Yargıtay - Büyük Genel Kurulu

2014/9 Esas 2014/22 Karar
Karar Tarihi: 21.11.2014
Yargıtay

Büyük Genel Kurulu         2014/9 E.  ,  2014/22 K.

'İçtihat Metni'MAHKEMESİ : Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla)

Taraflar arasındaki tazminat davasında yapılan yargılama sonunda ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nca ;

“Davacı vekili yargısal faaliyet nedeniyle 6100 sayılı HMK’nun 46. maddesine dayanarak tazminat isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili 27.02.2013 tarihli dava dilekçesinde: dava dışı alacaklılar ..... ve Yaşasın Turizm Ltd Şti ile yine dava dışı olan borçlu ....hakkında 20.04.1999 tarihinde icra takipleri başlattıklarını ve borçlu Ali Bahar'a ait taşınmazın 07/05/1999 tarihinde haciz edildiğini, Karşıyaka 3. Asliye Hukuk Mahkemesi, 03.05.2007 gün ve 2006/264-130 sayılı karar doğrultusunda gayrimenkulün Karşıyaka 1. İcra Müdürlüğünün 1999/1871 E. Sayılı dosya ile satışa çıkarıldığını, 16.10.2008 tarihli ihaleye alacaklı ... ve İzmir 5.İcra Müdürlüğü 2005/286 E. Sayılı dosyası ile ....alacaklısı ....’nun katıldığını, ihalenin ....'nda kaldığını, icra müdürünün satış parasını yatırması için ....'na süre verdiğini, yasal süre içinde yatırılmayınca da taşınmazın İİK’nun 133. maddesine göre en çok arttıran ...'a teklif edildiğini, ....’nun satış bedelini yatırması yolundaki memurluk kararını şikayet ettiğini, Karşıyaka 2. İcra Hukuk Mahkemesi 17.11.2008 gün ve 2008/688-681 sayılı karar ile şikayetin kabulüne karar verildiğini, kararın onandığnı, karar düzeltme isteminin reddine karar verildiğini, aynı konuda bu kez ... tarafından açılan davada ise Karşıyaka 2. İcra Hukuk Mahkemesi, 08.07.2010 gün ve 2010/440-596 sayılı ilam ile şikâyetin kabulüne karar verildiğini, bu kez kararın kesin hüküm nedeni ile bozulduğunu ve mahkemece bozma ilamına uyularak istemin reddine karar verildiğini, maddi gerçeğe aykırı olarak hukuken hak sahibi olmayan ....’nu hak sahibi haline getirmek suretiyle müvekkilinin 227.281 TL tutarında olan alacağını tahsil edilemez konuma sokulduğunu iddia ederek 20000 TL belirsiz alacak davasının kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ... Bakanlığı 16.07.2013 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle; davanın süresinde açılmadığını, fazlaya dair haklar saklı tutularak belirsiz alacak davası açıldığını, davanın şartlarının oluşmadığını savunarak davanın reddine ” karar verilmesini talep etmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nun 20.03.2013 günlü görüşmesinde, tensip ile birlikte 6100 sayılı HMK’nun 185. maddesi uyarınca naip üye tayin edilmiş, ön incelemenin ilk duruşması dahil bütün usul işlemleri tayin edilen naip üye tarafından yerine getirilmiştir.

6100 sayılı HMK’nun 48. maddesi gereğince dava, dava konusu yargısal faaliyette imzası bulunan Yargıtay Daire Başkanı’na, ve üyelerine ihbar edilmiştir.

Dilekçeler aşamasının tamamlanmasından sonra, dosya üzerinden 6100 sayılı HMK’nun 114. maddesindeki dava şartlarının mevcut olup olmadığı incelenmiş, dava şartlarının bulunduğu tespit edilmiştir. 6100 sayılı HMK’nun 116. maddesindeki ilk itirazlar ileri sürülmediği için herhangi bir inceleme yapılmamıştır.

Hukuk Genel Kurulu’nca tayin edilen naip üye, 6100 sayılı HMK’nun 139. ve 147. maddeler meşruhatlı davetiye ile tarafları ön inceleme duruşmasına davet etmiş, aynı Kanun’un 137. ve 140. maddeleri uyarınca taraflar vekillerinin katılımı ile yapılan öninceleme duruşmasında iddia belirlendikten sonra, tahkikat duruşması için dosya heyete tevdi edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nda işin esasına geçilmeden önce eldeki davanın belirsiz alacak davası olarak açılıp açılamayacağı tartışılmıştır.

