Yargıtay - Ceza Genel Kurulu

2011/796 Esas 2012/212 Karar
Karar Tarihi: 22.05.2012
Yargıtay a ilişkin;

Ceza Genel Kurulu         2011/3-796 E.  ,  2012/212 K.

'İçtihat Metni'İtirazname: 2010/268456

Yargıtay Dairesi : 3. Ceza Dairesi

Mahkemesi : MUSTAFAKEMALPAŞA Sulh Ceza

Günü : 16.06.2010

Sayısı : 336-423

6831 sayılı Yasaya aykırılık suçundan sanık S.Y.ın aynı Yasanın 91/1-3-son, 108/son ve 5237 sayılı TCY'nın 51. maddeleri uyarınca 24 ay hapis ve 8100 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, cezanın ertelenmesine ve zoralıma ilişkin, Mustafakemalpaşa Sulh Ceza Mahkemesince verilen 14.03.2007 gün ve 277-84 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 15.03.2010 gün ve 6350-4192 sayı ile;

“Hükümden sonra 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanunla, özel nitelikte olan 6831 sayılı Orman Kanununda getirilen köklü değişikliklerin ve ceza sisteminin lehe hükümlerinin bütün halinde değerlendirme sonucu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 7. maddesi dikkate alınarak sanıkların lehine uygulanması gerekliliği ve 5728 sayılı Kanunun 562. maddesinin 1. fıkrası uyarınca CMK'nun 231/5, 14. madde ve fıkralarında öngörülen, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasında ceza sınırının 2 yıla çıkartılması ve soruşturma ile kovuşturması şikayete bağlı suç olma şartının kaldırılması kuralları gereğince bu hususların mahalli mahkemece birlikte değerlendirilmesi zorunluluğu” gerekçesiyle diğer yönleri incelenmeksizin hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Bozmaya uyan yerel mahkemece 16.06.2010 gün ve 336-423 sayı ile;

Sanığın 6831 sayılı Yasanın 91/1, 91/4, 5237 sayılı TCY'nın 62, 52, 54/1. maddeleri gereğince hapis cezasından çevrilen 6000 ve doğrudan hükmolunan 5000 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, zoralıma, katılan kurumun zararı giderilmediğinden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiş,

Bu hüküm de sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 13.10.2011 gün ve 8046-14128 sayı ile;

“Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumuna ilişkin uygulama esasları ve koşullarının belirlendiği Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.02.2009 tarih 250-13 sayılı kararında ‘suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesinde zarar yönünden, kanaat verici basit bir araştırma ile belirlenecek maddi zararların esas alınması, manevi zararların bu kapsama dahil edilmemesi gerektiği’ görüşünün benimsenmesi dikkate alınarak mahkeme tarafından meydana gelen zarar, kanaat verici ve basit bir araştırma ile saptanıp, sanıktan tespit edilen bu zararı giderip gidermeyeceği sorulup, diğer koşullarında mevcudiyeti halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla ilgili olarak bir karar verilmesi gerekirken, belirtilen eksiklikler yerine getirilmeden ve denetime imkan verecek şekilde değerlendirme yapılmadan sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi” isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 22.12.2011 gün ve 268456 sayı ile;

“Mahkeme tarafından suçun işlendiği yerde sanık ve müdafiinin de hazır bulunmasıyla teknik bilirkişi marifetiyle keşif yapılmış, orman yüksek mühendisi bilirkişi tarafından düzenlenen ve kesilen ağaçların bedeli ile ağaçlandırma gideri olarak hesaplanan katılan İdarenin 1130 TL miktarında zararı bulunduğuna dair rapora karşı sanık ve müdafiinin 25.12.2006 tarihli oturumda beyanları sorulmuş ve tutanağa yazılmıştır.

14.03.2007 tarih ve 2006/277 esas, 2007/84 karar sayılı ilk mahkumiyet hükmünün ‘hükümden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun ile 6831 sayılı Orman Kanunu ve CMK'nın 231. maddesindeki değişikliklerin yeniden değerlendirilmesi lüzumu....’ gerekçesiyle Daire tarafından 15.03.2010 tarihinde bozulmuş ve bozma ilamına uyan mahkemece sanık ve müdafiinin de hazır bulunduğu son oturumda sanıktan sorulduğunda ‘...Biz Orman İdaresine ağaçlandırma gideri veya tazminat adı altında herhangi bir ödeme yapmadık’ şeklinde beyanda bulunmuş, sanığın son sözündeki beyanlarında da zararı ödeme niyeti ve bu konuda bir çabasının da olmadığı anlaşılmıştır.

