Yargıtay - Ceza Genel Kurulu

2011/334 Esas 2012/130 Karar
Karar Tarihi: 03.04.2012
Yargıtay

Ceza Genel Kurulu         2011/334 E.  ,  2012/130 K.

'İçtihat Metni'Yargıtay Dairesi : 3. Ceza Dairesi

Mahkemesi :Sulh Ceza

Kasten yaralama suçuna teşebbüsten sanık ...’in 5237 sayılı TCY’nın 86/2, 86/3–c, 35, 62 ve 52/2–4. maddeleri uyarınca 1.500 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye, 5271 sayılı Ceza Yargılaması Yasasının 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, aynı Yasanın 231. maddesinin 8. fıkrası uyarınca sanık hakkında beş yıl denetim süresi belirlenmesine ve denetim süresi içerisinde anılan fıkrasının (c) bendi uyarınca takdiren yirmibeş adet fidan dikmesi hususunda yükümlülük belirlenmesine ilişkin, Acıpayam Sulh Ceza Mahkemesince verilen 25.11.2009 gün ve 312–316 sayılı karar itiraz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Anılan karara karşı Adalet Bakanlığınca “fidan diktirme mükellefiyetinin para sarfı ile yerine getirilebilecek maddi bir edim ihtiva ettiği, hâkim ceza ve mükellefiyet tayininde takdir yetkisini haiz ise de bu takdirini yasadaki ilkeler çerçevesinde kullanmak durumunda olduğu, işlenen suçla ilgisi bulunmayan, hükümlünün ıslahı amacına hizmet etmeyen ‘fidan diktirme’ mükellefiyetine hükmedilemeyeceği” görüşüyle yasa yararına bozma isteminde bulunulması üzerine, Yargıtay 3. Ceza Dairesince 22.06.2011 gün ve 7178–8787 sayı ile;

“5271 sayılı Yasanın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilip, beş yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulan sanık hakkında, anılan maddenin 8. fıkrasının (c) bendi uyarınca hükmolunan yükümlülüğün yasanın amacına uygun, denetime elverişli olmaması ya da infaz yeteneğinin bulunmaması halinde, infazı sırasında gerek Cumhuriyet savcılığı, gerekse denetimli serbestlik şube müdürlüğünce yükümlülüğün değiştirilmesinin mahkemeden istenmesi halinde mahkemece istemin değerlendirilmesi ve gerektiğinde başka bir yükümlülüğe hükmolunması mümkün bulunmakla, bu hususun kanun yararına bozma yasa yoluna konu edilmesi yerinde görülmediğinden istemin reddine” karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ise 27.09.2011 gün ve 175515 sayı ile;

“Mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilip, beş yıl denetim süresi belirlendikten sonra denetim süresi içinde yirmibeş fidan dikme yükümlülüğüne karar verilmiştir. Belirlenen yükümlülük CMK’nun 231/8. maddesine aykırıdır. Bu fıkraya göre tespit edilen yükümlülüğün sanığın ıslahı amacına yönelik olması ve maddi külfet getirmemesi gerekmektedir. Oysa denetim süresi içerisinde 25 adet fidan dikme yükümlülüğü, sanığın ıslah amacına yönelik olmadığı gibi sanığa maddi bir külfet yüklediğinden dolayı yasaya aykırı bulunmaktadır.

Belirlenen yükümlülüğün hukuka aykırı olduğunun ileri sürülmesi halinde karar veren mahkemece yükümlülüğün değiştirilebileceğine dair düzenleme 5271 sayılı Kanunda olmadığı gibi, hükmolunan denetimli serbestlik tedbirinin ne şekilde yerine getirileceğini düzenleyen 5402 sayılı Kanunda da yoktur. 5275 sayılı Yasanın mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama başlığını taşıyan 98. maddesi gereğince hükmün bünyesine dâhil bir hususta hukuka aykırılığın infaz aşamasında alınacak kararla düzeltilmesi imkânı bulunmamaktadır.

