Yargıtay - 1. Hukuk Dairesi

2021/4175 Esas 2022/1932 Karar
Karar Tarihi: 09.03.2022
Yargıtay

1. Hukuk Dairesi         2021/4175 E.  ,  2022/1932 K.

'İçtihat Metni'MAHKEMESİ : ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ

DAVA TÜRÜ : TAPU İPTAL VE TESCİL

Taraflar arasındaki tapu iptal ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin kararın, davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yapılan inceleme sonucunda; başvurunun esastan reddine dair verilen karar, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacılar, Karabük ili, Eflani ilçesi, Saraycık köyünde bulunan 112 ada 6 parsel sayılı taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında anneleri olan davalı ... ... adına tespit gördüğünü, dava konusu taşınmazın davalıya ait olmadığını, murisleri ... ...'e atalarından miras yoluyla geldiğini, murisin 2003 yılında vefatından sonra da taşınmazın mirasçıları olarak kendilerine intikal ettiğini, ancak dava konusu taşınmazların babaları olan muris ... ... adına tespit görmesi gerekirken davalı adına tespit ve tescil edildiğini ileri sürerek, davalı adına olan tapu kaydının iptali ile muris ... ...'den gelen miras hisseleri oranında kendi adlarına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı, dava konusu taşınmazın davacıların murisi ... ...'e ait olmadığını, bu yerin daha önce köy boşluğu iken köyde sakat bir kişi olan ... ... isimli şahsa 2000 yılında köy tüzel kişiliğince verildiğini ve 2002 yılından sonra ise köylülerin ve başka köyden insanların da maddi bilfiil çalışmak suretiyle yardımları ile ve Eflani Kaymakamlığının sosyal yardımdan yaptığı katkılarla bu taşınmaz üzerine ev inşa edildiğini, ... ... isimli bakıma muhtaç olan bu şahsa kendisinin bakıp gözettiğini, bu bakım için devletten bakım parası dahi aldığını, bu bakım karşılığı olarak ... ...'in bu evini şifahi olarak kendisine verdiğini, dava konusu taşınmazın muris ile bir ilgisinin bulunmadığını ileri sürerek, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

III.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Safranbolu 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.05.2019 tarihli ve 2018/132 Esas, 2019/175 Karar sayılı kararıyla, dava konusu edilen taşınmazın köylü tarafından muris ... ...'in evinin yanması üzerine ... ...'e verildiği, taşınmazın ...'nin felçli olması sebebiyle ...'ye verilmesinin söz konusu olmadığı gerek tanık beyanları gerek Eflani Kaymakamlığının ... ...'e 2000-2005 yılları arasında ev yapımı ile ilgili herhangi bir yardımda bulunmadığına dair müzekkere cevabı ve gerekse de Saraycık Köy Muhtarlığının dava konusu edilen yerin ... ...'e verildiğine dair köy karar defterinde bir beyanın bulunmadığına dair cevabi yazısıyla sabit olduğu, taşınmazın ... ...’e ait olduğu ve ... ...'den mirasçılarına kaldığı gerekçesiyle davacıların açtığı davanın kabulü ile Karabük ili, Eflani ilçesi, Saraycık köyü 122 ada 6 parsel sayılı taşınmazın davalı ... ... adına olan tapu kaydının iptali ile muris ... ...’in veraset ilamındaki miras hissesi oranında davacılar ... ile ... adına kayıt ve tesciline, kalan payın davalı ... ... üzerinde bırakılmasına dair karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

1. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

2. İstinaf Nedenleri

Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; taşınmazın muris ... ...'in sakat kardeşi ... ...'e köy tüzel kişiliğince verildiğini, tüm köylünün yardımı ve çalışması ile ev inşa edildiğini, ... ...'e davalının bakması nedeniyle davalıya temlik edilip teslim edildiğini, tanık beyanı ile de bu hususun doğrulandığını, ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