Yukarıda açıklanan durum karşısında, bilirkişi raporu, sanığın zararın tazmini ile ilgili beyanları ve mahkemenin kabulüne göre, sanık hakkında CMK'nın 231. maddesinin uygulama koşullarının bulunmadığı ve bu nedenle davanın esası hakkında inceleme yapılarak karar verilmesi gerekirken diğer yönleri incelenmeden yazılı şekilde bozma kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu” görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurularak, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve dosyanın esastan incelenmesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmesi isteminde bulunulmuştur.

Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulu'nca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

İtirazın kapsamına göre inceleme, sanık S. Y.hakkında kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanması açısından, mahkeme tarafından zarar miktarının tespit edilmesi ve tespit edilen bu zararı ödeyip ödemeyeceğinin sanıktan sorulmasının gerekip gerekmediğinin belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğinden;

Sanık hakkında ormandan ağaç kesmek suçundan açılan kamu davasında, yerel mahkemece suç niteliğinin belirlenmesi ve katılan kurumun uğradığı zararın tespiti amacıyla 17.11.2006 tarihinde mahallinde keşif yapıldığı, katılan kurumun uğradığı zararı da gösterir bilirkişi raporunun, 25.12.2006 günlü oturumda sanık müdafiine okunduğu ve yüklenen suçu kabul etmeyen sanığın, 16.06.2010 tarihli oturumda “orman idaresine ağaçlandırma gideri veya tazminat adı altında herhangi bir ödeme yapmadığını” belirttiği, ayrıca zararı karşılayacağına ilişkin bir savunmada bulunmadığı gibi, zararın ödenmesi yönünde herhangi bir irade de ortaya koymadığı anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi için öncelikle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun niteliği ve uygulanma koşulları üzerinde durulması gerekmektedir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Yasasının 23. maddesi, büyükler hakkında ise 5271 sayılı CYY’nın 231. maddesine 19.12.2006 gün ve 26381 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5560 sayılı Yasanın 23. maddesiyle eklenen 5 ila 14. fıkraları ile kabul edilmiş, aynı Yasanın 40. maddesiyle de 5395 sayılı Yasanın 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılık hariç olmak koşuluyla, çocuk suçlular ile yetişkin suçlular, hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı koşullara tabi kılınmıştır.

Başlangıçta yalnızca yetişkin sanıklar yönünden, şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası için kabul edilen bu kurum, 08.02.2008 tarih ve 26781 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak, aynı gün yürürlüğe giren 23.01.2008 gün ve 5728 sayılı Yasanın 562. maddesiyle, 5271 sayılı Yasanın 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezaları için de uygulanabilir hale getirilerek, Anayasa’nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp yasalarında yer alan suçlar ayrık olmak üzere tüm suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, 01.03.2008 günü yürürlüğe giren 26.02.2008 gün ve 5739 sayılı Yasa ile 3713 sayılı Yasanın 13. maddesinde yapılan değişiklik ve 1632 sayılı Askeri Ceza Yasasına eklenen Ek 10. madde ile de; 15 yaşından büyüklerin işledikleri terör suçları ile 1632 sayılı Yasada yer alan suçlar yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsam dışına çıkarılarak kurumun uygulanma alanı tekrar daraltılmış, 25.07.2010 gün ve 27650 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 22.07.2010 gün ve 6008 sayılı Yasanın 7. maddesiyle 231. maddenin 6. fıkrasına eklenen cümleyle, sanığın kabul etmemesi halinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği esası getirilmiş, 3713 sayılı Yasanın 13. maddesindeki “onbeş yaşını tamamlamamış” ibaresi yürürlükten kaldırılmak suretiyle bu kurumun terör suçu işleyen 15 yaşından büyük çocuklar yönünden de uygulanmasına olanak sağlanmıştır.

