Yargıtay - Hukuk Genel Kurulu

2013/2048 Esas 2015/2013 Karar
Karar Tarihi: 30.09.2015
Yargıtay

Hukuk Genel Kurulu         2013/2048 E.  ,  2015/2013 K.

'İçtihat Metni'MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki “kooperatif üyeliğinin tesbiti, isabet eden dairenin teslim ve tescili, olmadığı takdirde ödenen bedelin ya da taşınmazın güncel değerinin ödenmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesince ortaklığın ve bağımsız bölümün tahsis hakkının mevcudiyetinin tesbitine dair verilen 14.11.2010 gün ve 2008/943 E., 2010/626 K. sayılı karar, davacı ile davalılardan davalı kooperatif vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 04.11.2012 gün ve 2012/3810 E., 2012/6659 K. sayılı kararı ile;

(...Davacı vekili, davalı Jetpa Ltd. Şti. ile 17.07.1995 tarihinde Jetpa Toplu Konut Yapı Kooperatifi bünyesinde yapılacak konutlar için sözleşme imzaladıklarını, konut satışının bu şirket tarafından gerçekleştirildiğini, davacının, 293 ada 4 parseldeki arazi üzerine yapılacak 8 Blok 102 nolu bağımsız bölümü 459,00 TL ile satın aldığını, borcun 99,00 TL'lik kısmını peşin, geri kalanı ise taksitler halinde senet karşılığı ödediğini, ödemelerin banka hesaplarına yapıldığını ve kooperatif bünyesindeki inşaatın yapımında kullanıldığını, buna karşılık yeni kooperatif yönetiminin şirketten daire satın alanları üyeliğe kabul etmediğini veya yeni üye statüsünde kabul edip ekstra ödeme talep ettiğini, davacının kooperatife üye olarak kabulünün gerçekleştiğini ancak daha sonra ekstra ödemeleri yapmadığı için üyelikten çıkartıldığını, ihraç kararının usulüne uygun olmadığını, 27.01.2005 tarihli noter aracılığıyla gönderilen ihtar ile karara genel kurul bünyesinde itiraz ettiğini ve fakat sonuç alamadığını ileri sürerek, üyeliğinin tespiti ile bağımsız bölümün davacı adına tescilini, bu talep kabul edilmediği taktirde ödemiş olduğu bedelin ve gayrimenkulün rayiç bedelinin ödeme tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı kooperatif vekili, davacının ihraç edilmesi sebebiyle ihraç kararına karşı açılan davanın süresinde olmadığını, davacının genel kurula yaptığı itirazının reddedildiğini, davacının ihracının kesinleştiğini savunarak, davanın reddini talep etmiştir.

Davalı şirket vekili, konut yapımı ve pazarlama işinin kendileri tarafından gerçekleştirildiğini, bu doğrultuda davacı ile sözleşme imzalandığını, davacının ödemelerinin tam ve eksiksiz olduğunu, Bakanlık teftişleri sonucu mevzuat hükümleri çerçevesinde işin sona erdirilmesinin gerektiğini ancak, müşterilere verilen konut alımına ilişkin taahhütlerin davalı kooperatife geçtiğini, kooperatife müşteri isimlerinin bildirildiğini, bir kısım müşterilerin üye olarak kabul edildiklerini, sonraki yıllarda yönetimin değişmesi sebebiyle bir kısım müşterilerin üye olarak kabulünün gerçekleşmediğini savunarak, davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, dosya kapsamı ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının kooperatif ortaklığına kabul edildiği konusunda ihtilaf bulunmadığı, davacının ve başka üyelerin ihraçlarına ilişkin 22.05.2005 tarihli genel kurulda ihraçlara dair itirazların reddedildiği, genel kurul kararının davacıya tebliğine dair tebligat belgesi mevcut bulunmadığından davanın süresinde açıldığının ve ihracın da kesinleşmediğinin kabulü gerektiği, davacının kooperatif ortaklığının devam ettiği ve 8. Blok 102 nolu 98 m2'lik bağımsız bölümün tahsis hakkına sahip olduğu, davalı şirketin, davada husumetinin bulunmadığı gerekçesiyle, davacının kooperatif ortaklığının devam ettiğinin tespiti ile bu ortaklık sebebiyle 8 Blok 102 nolu 98 m2'lik bağımsız bölümün tahsis hakkına sahip olduğunun tespitine, davacının terditli taleplerinden ikincisi olan tazminat talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davalı şirket hakkında açılan davanın husumetten reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı asil ve davalı kooperatif vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2) Dava, kooperatif üyeliğinden ihraç kararının iptali, üyeliğin tespiti ve daire tahsis ve tescili, tescil olmadığı takdirde güncel daire bedelinin istemine ilişkindir.