3. Gerekçe ve Sonuç

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 05/12/2019 tarihli ve 2019/1428 Esas, 2019/1872 Karar sayılı kararıyla, dava konusu 112 ada 6 parsel sayılı taşınmaz kadastro çalışmaları sırasında davacıların anneleri olan ... ... adına tespit gördüğü, dava konusu taşınmazın ortak muris ... ...'e ait olduğu, murisin 2004 yılında vefatıyla taşınmazın mirasçılarına intikal ettiği, taşınmazın sadece murisin eşi davalı ... ... adına yapılan kadastro tespitinin doğru olmadığı, davacıların da miras paylarının bulunduğu, davalının ise, bu yerin daha önce köy boşluğu iken köyde sakat bir kişi olan eşi ...'nin kardeşi ... ... isimli şahsa 2000 yılında köy tüzel kişiliğinde verildiği ve 2002 yılından sonra ise köylülerin yardımları ile ve Eflani Kaymakamlığının sosyal yardımdan yaptığı katkılarla bu taşınmaz üzerine ev inşa edildiğini, ... ... isimli bakıma muhtaç olan bu şahsa kendisinin bakıp gözettiğini, bu bakım karşılığı olarak ... ...'in bu evini kendisine verdiği yönündeki savunmasını ise ispat edemediği gerekçesiyle, davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

1.Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Temyiz Nedenleri

Davalı vekili, (IV/2) numaralı paragrafta yer verilen istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü nedenlerle kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

3.Gerekçe

3.1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Kadastro sonucunda Karabük ili Eflani ilçesi Saraycık köyü çalışma alanında bulunan 122 ada 6 parsel sayılı 553,44 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz irsen intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalı ... ... adına tespit ve tespite itiraz edilmeksizin 02/07/2010 tarihinde tescil edilmiştir.

Dava, kadastro tespitinden önceki nedenlere dayalı tapu kaydının iptali ve tescil davasıdır.

3.2.İlgili Hukuk

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde, 'Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.',

Miras ortaklığı başlıklı 640. maddesinde, “Birden çok mirasçı bulunması hâlinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir. Mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler.”

3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 15. maddesinde 'Tapuda kayıtlı taşınmaz malların malikleri veya bunların mirasçıları arasında, tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların ise on dördüncü madde gereğince belirlenen zilyetleri arasında taksim edildikleri belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanları ile sabit olduğu takdirde bu mallar taksim gereğince zilyetleri adına tespit olunur.' hükmünü içermektedir.

3.3. Değerlendirme

Dosya içeriğine, toplanan delillere, kararın (III.) nolu bendinde yer verilen İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesine, kararın (IV./3.) nolu bendinde yer verilen Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesine göre, yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

VI. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle; davalı ... ... vekilinin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 370. maddesi uyarınca ONANMASINA, aşağıda yazılı 907,79 TL bakiye onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 09/03/2022 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.

(Muhalif)

-MUHALEFET ŞERHİ-

Dava, kadastro öncesi sebebe dayalı Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmış tapu iptal-tescil davasıdır.

Sayın çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık, temyiz incelemesine konu kararın değer itibariyle verildiği anda kesin olup olmadığı, bir başka ifadeyle temyiz incelemesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Temyize ilişkin hükümler 6100 sayılı HMK da düzenlendiğine göre aynı yasanın 448. maddesi “Zaman bakımından uygulanma” başlığıyla “Bu kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanır.” demektedir.

Diğer yandan 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun Ek madde 6 ise “…kadastro öncesi nedene dayalı olarak açılan davalarda genel mahkemelerin verdiği kararlar …..miktar veya değerine bakılmaksızın 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulabilir.” şeklindedir. Söz konusu bu düzenleme 22.07.2020 tarihli 7251 sayılı yasanın 53. maddesi ile getirilmiştir. Yürürlük tarihi ise 28.07.2020 dir.

6100 sayılı HMK’nın geçici 3. maddesi ise “ Bölge adliye mahkemelerinin …göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur…” şeklinde düzenlenmiştir.

1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 427/2. maddesi ise “ miktar veya değeri birmilyar lirayı geçmeyen taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin nihai kararlar kesindir.” Demek suretiyle gayrımenkullere ilişkin uyuşmazlıklarda değere bakılmaksızın temyiz yolunun açık olduğu belirtilmiştir.

