Yargıtay - Ceza Genel Kurulu

2012/1479 Esas 2013/611 Karar
Karar Tarihi: 17.12.2013
Yargıtay

Ceza Genel Kurulu         2012/3-1479 E.  ,  2013/611 K.

'İçtihat Metni'İtirazname :2008/148633

Yargıtay Dairesi : 3. Ceza Dairesi

Mahkemesi : YUSUFELİ Asliye Ceza

Günü : 20.02.2008

Sayısı : 39-13

Kasten yaralama suçundan sanık C.D..’un 5237 sayılı TCK’nun 86/1, 87/3 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, Yusufeli Asliye Ceza Mahkemesince verilen 20.02.2008 gün ve 39-13 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 03.05.2012 gün ve 21533-17833 sayı ile;

“1-5271 sayılı CMK’nun 191/3-b maddesine aykırı olarak iddianame okunmadan sanığın sorgusu yapılmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,

2-İddianamede gösterilen TCK'nun 29. maddesinin uygulanmaması nedeniyle CMK'nun 226. maddesi uyarınca sanığa ek savunma tanınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 05.07.2012 gün ve 148633 sayı ile;

“Birinci bozma sebebi ile ilgili olarak; sanığın savunmasının alındığı 19.09.2007 tarihli oturumda sanığa CMK'nun 147 ve 191/3-c maddeleri hatırlatılmak suretiyle iddianamenin kabulüne dair karar da okunarak savunmasının alındığı; esasen sanığa dosyada mevcut Yusufeli Asliye Ceza Mahkemesince çıkarılan iddianame ve çağrı kağıdını havi 24.08.2007 tarihli tebligat 29.08.2007 tarihinde birlikte çalışan İ. K..'ye usulüne uygun olarak tebliğ edildiği dolayısıyla sanığın iddianame muhteviyatından haberdar olduğu ve bu yönden savunma hakkının kısıtlanmadığı anlaşılmaktadır.

İkinci bozma sebebi ile ilgili olarak; konumuzla ilgili Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.12.2011 gün ve 281-285 sayılı kararlarında izah edildiği üzere 5271 sayılı CMK’nun 226. maddesinde öngörüldüğü biçimde suçun hukuki niteliği değişmediği gibi sanık hakkında uygulama şartları gerçekleşmediği için uygulanmayan ve cezanın arttırılmasını gerektiren bir durumda ortada bulunmamaktadır. Sanık hakkında düzenlenen iddianamede sanık hakkında uygulanması istenen bir indirim hükmünün sanık aleyhine olacak şekilde uygulanmaması sanığa ek savunma hakkı verilmesini gerektirmeyecektir.

Ceza Genel Kurulunun 30.09.1991 gün ve 225-241 ile 05.11.1990 gün ve 221-253 sayılı kararları da bu doğrultuda olup anılan kararlarda 'Suç tarihinde 18 yaşını bitirdiği saptanan sanık hakkında aleyhine düzenlenen iddianamede zuhulen TCK'nun 55/3. maddesinin istenilmiş olması kendisine CMUK'nun 258. maddesi uyarınca ek savunma hakkı verilmesini gerektirmediği' sonucuna ulaşılmıştır. Böylece iddianamede gösterilip uygulanmayan bir madde sebebiyle ayrıca sanığa ek savunma hakkı verilmesi gerekmediği” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur.

CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 10.10.2012 gün ve 22750-33925 sayı ile,

'Yerinde görülen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kısmen kabulüne, Dairemizin 03.05.2012 tarih 2009/21533 esas, 2012/17833 karar sayılı kararının 1 nolu bendinin kaldırılmasına, 2 nolu bendi ile ilgili olarak, Dairemizin anılan kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı' gerekçesiyle 2 nolu itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; iddianamede sanık hakkında uygulanması istenen 5237 sayılı TCK'nun 29. maddesinin, sanığa ek savunma hakkı verilmeden uygulanmamasının, 5271 sayılı CMK'nun 226. maddesine aykırılık oluşturup oluşturmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Sanık hakkında kasten yaralama suçundan TCK' nun 86/1, 87/3, 29 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, sevk maddeleri arasında gösterilen ve suçun haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet ve şiddetli elemin etkisi altında işlenmesi halinde cezada indirim yapılabilmesini öngören aynı kanunun 29. maddesinin şartları oluşmadığından bahisle uygulanmadığı ve bu yönde sanığa ek savunma hakkı verilmediği,

İlk oturuma katılan sanığa, iddianame okunarak, kanuni haklarının hatırlatıldığı, isnat olunan suç ve sevk maddelerinden haberdar olarak savunmasını yaptığı,

Sanığın hazır bulunmadığı son oturumda, Cumhuriyet savcısının, kemik kırığı oluşacak şekilde kasten yaralama suçundan 5237 sayılı TCK’nun 86/1 ve 87/3. maddeleri gereğince cezalandırılmasını talep ettiği ve mahkemece TCK'nun 86/1, 87/3 ve 53. maddeleri uyarınca hüküm kurulduğu,

Anlaşılmaktadır.