1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 27. ve Yapı Kooperatifleri Tip Anasözleşmesinin 14. maddelerinde parasal yükümlülüklerini yerine getirmeyen kooperatif üyelerinin ihracı prosedürü düzenlenmiş olup, bu tür davalarda, mahkemece öncelikle, aidat borcunun ödenmesi için üyeye iki ihtarın gönderilip gönderilmediği ve bu ihtarların usulüne uygun olarak tebliğ edilip edilmediği, borcun ödenmesi için birinci ihtarda 10 gün, ikinci ihtarda 1 aylık sürenin verilip verilmediği, bu süre içerisinde ödememe halinde müeyyidenin ne olduğunun ve ödenmesi istenen borcun miktarının ve neye ilişkin olduğunun açık ve anlaşılır olarak belirtilip belirtilmediği tespit edilmelidir. Tüm bu aşamalarda bir eksiklik bulunmaması halinde ihtarlarda istenen borcun gerçek borç olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir.

Mahkemece, dava, kooperatif üyeliğinin tespiti olarak incelenip karar verilmişse de, davacı hakkında alınmış bir ihraç kararı ile bu hususta alınan genel kurul kararları bulunmaktadır. Genel kurul kararı ile davacının ihraç kararına itirazı yerinde görülmediğinden davacı hakkında verilen ihraç kararı geçerliliğini korumaktadır. Davacı itirazına ilişkin 22.05.2005 tarihli genel kurul kararının davacıya tebliğ edilmemesi nedeniyle süresinde olan dava yönünden, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda ihraca ilişkin tüm belgeler eksiksiz olarak dosyaya celp edilerek, ihtarnamelerin gerçek borç dışında kalan unsurları bakımından yasa ve anasözleşme hükümlerine uygun olup olmadığı öncelikle değerlendirmeli, ihraç prosedürünün bu yönden usulüne uygun olmadığı sonucuna varılır ise davanın kabul yoluna gidilmeli, ihraç prosedürünün bu yönden usulüne uygun olduğu sonucuna varılır ise gerçek borcun ihtar edilip edilmediğinin incelenmesine geçilmesi gerekecektir. Bu incelemeye sıra geldiğinde ise, davacının peşin ödemeli ortak olduğuna ilişkin iddiası dikkate alınarak, kooperatifin defter ve kayıtları ve genel kurul kararları üzerinde kooperatif alanında uzman bir bilirkişiye inceleme yaptırılarak, davacı hakkında sabit ve peşin aidat ödemek suretiyle ortaklığa kabul konusunda genel kurulca bir karar verilip verilmediği ya da bu hususun genel kurulca benimsenip benimsenmediği üzerinde durulup, ihraç kararına dayanak ihtarnamelerde gösterilen borcun, üyelik aidatına mı, yoksa alt yapı veya genel yönetim giderlerine mi ilişkin olduğu, ayrıca ihtarnamelerde ödenmesi istenilen borcun gerçek borcu yansıtıp yansıtmadığı konusunda denetime elverişli rapor alınarak, buna göre peşin ortaklık mevcut ise davacının genel idare ve alt yapı giderlerinden borcu bulunup bulunmadığı, peşin ortaklık mevcut değil ise inşaat finansman giderleri dahil tüm aidat borcu tespit edilerek ve taraflar arasında derdest tapu iptali tescil dava dosyasında aidat borcunun bulunduğu yönünde görüş bildiren bilirkişi raporu da getirtilip incelenerek, buna göre ihracın yerinde olup olmadığı değerlendirilip, sonuca göre üyelik tespiti, daire tahsis ve tescili hususunda hüküm kurulması gerekirken, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

3) Bozma nedenine göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir...)

gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Hukuk Genel Kurulunca işin esasının görüşülmesine geçilmeden önce; davalılardan kooperatif vekilinin bozma sonrasında sunduğu ve mazeret bildirimi ile birlikte bozmaya uyulması istemini içeren dilekçenin, direnme kararının temyizi noktasında doğurduğu hukuki sonuçlar önsorun olarak değerlendirilip tartışılmıştır.

Önsorunun çözümü noktasında, öncelikle bir dava şartı olarak hukuki yarar kavramı üzerinde durulmalıdır:

Mahkemeye yönelik taleplerde hukuki yarar, bir diğer ifade ile hukuki korunma ihtiyacı bulunmalıdır (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, s. 1363 vd. ve özellikle 1387). Bu dava açılmasında olduğu gibi yasa yoluna başvurmada da aranan bir dava şartıdır. Kişinin dava açma ya da yasa yoluna başvurma hakkının bulunması tek başına yeterli olmayıp, bunda hukuki yararının da bulunması gerekir. Yasa yolları bakımından da dava şartları geçerli olup, hakkında yasa yoluna başvurulan kararın düzeltilmesi ya da kaldırılmasında hukuki yararı bulunmayan kimsenin Yargıtay’a müracaatta bulunabilmesi mümkün değildir.

Somut olayda mahkemece verilen ilk kararda “…davacının kooperatif ortaklığının devam ettiğinin tespiti ile bu ortaklık sebebiyle 8 Blok 102 nolu 98 m2'lik bağımsız bölümün tahsis hakkına sahip olduğunun tespitine, davacının terditli taleplerinden ikincisi olan tazminat talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davalı şirket hakkında açılan davanın husumetten reddine…” karar verilmiş; davalı kooperatif vekilinin temyiz itirazı üzerine hüküm bozulmuştur.