HMK’nın Temyiz edilemeyen kararlar başlıklı 362. maddesinin 1-a bendi ise “Miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dahil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar.” demek suretiyle temyiz sınırını belirlemiştir. Bu miktarın her yıl yeniden değerleme suretiyle arttırıldığı izahtan varestedir.

Bölge Adliye Mahkemeleri ise bilindiği üzere 20.07.2016 tarihinde faaliyete başlamıştır.

Bu yasal düzenlemeler karşısında çözümlenmesi gereken husus; Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği 20.07.2016 ile Kadastro Yasasının ek 6. maddesinin yürürlüğe girdiği 28.07. 2020 tarihi arasında hüküm altına alınan ve miktar itibariyle verildiği anda yasa yolu kapalı olan uyuşmazlıklar açısından ek 6. maddenin uygulanıp uygulanmayacağı, bir başka ifade ile verildiği anda kesin olan bu kararlara karşı temyiz yolunun mümkün olup olmadığı hususudur.

Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği tarihten sonra 1086 sayılı HUMK’un 427/2 maddesinin uygulanmasının mümkün olmadığı yine 6100 sayılı HMK’nın geçici 3. Maddesinin açık hükmüdür. 6100 sayılı yasada temyiz sınırı için gayrımenkuller açısından bir ayrım yapılmamıştır.

3402 sayılı Yasa'nın ek 6. maddesinin geriye yürüyeceğine dair herhangi bir düzenleme de bulunmamaktadır. Genel kural, özel hukuk yargılamasına ilişkin kanun hükümlerinin yürürlük tarihinden sonra sonuç doğurmasıdır.

Verildiği anda değer itibariyle istinaf veya temyiz sınırının altında kalan kararların o anda kesinleştiğinde ise şüphe yoktur. Bir kararın kesinleşmesi, ya verildiği anda miktar itibariyle kanun yoluna kapalı olması, veya kanunda açıkça kesin olduğunun belirtilmesi nedeniyle, ya da kanun yolları tüketilmek suretiyle olur. Verildiği anda kesin olan hüküm bakımından artık yargılama bitmiştir. Yargılama süreci biten bir uyuşmazlık için temyiz incelemesi mümkün değildir. Kesinlik, yargılamanın devamına engel bir durumdur. Hüküm verildiği anda kesin olduğu için artık tamamlanmış bir usulü işlem söz konusudur. Bu nedenle HMK 448.maddesi gereğince Kadastro Kanunu’nun ek 6. Maddesinin tamamlanmış işlemlere uygulanması mümkün değildir. Ayrıca kesin olan bu kararın, lehine olan taraf bakımından usulü kazanılmış hak doğuracağı da unutulmamalıdır. Usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeninden olup usul hukukunun en önemli ilkelerinden biridir.

Prof. Dr. Baki KURU “Miktar veya değeri temyiz (kesinlik) sınırını geçmeyen menkul (taşınır) mal ve alacak davalarına ilişkin nihai kararlar kesindir.” (HUMK hükümlerine göre) derken Hukuk Muhakemeleri Usulü 2001 Altıncı baskı 4981.sayfasında “ Kanundan ötürü verildiği anda kesin olan bir karar temyiz edilirse, temyiz talebi (esasına girilmeden) mesmu olmadığından dolayı reddedilir. Fakat, Yargıtay, böyle bir (kesin) kararı yanlışlıkla bozarsa, bu bozma kararı ve mahkemenin bundan sonra yaptığı işlemler geçersizdir (yok sayılır)” demektedir.

Somut uyuşmazlığa gelince, keşfen belirlenen dava konusu taşınmaz değerinin (17.725TL) karar tarihi itibariyle temyiz kesinlik sınırının (58.800TL) altında kaldığı anlaşılmaktadır. Esasen bu nedenle Bölge adliye mahkemesi tarafından temyiz dilekçesinin değerden reddi yönünde ek karar verilmesi gerekir ise de, 01.06.1990 gün ve 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtay tarafından da bir karar verilebilir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, eldeki dava bakımından temyiz dilekçesinin değerden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek temyiz incelemesi yapılmasının doğru olmadığı düşüncesiyle sayın çoğunluk görüşüne katılmıyorum.


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.