6100 sayılı HMK’nun ikinci kısım ikinci bölümünde dava çeşitleri düzenlenmiş, eda davası, tespit davası, inşai dava, belirsiz alacak ve tespit davası, kısmi dava, topluluk davası, davaların yığılması, terditli dava, topluluk davası ve seçimlik dava, dava çeşitleri olarak sayılmıştır.

Hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilir. Özellikle, zararın baştan belirlenemediği, ancak bir incelemeden sonra tam olarak tespiti mümkün olan tazminat taleplerinde böyle bir durumla karşılaşılabilmesi söz konusudur. Hukuk sistemimiz içinde, böyle bir durumla karşılaşan kişinin hak araması bakımından birçok güçlük söz konusudur. Öncelikle kendisinden, aslında tam olarak bilmediği bir alacak için dava açması istenmekte, ayrıca, daha sonra kendi talebinden daha fazla bir miktar alacağının olduğu ortaya çıktığında da bunu davayı genişletme yasağı çerçevesinde ileri sürmesi mümkün olabilmekteydi. Böyle bir durumda, gerçekten bilinmeyen bir alacak için dava açmaya zorlamak gibi hak aramanın özüyle izah edilemeyecek bir yol ve tarafın kendi ihmali ya da kusuru olmadığı hâlde bir yasakla karşılaşması gibi de bir engel söz konusuydu. Oysa, hak arama özgürlüğü, böyle bir sınırlamayı ve gerçek dışı davranmaya zorlamayı değil, gerçekten hakkı ihlâl edilen veya ihlâl tehlikesi altında olan kişiyi, mümkün olduğunca geniş şekilde korumayı amaçlamalıdır (6100 sayılı HMK 107. madde gerekçesi)

Kaldı ki, miktar ya da değeri belirsiz bir alacak için dava açılması gerektiğinde birtakım sınırlamalar getirmek, dava içinde yeni taleplere veya o davanın dışında yeni davalara yol açarak, usûl ekonomisine aykırı bir durum da meydana getirecektir.

Bu amaçları sağlamak üzere, HMK’nun 107 maddesinde belirsiz alacak ve tespit davası düzenlenmiştir. HMK’nun “belirsiz alacak ve tespit davası” başlıklı 107. maddesinde;

“(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.

(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.

(3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir” denilmiştir.

Belirsiz alacak ve tespit davalarına ilişkin hükümlerin mukayeseli hukukta da yer aldığı dikkate alınarak, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklının, hukukî ilişki ile asgarî bir miktar ya da değer belirterek belirsiz alacak davası açabilmesi kabul edilmiştir. Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Ancak, burada şuna dikkat edilmesi gereklidir: Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamayacaktır (Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanununa Göre Dava Çeşitleri, Bankacılar Dergisi Mart 2012 Sayı 80 sayfa 83 vd) Çünkü, her davada arandığı gibi, burada da hukukî yarar aranacak, böyle bir durumda hukukî yararın bulunduğundan söz edilemeyecektir. Özellikle, kısmî davaya ilişkin yeni hükümler de dikkate alınıp birlikte değerlendirildiğinde, baştan tespiti mümkün olan hâllerde, bu yola başvurulması kabul edilemeyecektir (6100 sayılı HMK 107 madde gerekçesi).

Kanun koyucu hangi hallerin imkansız ya da davacıdan beklenemeyecek hal olduğunu belirtmemiş, bu husus öğreti ve uygulamaya bırakılmıştır.

Belirsiz alacak davası, davacının dilekçesinde talep sonucunu belirleyemediği veya belirlemesinin imkânsız olduğu hallerde açılabilen bir davadır. Davacı, dava dilekçesinde, alacağının miktarını belirleyebilir durumda ise belirsiz alacak davası açamaz. Talep sonucu formüle edilirken sadece sübjektif olarak talep sonucunun belirsiz olduğu söylenerek belirsiz alacak davası açmak mümkün değildir.