5271 sayılı CMK’nun “Hükmün konusu ve suçu değerlendirmede mahkemenin yetkisi” başlıklı 225. maddesinde;

“(1) Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir.

(2) Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir”,

Aynı kanunun “Suçun niteliğinin değişmesi” başlıklı 226. maddesinde ise;

“1) Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez.

2) Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır.

3) Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir.

4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır” düzenlemelerine yer verilmiştir.

Oldukça geniş bir kavram olan savunma hakkı, şüpheliyi ve sanığı ilgilendirdiği kadar, bir gün şüpheli veya sanık konumuna düşebilecek, toplumda yaşayan herhangi bir ferdi, dolayısıyla da toplumu ve yine adaleti sağlama yükümlülüğü bulunan Devleti de ilgilendirmektedir. Çünkü ceza yargılamasında savunma, yargılamanın sonucunda verilen ve iddia ile savunmanın değerlendirilmesinden ibaret olan hükmün doğru olmasını sağlar. Bu yönüyle, geniş bir bakış açısı ile değerlendirilmesi gereken savunma hakkı, müdafi yardımından yararlanma, susma, soru sorma, kendi aleyhine işlemlere katılmama, tercümandan yararlanma, kanıtların toplanmasını isteme, duruşmada hazır bulunma, kanun yoluna başvurma gibi hakları içerir.

Savunma hakkı, 1982 Anayasasının 36. maddesinde 'Temel Haklar ve Ödevler' başlıklı ikinci kısmın ikinci bölümünde “Kişinin Hakları ve Ödevleri” başlığı altında; 'Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir' şeklinde düzenlenmiş olup, bu hakkın “temel hak” niteliğine uygun olarak, savunma hakkının verilmemesi veya sanığın savunma hakkının sınırlandırılması halinde, hüküm daima hukuka aykırı olacaktır.

Buna göre, sanığın ceza yargılamasındaki en önemli haklarından birisi de; yargılamanın her aşamasında göz önünde bulundurulması gereken savunma hakkıdır. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış olan bu hakkın, herhangi bir nedenle sınırlandırılması mümkün değildir. Nitekim 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nun 308/8. maddesine göre de savunma hakkının sınırlandırılması mutlak bozma nedenlerindendir.

Savunma hakkının sınırlandırılamayacağı temel ilke olmakla birlikte, kanun koyucunun, yargılamanın uzamasını önlemek, gereksiz emek ve gider kaybına neden olmamak ve usul ekonomisi açısından bazı sınırlamalara gittiği de bir gerçektir. Ancak bu sınırlamalar istisna olup, bu gibi hallerde dahi, Usul Kanunumuz bazı şartların varlığını aramaktadır.

Öte yandan, savunma hakkının sınırlandığından söz edebilmek için, savunmanın hükmü etkileyecek nitelik taşıması ve yargılaması yapılan fiile ilişkin olması gerekir. 5271 sayılı CMK’nun 226. maddesi, yargılaması yapılan ve iddianamede kanuni unsurları gösterilen suçun temas ettiği kanun maddelerinden başkasıyla mahkumiyet durumunda veya cezanın arttırılmasını gerektiren nedenlerin ilk defa duruşma sırasında ortaya çıkması hallerinde savunma hakkının sınırlanamayacağı ilkesi uyarınca, sanığın ek savunmasını yapabilmesi için bir takım usullere uyulması yükümlülüğünü getiren özel bir düzenlemedir. Belirtilen bu haller ortaya çıktığında mahkemelerin, bu konuda kanunun öngördüğü biçimde savunmasını yapamayan kişiler hakkında mahkumiyet hükmü kurmaları mümkün değildir.

