Yargıtay - Ceza Genel Kurulu

2014/128 Esas 2015/388 Karar
Karar Tarihi: 10.11.2015
Yargıtay a ilişkin olarak;

Ceza Genel Kurulu         2014/128 E.  ,  2015/388 K.

'İçtihat Metni' İtirazname :2012/186608

Mahkemesi : Ankara 10. Sulh Ceza

Günü : 24.11.2009

Sayısı : 174-1184

Hakaret suçundan sanık S.. A..'ın 5237 sayılı TCK'nun 125/1, 129/1-3 ve 52/2. maddeleri uyarınca 1.200 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Ankara 10. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 24.11.2009 gün ve 174-1184 sayılı kesin nitelikteki hükme karşı Adalet Bakanlığının 03.07.2012 gün ve 40177 sayılı yazısına istinaden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 20.07.2012 gün ve 186608 sayı ile kanun yararına bozma talebinde bulunulması üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 06.06.2013 gün ve 28088-18050 sayı ile;

' Adli sicil kaydı bulunmayan katılan sanık S.. A.. hakkında hakaret suçundan 1.200 Lira adli para cezası verildiği, ancak kararda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun tartışılmadığı anlaşılmaktadır. Kanun koyucu CMK’nun 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanıp uygulanmaması hususunda mahkemeye takdir hakkı tanımıştır. Objektif koşullar oluşmasına karşın koşullu bir düşme nedeni olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun tartışılmamasına yönelik mahkeme uygulamasının yerinde veya yeterli olup olmadığı temyiz incelemesinde değerlendirilebilecekken, takdire müteallik konuların inceleme dışı bırakıldığı olağanüstü kanun yolu olan, Kanun yararına bozmaya konu yapılamayacak ve Yargıtay tarafından denetlenemeyecektir...

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce, kanun yararına bozma isteminin takdire ilişkin olması nedeniyle yerinde görülmediğinden, CMK'nun 309. maddesi koşullarını taşımayan kanun yararına bozma isteğinin reddine' karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 11.09.2013 gün ve 186608 sayı ile;

“...Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Özel Dairelerin duraksamasız uygulamalarına göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilip verilemeyeceğine ilişkin değerlendirme yapılması için yargılamanın herhangi bir sujesinin istemde bulunması gerekmez. Hükmün açıklanmasının koşullarının oluşup oluşmadığı hakim tarafından kendiliğinden değerlendirilmeli ve bu değerlendirmede denetime olanak sağlayacak şekilde kararda gösterilmelidir...

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.07.2009 gün ve 163-202 ile 29.09.2009 gün ve 130-213 sayılı kararlarında da gösterildiği üzere; sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak, kamu davasının 5271 sayılı CMK'nun 223. maddesi gereğince düşürülmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Koşullu bir düşme nedeni oluşturan 'hükmün açıklanmasının geri bırakılması' müessesesi objektif koşulların varlığı halinde mahkemece, diğer kişiselleştirme hükümlerinden önce ve resen değerlendirilerek, uygulanması yönünde kanaate ulaşıldığı takdirde, hiçbir isteme bağlı olmaksızın öncelikle uygulanmak zorundadır. Gerek koşulları oluştuğu halde bu konuda hiçbir değerlendirme yapılmaması gerekse hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararındaki hukuka aykırılıkların, hakimin takdir hakkına taalluk eden bir husus olmaması nedeniyle yasa yararına bozma konusu yapılabilmesi mümkündür.

Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; sanık S.. A..'ın hakaret suçundan, 5237 sayılı TCK'nun 125/1, 129/1-3 ve 52/2. maddeleri uyarınca 1.200 Lira adli para cezası ile cezalandırıldığı davada, sanık hakkında tayin olunan cezanın türüne, daha önceden kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunmasına, suçtan dolayı maddi bir zararın oluşmamış bulunmasına ve yüklenen suçun yasaklı suçlardan olmamasına göre, hükmün verildiği 24.11.2009 tarihinde yürürlükte bulunan 5728 sayılı Yasa ile değişik 5271 sayılı CMK'nun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının mahkemesince değerlendirilmesi zorunlu olduğundan, yerel mahkemece bu hususun tartışılmaması nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilip verilmeyeceğinin değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin kanun yararına bozma talebi yerindedir.

Bu nedenle, Özel Dairenin, hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının mahkemesince değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin kanun yararına bozma isteminin, takdire ilişkin olduğundan bahisle reddine karar vermesinin hukuka aykırı olduğu' görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurulmuştur.

CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 30.01.2014 gün ve 28545-2669 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yerel mahkemenin kesinleşen kararında uygulanması mümkün olduğu halde hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının tartışmasız bırakılmasının kanun yararına bozmaya konu edilip edilmeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nun 86/2 ve 125/1. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda Ankara 10. Sulh Ceza Mahkemesince 24.11.2009 gün ve 174-1184 sayı ile; 5237 sayılı TCK’nun 125/1, 129/1-3 ve 52/2. maddeleri uyarınca 1.200 Lira, aynı kanunun 86/2, 29/1 ve 52/2. maddeleri uyarınca 3.360 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin hükmün sanık müdafii tarafından temyizi üzerine Yargıtay 2. Ceza Dairesince 29.11.2011 gün ve 32603-39880 sayı ile; hakaret suçundan verilen hükmün kesin olduğundan 1412 sayılı CMUK’un 317. maddesi uyarınca reddine, kasten yaralama suçu yönünden ise 5271 sayılı CMK’nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği, hakaret suçu ile ilgili olarak yerel mahkeme kararında sabıkasız olup işlediği suç nedeniyle herhangi bir zarara yol açmayan ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine ilişkin bir beyanı bulunmayan sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunun tartışmasız bırakıldığı, cezanın infazı sırasında Adalet Bakanlığınca 5271 sayılı CMK'nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması gerekip gerekmediğinin kararda tartışılmaması nedenine dayalı olarak kanun yararına bozma talebinde bulunulduğu, Özel Dairece uygulanması takdire bağlı bu hususun kanun yararına bozma konusu yapılamayacağı gerekçesiyle reddedildiği,

Anlaşılmaktadır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanunun 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanunun 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkrayla büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı kanunun 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanunun 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla çocuk suçlular ile yetişkin suçlular, hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tâbi kılınmıştır.

Başlangıçta yalnızca yetişkin sanıklar yönünden ve şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak hükmolunan, bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması 5728 sayılı Kanunun 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanunun 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezalarına ilişkin tüm suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, maddeye 6545 sayılı Kanunla 'Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez' hükmü eklenmiştir.

5560, 5728, 5739 ve 6008 sayılı Kanunlarla 5271 sayılı CMK'nun 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;

1) Suça ilişkin olarak;

a- Yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması,

b- Suçun Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,

2) Sanığa ilişkin olarak;

a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,

b- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,

c- Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,

d- Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması,

Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.

Tüm bu şartların varlığı halinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve onsekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tâbi tutulacaktır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağına ilişkin bir değerlendirme yapılması için, yargılamanın herhangi bir sujesinin talepte bulunması şart değildir. Maddede öngörülen şartların oluşup oluşmadığı ve bu hükmün uygulanıp uygulanmayacağı hakim tarafından her olayda re'sen değerlendirilip takdir edilmeli ve denetime imkan verecek biçimde kararda gösterilmelidir.

Kanun yararına bozma ise, karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesini ve ülke sathında uygulama birliğine ulaşılmasını sağlama amacıyla, olağanüstü bir denetim muhakemesi yolu olarak Ceza Muhakemesi Kanununun 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu denetimin konusu, maddi ve yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılıklardır. Ancak, gerek kesin hükmün otoritesinin korunması zorunluluğu gerekse olağanüstü bir denetim yolu olması nedeniyle dar kapsamlıdır; her türlü hukuka aykırılığın öne sürülüp incelenmesine elverişli bir denetim yolu değildir. Nitekim, kanun yolunun bu özelliği nedeniyle, hakimin takdirini hatalı kullanmasına ilişkin hususlardaki hukuka aykırılıklar, örneğin; temel ceza miktarının saptanmasında kullanılan ölçütlerin hatalı takdir edilmesi, cezada artırma ve indirme yapılırken kullanılan oranların seçimindeki isabetsizlik gibi hususlar, Yargıtay’ın sadece olağan bir denetim yolu olan temyiz incelemesi sırasında dikkate alabileceği hukuka aykırılıklardandır.

Objektif şartları oluştuğu halde hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili hiçbir değerlendirme yapılmaması hâkimin takdir hakkına taalluk eden bir husus olmaması nedeniyle kanun yararına bozma konusu yapılabileceği yönünde bir tereddüt bulunmamaktadır. Zira bu halde Yargıtay’ca denetlenen ve hukuka aykırılığı vurgulanıp kanun yararına bozma konusu yapılan husus hakimin takdirini yanlış kullanmasıyla ilgili değildir. Denetlenen husus, hakimin bir değerlendirme yaparak sonuca varıp, bunu da hükmünde açıklaması zorunluluğuna uyulmamış olmasıdır. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 14.04.2015 gün ve 529-106; 29.09.2009 gün ve 130-213; 14.07.2009 gün ve 163-202 ile 13.11.2007 gün ve 171-235 sayılı kararları da bu yöndedir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CMK'nun 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Koşullu bir düşme nedeni oluşturan “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesi, objektif koşulların varlığı halinde mahkemece, diğer kişiselleştirme hükümlerinden önce ve re’sen değerlendirilerek, uygulanması yönünde kanaate ulaşıldığı takdirde, hiçbir talebe bağlı olmaksızın öncelikle uygulanmak zorundadır. Objektif şartları oluştuğu halde hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili hiçbir değerlendirme yapılmaması hâkimin takdir hakkına taalluk eden bir husus olmaması nedeniyle kanun yararına bozma konusu yapılabileceği yönünde bir tereddüt bulunmamaktadır. Bu nedenle Özel Dairece bu yöne ilişen kanun yararına bozma talebinin taktire taalluk ettiğinden bahisle reddine karar verilmesi isabetli değildir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire kararının kaldırılmasına, kanun yararına bozma talebi konusunda bir karar verilmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Genel Kurul Üyesi; 'itirazın reddine karar verilmesi gerektiği' düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 06.06.2013 gün ve 28088-18050 sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3- Dosyanın, kanun yararına bozma talebi konusunda bir karar verilmesi için Yargıtay 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.11.2015 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.