Hükmün açıklamasının geri bırakılması kararı 5271 sayılı CMK’nun 231/12. maddesi gereği itiraz yasa yoluna tabi olduğundan, itiraz edilerek ya da itiraz edilmeden kesinleşmesi halinde, olağanüstü bir yasa yolu olan kanun yararına bozma yoluna konu yapılabilmektedir. Kanun yararına bozma yasa yolunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, 5271 sayılı CMK’nun 231. maddesindeki koşullar bakımından denetlenip, hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşulları bulunup bulunmadığı, ceza miktarı, daha önceden kasıtlı bir suçtan mahkûmiyet, zararın giderilip giderilmediği, suçun inkılâp yasasında belirtilen suçlardan olup olmadığı, Askeri Ceza Yasası ile büyükler açısından 3713 sayılı Yasa kapsamındaki suçlardan olup olmadığı, denetim süresi ile denetim süresi içerisinde uygulanacak denetimli serbestlik tedbirinin doğru tayin edilip edilmediği hususlarına ilişkin hukuka aykırılık nedeni ile bozulabilecek, saptanan hukuka aykırılıkların yeni bir yargılamayı gerektirdiği ahvalde yeniden bir yargılama yapılarak karardaki hukuka aykırılığın giderilmesi için dosyanın mahkemesine iadesine karar verilecek, yargılama gerektirmeyen durumda ise bu aykırılık Yargıtay ilgili Ceza Dairesince giderilecektir.

Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 14.12.2010 tarih ve 239–257 sayılı kararında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile birlikte hükmolunan denetimli serbestlik tedbirine ilişkin hukuka aykırılığın yasa yararına bozma yasa yoluyla incelenebileceğine hükmetmiştir.

Bu açıklamalar ışığında, incelemeye konu olayda, Adalet Bakanlığının, ‘fidan diktirme mükellefiyetinin para sarfı ile yerine getirilecek maddi bir edim ihtiva ettiği, hâkim ceza ve mükellefiyet tayininde takdir yetkisine haiz ise de takdirini kanundaki ilkeler çerçevesinde kullanmak durumunda olduğu, işlenen suçla ilgisi olmayan, hükümlünün ıslahı amacına da hizmet etmeyen fidan dikme mükellefiyetine hükmedilmeyeceğinin gözetilmemesinin isabetsiz olduğu’ gerekçesini içeren yasa yararına bozma isteminde belirtilen hukuka aykırılığın infaz sırasında hüküm veren mahkemeden yükümlülüğün değiştirilmesi ve gerektiğinde başka bir yükümlülüğe hükmolunmasının istenmesi yolu ile giderilmesine imkân bulunmayıp, ancak kanun yararına bozma konusu yapılarak giderilmesi olanaklı olduğundan, Özel Dairece yasa yararına bozma isteminin reddine karar verilmesi isabetli değildir” görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurularak, Özel Dairenin ret kararının kaldırılmasına, Adalet Bakanlığının yasa yararına bozma isteminin kabulü ile yerel mahkeme kararının yasa yararına bozulmasına ve müteakip işlemlerin yerel mahkemece yerine getirilmesine karar verilmesi talep olunmuştur.

Dosya, Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile birlikte hükmolunan denetimli serbestlik tedbirine ilişkin hukuka aykırı uygulamaların yasa yararına bozma yasa yolu ile incelenip incelenemeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir.

Ceza Genel Kurulunun 06.04.2010 gün ve 76–77 ile 14.12.2010 gün ve 239–257 sayılı kararlarında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; öğretide “olağanüstü temyiz” 23.03.2005 gün ve 5320 sayılı Yasanın 18. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı Ceza Yargılaması Usulü Yasasında “yazılı emir” olarak adlandırılan bu olağanüstü yasa yolu, 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Yargılaması Yasasının 309 ve 310. maddelerinde ise “yasa yararına bozma” olarak yeniden düzenlenmiştir.

5271 sayılı CYY’nın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf ya da temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı,

o karar veya hükmün Yargıtay’ca bozulması istemini, yasal nedenlerini de açıklamak suretiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecek; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da anılan hüküm veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ilgili ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtay’ca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecek, böylece ülke genelinde uygulama birliğine ulaşılacak, hâkim veya mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.

Anılan Yasanın “Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması” başlıklı 231. maddesinin 8. fıkrası;

“Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tabi tutulur. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak;

a) Bir meslek ve sanat sahibi olmaması halinde, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine,

b) Bir meslek veya sanat sahibi olması halinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,

c) Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine,

Karar verilebilir.

Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur” şeklinde düzenlenmiş olup, bu fıkraya göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi halinde beş yıllık bir denetim süresi saptanarak, bu süre içerisinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemece belirlenecek süreyle denetimli serbestlik tedbiri olarak aynı fıkranın (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilen yükümlülüklerden birine karar verilebilecektir.