5560, 5728, 5739 ve 6008 sayılı Yasalar ile gerçekleştirilen değişiklikler sonucu hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için:

a) Suça ilişkin;

1- Yapılan yargılama sonucunda, sanık hakkında mahkûmiyet hükmü tesis edilmeli ve hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasından ibaret olmalıdır.

2- Suç, Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp yasalarında yer alan suçlardan bulunmamalıdır.

3- 01.03.2008 tarihinden itibaren işlenen suçlarda ise, suçun ayrıca 3713 sayılı Yasa ile 1632 sayılı Yasa kapsamında yer alan suçlardan olmaması gerekmektedir.

b) Sanığa ilişkin;

1- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,

2- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi,

3- Mahkemece; sanığın, kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,

4- Sanığın bu kurumun uygulanmasını kabul etmesi,

Koşullarının varlığı gerekmektedir.

Tüm bu koşulların bulunması halinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve sanık beş yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşullarından birisi de, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesidir. Burada uğranılan zarardan kast edilen maddi zarar olup, manevi zarar bu kapsamda değerlendirilmemelidir.

Maddi zararın bizzat sanık tarafından yerine getirilmesi gerekmeyip, sanık adına onun bilgisi ve rızası tahtında üçüncü kişiler tarafından tazmin, aynen iade veya eski hale getirme suretiyle giderilmesi de olanaklıdır. Ancak herhangi bir zararın doğmadığı veya zarar doğurmaya elverişli olmayan suçlar yönünden ise bu koşul aranmayacaktır.

Zararın belirlenmesinde hâkim, ceza yargılamasında şahsi hak davasına yer verilmediği gerçeğini de göz önünde bulundurmak koşuluyla kanaat verici basit bir araştırma yapmalı, hukuk hâkimi gibi gerçek zararı tam anlamıyla tespite çalışmamalıdır. Zira 5271 sayılı Yasanın 231. maddesindeki düzenleme, kişinin ileride hukuk mahkemesinde şahsi hak davası açmasına ve giderilmediğini düşündüğü gerçek zararının kalan kısmına da hükmedilmesini isteme yönünden bir engel oluşturmamaktadır.

Bazı olaylarda zarar miktarının herkes tarafından kolaylıkla belirlenebilmesi olanaklı ise de, bazı olaylarda zararın tespiti teknik bilgi gerektirdiğinden, ancak konunun uzmanı bilirkişiler aracılığıyla belirlenebilmektedir. Bu gibi durumlarda zararın miktarı hâkim tarafından belirlenemiyorsa, bilirkişi incelemesi yaptırılmalı ve zararın karşılanması konusunda iradesini gösteren sanıktan belirlenen bu miktar zararı giderip gidermeyeceği sorulduktan sonra, sonucuna göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı tartışılmalıdır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Yerel mahkemece 17.11.2006 tarihinde yapılan keşif sonucunda, bilirkişi tarafından düzenlenen ve katılan kurumun toplam 1130 Lira olarak tespit edilen zararının da yer aldığı raporun 25.12.2006 günlü duruşmada sanık müdafiine okunduğu ve yüklenen suçu kabul etmeyen sanığın, 16.06.2010 tarihli oturumda “orman idaresine ağaçlandırma gideri veya tazminat adı altında herhangi bir ödeme yapmadığını” belirterek, zararı karşılayacağına ilişkin bir savunmada bulunmadığı gibi, zararın ödenmesi yönünde bir irade ortaya koymadığı ve herhangi bir girişimde bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Bu nedenle, olayda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşullarından birisi olan mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi koşulu yerine getirilmediğinden, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına ilişkin yerel mahkeme hükmü usul ve yasaya uygun olup, Özel Daire bozma kararı isabetsizdir.

Bu itibarla, haklı nedene dayanan itirazın kabulü ile Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, hükmün esasının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 13.10.2011 gün ve 8046-14128 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,

3- Dosyanın, hükmün esasının incelenmesi için Yargıtay 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.05.2012 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

 


Uygulamayı Edinin

App Store'dan veya Play Store'dan uygulamamızı indirip mobil cihazınızda Kararcı deneyimi yaşayabilirsiniz.