflar, emredici normların aksine sözleşme yapmış olsalar bile, bu sözleşme değil, emredici hukuk kuralları uygulanır. Zira bu kurallar, irade özerkliğinin sınırlarından birini oluşturur(Prof. Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, ... 2019, s.359).

Emredici hukuk kuralları, kanunda açıkça düzenlenebileceği gibi bazen kanununda yapılan açık düzenleme ile, bu hükmün aksinin kararlaştırılamayacağı hükme bağlanabilir. Bununla birlikte, kuralın emredici niteliği yorum yolu ile de tespit edilebilir. Emredici hukuk kuralları, ya tarafların her ikisini ya da sadece birini korumak veya genel ahlak amaçları ile konulur. Taraflardan yalnız birini korumayı amaçlayan emredici normlara 'tek taraflı emredici normlar' denir. Tek taraflı emredici normlar hangi tarafı koruyorsa onun aleyhine değiştirilmesi, sözleşme yapılması mümkün değildir(Prof. Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, ... 2019,s.359). Bu açıklamalara göre, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu m. 35/1 düzenlemesi değerlendirildiğinde, mahkeme, hakem veya yargı yetkisini haiz bulunan diğer organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etmek ve savunmak yetkisi, sadece avukatlık mesleğine verilmiş olup, kanunda yapılan bu düzenleme, avukatlar lehine tek taraflı emredici bir norm niteliğindedir.

Tüm bu açıklamalardan sonra eldeki davayı değerlendirecek olursak, taraflar arasında yapılan sözleşmenin 3. maddesinde 'Bu sözleşme uyarınca trafik kazası sonucu yaralanmış olan mağdur adına açılmış bulunan davada (... 3. Asliye Hukuk Mahkemesi 2011/234), maddi ve manevi tazminat davaları ile ceza davasından doğacak tazminat davaları ile ilgili dava giderleri ve tazminat alacağı için, açılacak davaları takip etmek üzere şirketin tutmuş olduğu avukat ücretlerini aracı şirket karşılayacaktır...' düzenlemesi ile tazminat davasının, davacı aracı şirketin tutmuş olduğu avukatlar tarafından açılacağı ve takip edileceği kararlaştırılmıştır. Sözleşmenin bu hükmü, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu m.35/1'deki emredici düzenlemeye açıkça aykırılık oluşturduğundan, kesin olarak geçersizdir.

Ticari şirketlerin, dava açma yetkisi bulunmadığı gibi, bu durum Avukatlık Kanunu m.35/1'e açıkça aykırıdır. Kanunun bu hükmü, emredici hukuk kuralı niteliğinde olup buna aykırı olarak sözleşme yapılamaz ve hukuksal bir tasarrufta bulunulamaz. Aynı şekilde yapılan sözleşmeye dayanılarak, davacı ... ve diğer kurucu ortaklar tarafından, davalıdan alınan vekaletname ile davayı açacak ve takip edecek anlaşmalı avukatlara vekaletname vermek sureti ile yapılan işlem de kanuna aykırıdır.

Her ne kadar, Dairemizin 2014/38410 esas, 2015/30451 karar sayılı 20/10/2015 tarihli bozma ilamında, dava konusu sözleşmenin taraflar için geçerli olduğu belirtilerek '... Davacı, davalı ile arasında imzalanan tarihsiz Hizmet ve Ücret Sözleşmesine dayanarak talepte bulunmaktadır. Taraflar arasında imzalanan bu sözleşme tarafları bağlar. Taraflar arasında akdedilen sözleşme uyarınca belirlenen işlerin yapılması için sigorta brokerı olmanın gerektiğine ilişkin herhangi bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Hal böyle olunca taraflar arasında akdedilen sözleşme hükümleri ve verilen hizmet de dikkate alınarak, gerektiğinde bilirkişi raporu da alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmelidir.' açıklaması yapılmış ve mahkemece, bu bozma ilamına uyularak gerekli araştırmalar yapılmış ise de; yukarıda açıklandığı üzere, taraflar arasındaki yazılı sözleşmenin emredici hukuk kurallarına aykırılık taşıdığı açık olmakla, mahkemece, bu bozma ilamına uyulmuş olmasının 'usuli kazanılmış hak' doğurmayacağı açık bulunmaktadır.

Hal böyle olunca, mahkemece, ticari şirketlerin dava açma yetkisi olmadığı, bu durumun emredici hüküm olan Avukatlık Kanununun 35. maddesinin 1. fıkrasına aykırı olduğu, taraflar arasında yapılan sözleşmenin, Türk Borçlar Kanununun 27. maddesine (mülga BK m.19) göre kanunun emredici hükmüne aykırılık nedeni ile kesin olarak hükümsüz olduğu ve geçersiz olan sözleşmeye göre, sadece davacı şirket tarafından davalı adına yapılan, usulüne uygun şekilde belgelendirilen masrafların, davacı tarafa iadesine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

2-Bozma nedenine göre davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, 2 nolu bentte açıklanan nedenle davalının sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 30/06/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.