Yerine getirilmesine karar verilen yükümlülüğün hukuka aykırı bulunduğunun ileri sürülmesi halinde hükmü veren mahkeme tarafından tedbirin değiştirilebileceğine ilişkin bir düzenlemeye ne 5271 sayılı Ceza Yargılaması Yasasında, ne de denetimli serbestlik tedbirinin ne şekilde yerine getirileceğini düzenleyen 5402 sayılı Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile Koruma Kurulları Yasasında yer verilmiştir.

İnfaz aşamasında alınabilecek kararları düzenleyen 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yasanın “Mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama” başlığını taşıyan 98. maddesinde, hükmün bünyesine dâhil bir husustaki hukuka aykırılığın infaz aşamasında alınacak bir karar ile de düzeltilmesine olanak bulunmamaktadır. Bu nedenle hükmün bünyesine dâhil olan bir husustaki hukuka aykırılık, ancak olağan veya olağanüstü yasa yollarına başvurulmasıyla giderilebilir.

Ceza Genel Kurulunun 29.06.2010 gün ve 70–159 sayılı kararında belirtildiği üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının itiraz yasa yoluna tabi olması nedeniyle gerek itiraz edilerek, gerekse itiraz yasa yoluna başvurulmaksızın kesinleşmesi durumunda, olağanüstü bir yasa yolu olan yasa yararına bozma konusu yapılabileceğinde kuşku yoktur. Ancak yasa yararına bozma yasa yolunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, 5271 sayılı Ceza Yargılaması Yasasının 309. maddesinde aleyhe bozma yasağının sadece davanın esasını çözümleyen hükümlerle sınırlı olarak kabul edilmesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ise aynı Yasanın 223. maddesinde belirtilen hükümlerden olmaması nedeniyle Yasanın 231. maddesinin 5 ila 14. fıkralarındaki koşullar kapsamında denetlenerek, somut olayda hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığı, ceza miktarı, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûmiyet, zararın giderilip giderilmediği, suçun inkılâp yasasında belirtilen suçlardan bulunup bulunmadığı, Askeri Ceza Yasası ile büyükler açısından 3713 sayılı Yasa kapsamındaki suçlardan olup olmadığı, denetim süresi ile denetim süresi içerisinde uygulanacak denetimli serbestlik tedbirinin doğru tayin edilip edilmediği gibi hususlara ilişkin hukuka aykırılıklar nedeniyle bozulabilecek, saptanan hukuka aykırılıkların yeni bir yargılamayı gerektirdiği hallerde, yeniden yargılama yapılarak karardaki hukuka aykırılığın giderilmesi için dosyanın mahkemesine iadesine karar verilecek, yargılama gerekmeyen durumlarda ise hukuka aykırılık Yargıtay ilgili Ceza Dairesince veya Ceza Genel Kurulunca giderilecektir.

Somut olay bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde;

Adalet Bakanlığının “fidan diktirme yükümlülüğünün para sarfı ile yerine getirilecek maddi bir edim ihtiva ettiği, hâkimin ceza ve mükellefiyet tayininde takdir yetkisini haiz ise de bu takdirini kanundaki ilkeler çerçevesinde kullanmak durumunda olduğu, işlenen suçla ilgisi olmayan ve hükümlünün ıslahı amacına hizmet etmeyen fidan diktirme mükellefiyetine hükmedilemeyeceğinin gözetilmemesinin isabetsiz olduğu” şeklindeki yasa yararına bozma isteminde belirtilen hukuka aykırılığın, hükmün infazı sırasında kararı veren mahkemeden anılan yükümlülüğün değiştirilmesi ve gerektiğinde başka bir yükümlülüğe karar verilmesinin istenmesi yoluyla giderilmesi olanaklı olmayıp, ancak yasa yararına bozma konusu yapılarak giderilmesi olanaklı bulunduğundan, Özel Dairece yasa yararına bozma isteminin reddine karar verilmesi isabetli değildir.

Bu itibarla, haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulü ile Özel Daire ret kararının kaldırılmasına ve yasa yararına bozma konusunda bir karar verilmek üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 22.06.2011 gün ve 7178–8787 sayılı yasa yararına bozma isteminin reddine ilişkin kararının KALDIRILMASINA,

3- Dosyanın, yasa yararına bozma konusunda bir karar verilmek üzere Yargıtay 3. Ceza Dairesine gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.04.2012 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.