Talep sonucunun belirlenmesinin imkânsız olması, davacının talep sonucunu hiçbir şekilde belirleyemediği hallerde söz konusu olabilecektir. Talep sonucunun belirlenememesi bazı hallerde biyolojik nedenlerle, bazı hallerde hukuki anlamda imkânsız olabilir. Örneğin, zarar gören kişinin zararın sonuçlarını dava açtığı sırada tam olarak belirlemesi mümkün değildir. Ağır yaralanan kişinin ve dava açıldığı sırada tedavisi devam eden ve tedavinin sonuçlarının tam olarak belirlenemediği halde zararın belirlenmesi mümkün olmadığı gibi davacının talep sonucunun belirleyebilmesi için gereken bilgilerin üçüncü kişi ya da davalının bünyesinde bulunması halinde de (yanlış tedavi halinde evrakların hastanade veya doktorda bulunması gibi) zararın belirlenmesi mümkün değildir. (Pekcanıtez H. Belirsiz Alacak Davası (HMK 107), Yetkin yayınları Ankara 2011, , s. 45)

Ayrıca dava sonunda hükmedilecek olan miktar tamamen hâkimin takdirine ait ise bu durumda da hukuki anlamda belirsizlik vardır. Burada davacı hukuki engeller nedeniyle talep sonucunu belirleyememektedir. Örneğin manevi tazminat talebinde tazminat miktarının belirlenmesi hakimin takdirine ait, olması sebebiyle imkânsızdır (Pekcanıtez, age., s 45)

Talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması için davacının talep sonucunu belirlemesi halinde, zarar görme ihtimalinin bulunmaması gerekir. Hemen şunun ifade edilmesi gerekir ki, alacak miktarı hakkında taraflar arasında uyuşmazlık bulunması, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez. Objektif olarak talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması gerekir.

Somut olayda; davacı vekili yukarıda özeti belirtilen dava dilekçesinde, yapılan yargısal faaliyet nedeni ile 227.281 TL tutarında olan alacağının tahsil edilemez konuma sokulduğunu iddia ederek, 20.000 TL belirsiz alacak davasının kabulüne karar verilmesini istemiştir. Dava dilekçesi dikkate alındığında davacının isteminin belirli bir alacak hakkında açılan belirsiz alacak davası olduğu açıktır.

Yukarıda izah edildiği üzere, alacaklının belirsiz alacak davası açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Yukarıda izah edilen somut olay dikkate alındığında, dava miktarının tam ve kesin olarak belirlenmesi objektif olarak mümkündür. Talep sonucunun belirlenmesinde biyolojik veya hukuki anlamda imkânsızlık bulunmamaktadır. Subjektif olarak talep sonucunun belirlenememesi belirsiz alacak davası açılmasına imkan vermeyecektir.

Bu nedenle dosya kapsamı ve talep itibari ile eldeki davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı anlaşıldığından açılan davanın usulden reddine karar verilmesi gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Açılan davanın usulden reddine,

Karar anına kadar harcanan ve aşağıda dökümü yazılı 35,00 TL. yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, artan gider avansının 6100 sayılı HMK 333 maddesi uyarınca hükmün kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,

Davanın reddedildiği dikkate alındığında alınması gereken 24.30 TL maktu karar ve ilam harcının peşin alınan 341,55 TL harçtan mahsup edilerek bakiye kalan 317.25 TL harcın davacıya iadesine,

Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi 7/2 maddesi gereğince reddedilen maddi tazminat için 2400 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,”

Gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nda temyizi kabil olmak üzere davacı temsilcisi ve davalı hazine vekilinin yüzünde oybirliği ile verilen 26.12.2013 gün ve 2013/5 Esas, 2013/23 Karar sayılı karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

BÜYÜK GENEL KURUL KARARI

Davacı tarafın temyiz isteminin süresinde olduğunun anlaşılmasından ve dosyadaki tüm kağıtların okunmasından sonra gereği düşünüldü:

Davacı vekili yargısal faaliyet nedeni ile devlet aleyhine açtığı davada tazminat isteminde bulunmuştur.

İlk derece mahkemesi sıfatıyla Hukuk Genel Kurulunca yapılan yargılama sonunda davanın usulden reddine karar verilmiştir. Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bilgi ve belgelere, daire kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun olduğu tespit edilen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın onanması gerekir.

SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, 25,20 TL temyiz ilam harcı peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 21.11.2014 gününde oybirliği ile karar verildi.


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.