Bu konuya ilişkin olarak Ceza Genel Kurulunun 29.12.1998 gün ve 321–393 sayılı kararında; “iddianamede gösterilen eylemin hukuki niteliğinin değişmesi ya da cezanın artırılmasını gerektiren hallerin, ilk defa duruşma sırasında ileri sürülmesi halinde, sanık veya müdafisine ek savunma hakkı verilmeden, sanığın iddianamede gösterilen suçun temas ettiği kanun hükmünden başkasıyla cezalandırılamayacağı” sonucuna ulaşılmıştır.

5237 sayılı TCK’nun 'Haksız tahrik' başlıklı 29. maddesinde yer alan; “Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir” şeklindeki düzenleme ile kişiye haksız fiilin etkisi altında işlediği suçtan ötürü verilecek cezadan belli bir oranda indirim yapılması öngörülmüştür.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Yusufeli Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianamede kasten yaralama suçundan sanık hakkında TCK’nun 29. maddesinin uygulanması istenilmiş, atılı suç ve sevk maddeleri uyarınca savunmasını yapan sanığın iddianamede kanuni unsurları gösterilen kasten yaralama suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Görüldüğü üzere, 5271 sayılı CMK'nun 226. maddesinde öngörüldüğü biçimde suçun hukuki niteliği değişmemiş, sanık hakkında uygulama şartları gerçekleşmediği için, uygulanmayan 5237 sayılı TCK’nun 29. maddesi ile cezanın artırılmasını gerektiren başka bir durum da ilk kez duruşmada ortaya çıkmamıştır. Sanık hakkında düzenlenen iddianamede yanılgı ile sanık hakkında uygulanması istenen bir indirim hükmünün sanık aleyhine olacak şekilde uygulanmaması sanığa ek savunma hakkı verilmesini gerektirmeyecektir.

Bu bağlamda sanık TCK'nun 29. maddesinin mahkemece uygulanıp uygulanmayacağı yönünden duruşmanın başından beri savunma yapma imkanına sahip olmuştur. Dolayısıyla savunma hakkının sınırlandırılması söz konusu olmayıp, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nun 29. maddesinin uygulanmaması nedeniyle ayrıca ek savunma hakkı vermeyen yerel mahkeme hükmünde usul ve kanuna aykırılık bulunmamaktadır.

Nitekim Ceza Genel Kurulunun 13.12.2011 gün ve 356–272 ile 02.12.2011 gün ve 281–285 sayılı kararlarında da benzer sonuca ulaşılmıştır.

Bu itibarla, haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına hükmün esasına, ilişkin inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesi S.Bakıcı; 'Sanığa ek savunma hakkı verilip verilmeyeceği, ilke olarak karara bağlanmayıp olaysal olarak değerlendirilmelidir.

Somut olayda, sanık hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu işlediğinden bahisle düzenlenen iddianamede; sanığın bu suçu duvarda asılı resminin yere atılmasından duyduğu öfke ile işlediği, mağdurun haksız fiili gözetilerek TCK.nun 29. maddesinin uygulanması talep olunmuştur.

Mahkemece, mağdurun eylemi haksız fiil olarak kabul edilmeyip sanık hakkında 29. madde uygulanmamış ve bu hükmün uygulanmayacağı sanığa bildirilip ek savunma hakkı tanınmamıştır.

Sanık, iddianameye göre hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanacağını düşünmekte ve cezasının dörtte bire ineceğini zannetmektedir. Bu nedenle iddianameye güvenerek, nasıl olsa uygulanacak düşüncesiyle haksız tahrik üzerinde durmamış, bu konuya yoğunlaşmamıştır. TCK.nun 29. maddesinin uygulanamayacağı belirtilerek ek savunma hakkı tanınmış olsaydı, bu husus üzerinde duracak, haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasını isteyecek, bu konuda belki de öğreti ve yargı kararlarından örnekler verecek, gerekirse hukuki mütalaa alarak mahkemeye sunacak, böylece mahkemeye yardımcı olacaktı. Ek savunma hakkı verilmeyerek ve iddianamede belirtilen TCK.nun 29. maddesi uygulanmayarak sürpriz bir biçimde sanığın cezası dört katına çıkmıştır. Sanık bu konuda savunmasız kalmış, savunma hakkı kısıtlanmıştır. Bu nedenle çoğunluk görüşüne katılamıyorum' düşüncesiyle,

Çoğunluk görüşüne katılmayan dokuz Genel Kurul Üyeside; benzer düşüncelerle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ :

Açıklanan nedenlerle,

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 03.05.2012 gün ve 21533-17833 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,

3- Dosyanın, hükmün esasının incelenmesi amacıyla Yargıtay 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.12.2013 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

 

 


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.