Bozma sonrasında davalı kooperatif vekili 05.03.2013 havale tarihli dilekçesinde duruşmaya katılamayacağını bildirmiş ve “…daha önceki kararda gıyabımızda direnilmesine… karar verilmesini, saygılarımla vekaleten talep ederim” ifadesini kullanmıştır.

Talep sonucunun bir kısmı kabul edilmiş olan davacı karşısında, aleyhine hüküm kurulan davalı kooperatifin önceki kararda direnilmesini istemesi ve bunun üzerine de direnme kararı verilmesi halinde, artık temyizde hukuki yararın bulunmadığının kabulü gerekir. Somut uyuşmazlık yönünden tarafların hep birlikte direnme istemiş olması, bir bakıma Yargıtayca bozulan önceki kararın hüküm fıkrası üzerinde uzlaştıkları anlamına gelir.

Davalı kooperatif vekilinin temyiz dilekçesinde, direnmeye ilişkin ifadenin sehven kullanıldığı belirtilmiştir. Bu ibarenin iradeyi sakatlayan bir hal olarak Türk Borçlar Kanunu’nun 31 inci maddesi anlamında yanılma sayılacağı kabul edilse bile, bunun ispatı cihetine de gidilmemiştir.

Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında bir kısım üyeler direnme isteyen tarafın, aleyhine verilmiş hükmü temyiz edebileceği ve temyizde hukuki yararının bulunduğunu belirtmişlerse de yukarıda açıklanan nedenlerle bu görüş çoğunluk tarafından benimsenmemiştir.

Açıklanan durum karşısında lehine bozulmasına rağmen, aleyhine kurulan önceki hükümde direnilmesini isteyen tarafın, bu direnme kararını temyizde hukuki yararının bulunmadığının kabulü ile temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: Davalı SS. Çakmaklı Gülşehir Konut Yapı Kooperatifi vekilinin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 30.09.2015 gününde oy çokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

1086 Sayılı HUMK 429/2. maddesi uyarınca, mahkeme Yargıtay'ın bozma kararına uyulup uyulmayacağı konusunda serbest taktir yetkisine sahip olup, bu yetki kamu düzenine ilişkin bulunmaktadır. Ancak, her iki taraf da bozma kararına uyulmasını isterse, mahkeme bozmaya uymakla yükümlüdür. (HGK 07/04/1965-547/158). Tarafların bozmaya karşı direnme kararı verilmesini istemesi halinde ise mahkemenin direnme kararı verme zorunluluğu bulunmamaktadır. Bu durumda, HUMK 429/2. maddesine göre takdir yetkisini kullanarak Yargıtay bozma kararına uyulmasına ya da önceki kararında direnilmesine karar verecektir.

Kanun yoluna başvuran tarafın, korunmaya değer bir hukuki menfaati bulunmalıdır. HUMK 427/1. maddesi uyarınca, davada haklı çıkmış olan taraf dahi, hukuki yararı bulunmak şartıyla, kararı temyiz edebilir.

Somut uyuşmazlıkta, davalı Kooperatif'çe başlangıçtan itibaren hak düşürücü süre ve esas yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuştur. Mahkemenin ilk kararı da davalı Kooperatif tarafından temyiz edilmiş ve karar Yargıtay tarafından davalı yararına bozulmuştur. Davalı Kooperatif vekili, duruşmada bozmaya karşı direnme kararı verilmesini istese dahi, aleyhine tesis edilen hükmün temyiz edilmesinde tartışmasız hukuki yararı bulunmaktadır.

Az önce de ifade edildiği üzere, HUMK 427/1. maddesine göre davada haklı çıkmış olan tarafın dahi hukuki yararı olduğu taktirde hükmü temyiz hakkı bulunduğu halde, davalı Kooperatif'in aleyhine oluşturulan kararı temyiz etmesinde, “sırf duruşma da bozmaya karşı direnilmesini “ talep ettiği gerekçesiyle hukuki yararı bulunmadığı sonucuna varılması aynı zamanda adalete erişim ve kanun yollarına başvuru hakkının elinden alınması sonucunu doğurur.

Taraflar arasındaki uyuşmazlığı sona erdiren taraf işlemleri feragat, kabul ya da sulhtur. Bozmaya karşı her iki tarafın da “direnme” talep etmesi uyuşmazlığı sona erdirmez. Çünkü yukarıda da açıklandığı üzere mahkeme tarafların bu beyanı ile bağlı olmaksızın bozma kararına uyulmasına ve uyuşmazlığın bozma kapsamında çözümü hususunda takdir yetkisine sahiptir. Ayrıca, bozmaya karşı mahkemeden direnme talep edilmesi temyizden feragat olarak da nitelendirilemez.

Davalı Kooperatif'in aleyhine verilen kararı temyiz de hukuki yararı bulunduğu tartışmasız olduğu halde, Sayın Çoğunluğun “ hukuki yarar yokluğundan “ temyiz isteminin reddi kararına karşıyız.


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.